İçeriğe geç
NovaSofyaBİLGİNİN İZİNİ SÜR
Tez · Orta Çağ tarihi ve askerî tarih · 2022

1101 Seferleri ve Haçlı Devletlerinin Kırılganlığı

Haçlı Seferleri Döneminde Türk ve Frenk Süvarileri
Muhammed AvcıDokuz Eylül Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü · Tarih

8 dk okuma · Çalışmanın diğer konuları →

1101 Haçlı Seferleri olarak tasnife giren Haçlı Seferleri ilk haçlı seferinin devamı niteliğindedir. Nitekim Kudüs’ün ele geçirilmesi Batı Hristiyanlık dünyasında büyük bir etki yapmış ve seferi desteklemeyen orduların ve devletlerin de sefere katılmasını motive etmişti. 1099 yılında Kudüs’ün ele geçirildiğini öğrenmeden yaşamını yitiren Papa II. Urbanus’un yerine Papa II. Pascalis’de Doğu’da kazanılan zaferlerin devamı ve kazanılan toprakların elde tutulabilmesi için Batı Dünyası’nı sefere teşvik için Avrupa’nın çeşitli yerlerinde konsiller düzenleniyordu. Avrupa Dünyası’nın merkezi krallıkları bu sırada Avrupa’daki kaotik ortam sebebiyle sefere ilgi gösteremese de sefere katılan ordular dükler, lordlar ve kilise önderleri öncüğünde oluşturulmuştu.[252]

Üç ana ordu şeklinde düzenlenen bu seferin birinci ordusunu; Milano Başpiskoposu Anselm de Buis önderliğindeki Lombardlar, ilk sefere katılıp Antakya kuşatmasının kötü şartlarından dolayı geri dönen Etienne de Blois’in önderliğinde Fransızlar ve Alman Hükümdarı Marşal’ı Konrad önderliğindeki Almanlar oluşturuyordu. İkinci orduyu Nevers Kontu II. Guillaume önderliğindeki Fransızlar, üçüncü orduyu Aquitania Dükü IX. Guillaume önderliğindeki Fransızlar ve Bavyera Dükü IV. Welf önderliğindeki Almanlardan oluşuyordu.[253]

Seferin haberini alan Bizans İmparatoru Aleksios, durumdan rahatsız olmuştu, nihayetinde ilk seferden sonra Selçukluların yaşadığı kaos içerisinde Ege’yi, Batı ve Güney Anadolu’yu ele geçirmiş Selçukluları Sakarya’nın ötesinde bırakmışlardı.

Eylül 1100’ de hareket eden ilk ordu Anselm de Buis önderliğinde Lombardlardı. Bu orduda şövalyeler ve asilzadeler olduğu gibi kadınlar ve çocuklar da bulunuyordu. Bizans topraklarında iken bu ordu oldukça disiplinsizce tavırlarda bulunmuş nihayetinde Nisan ayında Anadolu’ya geçmişti. Arkasından Konrad önderliğindeki Alman ordusu geldi. Kuzey Fransızları ilk sefere katılan Etienne De Blois önderliğinde İstanbul’a ulaştı. İmparator Aleksios İstanbul’da bulunan Raymond de Saint Gilles’i bu orduya danışman olarak atamış Bizans kumandanı Tzitas’ı ve beraberinde 500 kişilik bir Peçenek birliğini de rehber olarak yanlarına takviye etmişti. Mayıs 1101 yılında İzmit civarında Fransız ordusu, Alman ordusu ve Lombard ordusu birleşti. Kudüs’e gitmek amacıyla düzenlenen bu sefer Urfa ve Antakya’daki kurulan Haçlı devletlerini örnek alarak Anadolu’da toprak kazanmak için rotasını Doğu Anadolu’ya çevirdi. Lombardların hedeflerinden birisi de Niksar’ı alıp, esir edilen Antakya Haçlı Devleti’nin kurucusu Bohemund’u da esaretten kurtarmaktı. Diğer taraftan Konya’yı başkent yaparak Orta Anadolu’ya çekilmiş olan Anadolu Selçuklu Hükümdarı Kılıçarslan ve diğer Türk beyleri 1097’de gelen Haçlı Ordusu ile mücadeleden pek çok şey öğrenmiş ve güçlerini toparlamışlardı. Danişmendliler de Sivas, Tokat ve Amasya’da egemenliğini geliştirmişti. Kendi aralarında çekişmekte olan bu iki Türk devleti Haçlı tehlikesi karşısında birleşmiş ve beraber hareket edeceklerdi. Kılıçarslan ayrıca diğer Türk ve Müslüman beyliklerinden de yardımlar istemişti. Nitekim 1097 yılındaki Haçlı Seferi’nin Türk ve Müslüman dünyası için yıkımının bu kadar büyük olacağı çok göz önünde bulundurulmamış ve uğranılan kayıplar bir varlık mücadelesi bilinciyle beraber hareket etmeyi mecbur kılıyordu. Netice de Haleb emiri Rıdvan, Harran emiri Karaca, Artuklu beyi Belek bu çağrıya katıldı.[254]

Haçlı Ordusu haziran ayında topyekûn bir şekilde harekete geçti ve Kılıçarslan’ın hakimiyetindeki önceden şehir ve kalelerin boşaltıldığı Ankara’ya ulaştılar. Burayı ele geçirdikten sonra Haçlı Ordusu önlerinde onları karşılamaya çıkan Hristanları dahi kıyıma uğratıyorlardı. Çankırı’ya doğru ilerleyen Haçlı Ordusu, yolda Kılıçarslan tarafından ikmal hatlarının zarara uğratılması sebebiyle açlık çekmeye başlayacaktı. Kılıçarslan’ın ordusu; Rıdvan, Belek, Karaca ve Danişmendlilerin desteğiyle neredeyse 20.000’e çıkmıştı ki karşısında neredeyse on kat daha fazla yaklaşık 200.000 kişi olan bu Haçlı Ordusunu yıpratma taktiğiyle Anadolu içine çekiyordu. Haçlı Ordusu’nun güzergahındaki yiyecek içecek hatlarının yok edilmesi, öncü ve artçı ordularına saldırılması, yiyecek bulmak üzere ana ordudan ayrılanlar yok edilmesi Haçlı Ordusu’nun moralini bozuyor ve ikmalsizlik büyük sıkıntı doğuruyordu.

2 Ağustos 1101’de Merzifon Ovası’na oldukça yıpranmış bir şekilde varan Haçlı Ordusu Türk atlılarının savaş nidalarıyla ovayı sardığını farketti. Türklerin hızla etraflarını sarmaya başlamaları sonucunda ordu kamp düzeni alarak kampın etrafına arabalarla siperler oluşturulmuş içerideki düzen de sıkı bir saf haline getirilmişti ki Türkler akşam oluncaya kadar bu kampı ok yağmuruna tutmuşlardı. 3 Ağustos’ta Konrad 3.000 Alman Haçlısı ile birlikte yiyecek aramaya çıkmış ve yiyecek dolu savunmasız bir kaleyi hedeflemişti ki bunun bir tuzak olduğunu anlamamışlardı. Geri dönüş yolundayken Türklerin pususuna düştüklerini anladılar ve yaklaşık 700 asker kaybetmişler ve geri kalanlar da canını zor kurtarıp ana kampa güçlükle ulaşabilmişlerdi. 4 Ağustos günü kampı kuşatan Türkler hiçbir saldırıda bulunmayıp Haçlı Ordusu’nu açlıkla başbaşa bırakmıştı. Tek kurtuluş yolu kamp dışına çıkıp Türklerle savaşmaktı. Zırhlarını tamamen giyip saldırmaya karar verseler de Türkler artık sadece ok ve mızrak ile savaşmayı da bırakıp göğüs göğüse savaşmaya başlamıştı ve karşılarındaki bu Haçlı ordusunu büyük bir bozguna uğratmışlardı.[255] 5 Ağustos günü kendilerinden kat kat daha az sayıdaki Türk ordusuna karşı başarı sağlanamamış ve savaş neredeyse tüm gün devam etmişti. Haçlı Ordusu Türklere karşı üstünlük sağlayamayacaklarını anlamışlar ve gece vakti liderler ve asilzadeler askerlerini, kadınları ve çocukları arkada bırakarak savaş alanından ayrılmak üzere kampı terkediyorlardı. Oldukça yorgun olan Türkler bu haberi alınca şafak vakti kampa hızlı bir şekilde baskın düzenlemiş geride bırakılanlar ya esir alınmış ya da öldürülmüştü. Yağma ile uğraşılmadan kaçan Haçlı askerleri yakalanıp kılıçtan geçiriliyordu. Türk birlikleri, atları sayesinde hızla kaçabilen Haçlı Ordusu’nu da takip etseler de daha fazla ilerlemekten vazgeçmiş Haçlılar da Bizans hakimiyetindeki Sinop’a zor ulaşabilmişti. Oradan da İstanbul’a geçen bu ordu neredeyse beşte dördünü kaybetmiş, birçok da silah ve servet geride bırakmışlardı.[256]

Gelen bu birinci ordunun Anadolu içerisinde yok edilmesinin ardından yola çıkan ikinci ordu Nevers Kontu II. Guillaume önderliğinde Fransızlardan oluşuyordu. Birinci ordudan yola çıkışından hemen sonra İstanbul’a varmışlar bir süre durduktan sonra ikinci ordunun güzergahını takip ederek ilerleme kararı almışlardı. Ankara’ya kadar ilerlemişler ve halen birinci ordunun akıbetini öğrenememişlerdi. Bunun üzerine Doğu’ya gitmenin tehlikeli olduğu düşüncesinde güneye Konya üzerine oradan da Antakya’ya gitmek hedeflenmişti. Merzifon Savaşı’ndan kısa bir süre sonra ikinci ordunun Konya’ya doğru geldiği haberini alan Kılıçarslan hızlı bir şekilde Konya’ya doğru ilerlemiş ve direk bir savaştan kaçınarak bu orduyu takibe başlamıştı. Haçlı Ordusu Konya’ya varsa da şehir garnizonu oldukça kuvvetli olduğu için bu kuşatmanın anlamsız olduğu düşüncesiyle güneye doğru sahil kıyısından ilerleme kararı almışlardı. Ancak yürüyüş yollarında Kılıçarslan tıpkı birinci orduya uyguladığı gibi yol güzergahındaki tüm tedarik kaynaklarını yok ediyor, tarlaları yakıyor Haçlı Ordusu’nun yürüyüşünü belki de bir ordunun en büyük düşmanı olan açlık ve susuzluk ile başbaşa bırakıyordu. Akabinde bitkin düşen Haçlı Ordusu’na karşı Türk saldırısı ağustos ayının en sıcak vaktinde gerçekleşmiş iki taraftan çok kayıp olsa da Türk Ordusu Haçlı Ordusu’nun savaş direncini kırmış savaş meydanından kaçmak zorunda bırakmıştı.[257] Türkler dağılan Haçlı Ordusu’na toparlanma fırsatı vermemek için saldırıya devam ederek kaçanları takip etmiş ve Antakya’ya kaçan liderleri ve mahiyeti dışında ordunun tamamı yok edilmişti.[258]

Türk Ordusu bu zaferi kazandığı sırada Aquitania dükü IX. Guillaume ve Bavyera dükü IV. Welf idaresindeki Fransız ve Almanlardan oluşan üçüncü Haçlı Ordusu Anadolu’ya girmiş ve ilerlemekteydiler. Bizans yönetimi altındaki topraklardan rahatlıkla geçen bu Haçlı Ordusu Akşehir’den sonra Selçuklu topraklarında ilerlemeye başlayınca zorluklarla başbaşa kalmışlardı. Çünkü Selçuklular coğrafyayı tamamen bir silaha dönüştürmüş bu Haçlı Ordusu’nun da tüm güzegahındaki yiyecek ve içecek kaynaklarını yok etmişti. Haçlı Seferi tarihçisi Albertus bu durumu şu şekilde açıklamaktadır; “Türkler açlık ve susuzluk yüzünden yiyecek ve su aramak üzere ordudan ayrılan gruplarla savaşmanın daha kolay olacağını hesaplamışlardı.” Türk ordusu bu Haçlı Ordusu ilerlerken bir yandan da ikinci Haçlı Ordusu ile çarpışıyordu ki ilerleyişlerine müdahil olmamışlardı. Güneye doğru susuz ve açlıkla imtihan olan Haçlı Ordusu Ereğli Irmağı’na doğru ilerleyecekti ki Türkler bunu hesaplamışlardı. Ereğli Irmağı’nın aktığı Akgöl ovasına varınca burada suyu gören Haçlılar büyük sevinç yaşayarak suya akın etmişlerdi ki bu sevinç ırmağın karşısına pusu kuran Türklerin yağmur gibi yağan okları görene dek sürmüştü. Bu sürpriz pusu ile büyük şaşkınlık yaşayan Haçlı Ordusu’na bir sürpriz de arkalarından hızla inen atlı birlikler Haçlı Ordusu’nu adeta bir çember içinde bırakmış tüm savaş düzenleri bozulmuştu. Düzeni bozulan Haçlı Ordusu çevreye dağılmaya sığınmaya çalışsa da okçuların hedefi oluyordu. Aquitania Dükü IX. Guillaume ordusunu bırakıp 400 kişilik atlısıyla savaş alanında kalan askerlerini kaderine terk etmi ve Bavyera Dükü Welf de aynı şekilde savaş alanını terk etmişti. Böylece yüzbinleri aşan bu Haçlı Ordusu’da dağılmış ve yok edilmişti.[259]

Nihayetinde kutsal topraklara ulaşmak üzere yola çıkan, yol üzerinde 1097 seferindeki gibi Anadolu’da ve Orta Doğu’da yeni topraklar ele geçirip, ilk gelen ordular gibi zenginlik ve şan elde etmek ve Haçlı hakimiyetini genişletmek üzere yola çıkan bu üç Haçlı ordusu Türk ordularının Anadolu’daki beklenmeyen yoğun direnişi ile bertaraf edilmiş ve amacına ulaşamayan bir sefere dönüşmüştür.

Birinci Haçlı Seferleri döneminden sonra bir süre büyük savaşlar yaşanmasa da Haçlı Orduları’nın tesis ettikleri devletler ve özellikle gene Türkler arasında çatışmalar yaşanıyordu. Haçılar bu sırada Türklerin yönetimini reddedip Haçlıları davet eden bölge halklarından olan Ermenilere karşı da baskılar yapıyor ve asabi bir yönetim anlayışı ortaya koyuyorlardı. Bu sürede devreye yeni tarihi aktörler de çıkmaktaydı. Bunlardan birisi de 1127 yılında Musul idaresini alan ve Haleb hakimiyeti ile gücünü Kuzey Suriye’ye doğru pekiştiren Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın önemli komutanlarından Kasımüddevle Aksungur’un oğlu Atabek İmameddin Zengi ve onun oğlu Nureddin Mahmud Zengi idi. İmameddin Zengi babasının ölümünden sonra da Musul valisi Mevdud ile birlikte 1111 ve 1116 yıllarında Haçlı ordularına karşı beraber mücadele etmişti.[260] Zengi bölgedeki tüm gelişen durumları dikkatle izliyor ve Haçlı Devletleri’ne karşı stratejiler geliştiriyordu. 1144 yılında Urfa Haçlı Devleti’nin Antakya Haçlı Devleti ile arasının bozulmasından faydalanarak Urfa’yı feth etmeyi amaçlamış ve bu amacında başarılı olmuştu. Zengi’nin bir stratejisi de düşmanı olarak sadece Haçlıları belirtecek şekilde Doğu Hristiyanları’nı, şehrin gayrimüslim yerli halkını koruyup yağma ve talan yapmadan sığınmasına almış ve iyi davranmıştı ancak garnizondaki Haçlı Ordusu mensubu Frenkleri infaz etmişti.[261] İmameddin Zengi’nin 1146’da ölümünden sonra yerine geçen oğlu Nureddin siyasete derhal adapte olmak durumunda kalmış Urfa’nın ele geçirileceği tehlikesini farkedince garnizonunu uyararak savunmaya geçirmişti. Ermenilerin şehri Joscelin’e açmaları Urfa’nın ele geçirilmesine yetmemişti ki Nureddin Haleb’den Urfa’ya yetişmişti. Joscelin kaçmaya çalışırken şehri ele geçirmek üzere birlikte hareket eden Haçlılar ve Ermeniler kılıçtan geçirildi.[262]

Kaynakça

Bu bölümün yayın künyesi ve metinde kullanılan dipnot kaynakları aşağıdadır.

Muhammed Avcı (2022). Haçlı Seferleri Döneminde Türk ve Frenk Süvarileri. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü · İzmir. İlgili tez sayfaları: Basılı s. 66–71; PDF s. 75–80.

  1. Atmaca, Taner. X-XIII. Yüzyıllar Arasında Haleb ve Çevresi. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2010.

    Dipnotlar: 260
  2. Demirkent, Işın. Haçlı Seferleri. Dünya Yayıncılık, İstanbul, 1997.

    Dipnotlar: 252, 253, 254, 256, 258, 259, 262
  3. Komnena, Anna. Alexiad: Anadolu’da ve Balkan Yarımadası’nda İmparator Alexias Komnenos Dönemi’nin Tarihi Malazgirt’in Sonrası. Çev. Bilge Umar. İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1996.

    Dipnotlar: 255
  4. Mateos, Urfalı. Urfalı Mateos Vekayinamesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162). Çev. Hrant D. Andreasyan. Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2000.

    Dipnotlar: 257, 261
Dipnotlar (11)
  1. [252]
  2. [253]
  3. [254]
  4. [255]

    Komnena, ss. 346-347.

    Kaynakça: Komnena, Anna ↗
  5. [256]
  6. [257]
  7. [258]
  8. [259]
  9. [260]

    Taner Atmaca, X-XIII. Yüzyıllar Arasında Haleb ve Çevresi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2010, s. 35-36.

    Kaynakça: Atmaca, Taner ↗
  10. [261]
  11. [262]
AKADEMİK YAZI ÜZERİNE

Fikrini gerekçesiyle paylaş.

Yazıyı paylaş

Fikirler yükleniyor…

0/2000 · Topluluk kuralları geçerlidir.