At hem doğuluların hem de batılıların ordularında hayati bir rol oynadı. Atlar ve yine taşımacılık açısından öneme sahip katırlar ve eşekler olmasaydı, bitmez tükenmez savaşların gerçekleşip gerçekleşmeyeceği dahi şüpheli kalırdı. Askeri teknolojinin en önemli parçası olan bu canlılar, haçlı seferlerinde de bir askerin temel ve belirleyici bir parçasıydı. Haçlı seferinin başlangıcında, Hıristiyan süvarileri, Batı'dan kara yoluyla ve daha az ölçüde deniz yoluyla getirilen atlara biniyordu. Doğulu süvariler, efrenci olarak adlandırılan Frenk atını hor görüyordu. Bazı Arap müellifleri Frenk atlarını oldukça yumuşak ve kötü olarak tanımlamıştı. Buradaki yumuşaklıktan kasıt, atların yeterince dayanıklı olmamasıydı. Nitekim Frenk atları yoğun bir kemik yapısına sahip değildi ve iklime ayak uydurmada başarısızdı. Bu yüzden Frenkler, atlı hücumlarda etkili olmasına rağmen, onların atlarının güçleri hızlıca tükeniyordu. Buna ek olarak Frenk atları, bölgedeki hastalıklarla boğuşmada adaptasyon sağlayamadı[159].
İlerleyen dönemlerde Özellikle destrier adı verilen savaş atları atlı şövalyeler tarafından sıkça kullanıldı. Destrier adlı savaş atları da genellikle stallion yani aygır cinsindeki atlardan seçilirdi. Bu atlar savaşın sertliğine göre eğitilmişti ve zaman zaman da düşmana toynaklarıyla dahi saldırmak üzere eğitim almışlardı. Destrier'lar güçlü olmak zorundaydılar çünkü tamamen zırhlı bir şövalyeyi üzerlerinde taşımaları gerekiyordu. Ancak stallion cinsi atların boyutu oldukça küçüktü, yaklaşık bir at bir buçuk metre yüksekliğindeydi[160].
12. yüzyılda neredeyse tüm Frenk atları zırhsızdı ve atlarının savunmasızlığı dönemin savaş taktiklerini etkiliyordu. Atlı Frenk şövalyelerine tehdit oluşturmaması adına Frenk piyade okçuları ve arbaletçileri, düşmanın atlı okçularını uzakta tutmaya gayret ediyorlardı. Böylelikle Frenk atlıları için güvenli bir alan yaratılmış oluyordu. Ancak ilerleyen dönemlerde bu eksiklik fark edildi. Atı zırhlı bir hale getirme uygulaması zamanla yer edindi ve neticede ağır zırhlarla donatılmış bir şovalye, zırhlı bir ata binmeye başladı[161].
At bir şövalye için o denli önemliydi ki Anna Kommena ve Makdisi bunu sıklıkla dile getirmişlerdi. Hatta Makdisi, Hattin Savaşı’ndan söz ederken bir Frenk şövalyesinin atının iyi bir kondisyonda olması durumunda yere serilemeyeceğini yazmıştı. Nitekim tepeden tırnağa demir zırhlarla büründüğü için, şiddetli darbeler onun üzerinde tesir etmezdi. Ancak atı öldükten sonra şövalye düşürülebilir ve esir alınabilirdi[162].
Haçlı seferleri başladığında, zırh Batı Avrupa'da çok benzerdi. Bu dönemlerde zırhın ana bileşeni, genellikle dizlere kadar uzanan zincirli zırh (haubergeon) olarak bilinen, birbirlerine bağlı demir halkalardan oluşan bir gömlekti. Zaman geçtikçe askerler ve şövalyeler tarafından giyilen zırhların boyu uzamıştı ve 11. Yüzyılda bir askerin zırhı ayak bileğine dek uzanıyordu. Zincir zırhlar daha kolay giyilip çıkarılabilsin diye bağcıklarla bağlanıyordu. Bu zırhların altına ne giyildiğine dair detaylı bilgiler yoktur. Dönemin tasvirleri, bu zırhların altına herhangi bir şey giyilmediğini ya da basit bir tunik giyildiğini gösterir. Ancak bunun gerçekliği belirsizdir.
14. Yüzyıldan itibaren zırh türünde bir değişiklik görülmüştür. Bu süre zarfında, zincir zırhından ziyade plaka zırh ön plana çıkmaya başladı. Bu muhtemelen, okçuların artan etkinliğiyle mücadele etmek içindi. Nitekim zincir zırhların avantajı esneklik sağlamak olsa da bu tür zırhlar ezici darbelere ve kuvvetli oklara karşı yetersizdi. Bu nedenle zincir zırhların yerini cuirass adı verilen göğüs zırhları almaya başladı. Bu tür zırhlar genellikle omuzlarda ve gövdenin yanlarında birbirine bağlanan ve baş, kollar ve bel için açıklıklar bırakan bir veya iki büyük sert demir parçası şeklinde yapılmıştı. Oklara ve silahlardan gelen darbelere karşı artan dirençlerine rağmen, zincir zırhlarla karşılaştırıldığında bir dezavantajı vardı. Bu tür zırh içindeki bir asker, zincir zırhlı bir askerden çok daha az manevra kabiliyetine sahipti. Bunun nedeni, zırhın hiç esnek olmayan bir veya iki katı, sert parça olarak yapılmasıydı[163].
Zırhın üzerine ise cüppenin giyilmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Yine tasvirlerde şövalyelerin zırhlarının üzerine giydiği, uzun, genellikle kolsuz cüppeler görülür. Bu cüppeler 12. Yüzyılın ortasında çıkmış fakat 13. Yüzyılda popüler hale gelmiştir. Nitekim Haçlı Seferleri esnasında zırh üzerine böyle bir cüppenin giyilmesi gerekliliği görülmüştür. Zira Ortadoğu topraklarının yakıcı güneşi altında askerler, zırhlarının üzerine güneş ışınlarını emen beyaz bir cüppe giymeyi tercih etmek zorunda kalmışlardır. Dolayısıyla bu uygulama, Avrupa’ya nispeten Ortadoğu’da sıkça görülmüştür[164].
Şovalyelerin kuşandığı miğferler başlangıçta sivri uçlu konik miğferlerdi. 1250’li yıllara dek kullanılan bu miğferler burunlu ya da burunsuz olabilirdi. Daha sonraları cerveliere olarak bilinen kubbeli bir yapıya sahip miğferler popüler olmaya başladı. 12. Yüzyılın sonlarında daha farklı bir miğfer türü de ön plana çıkmıştı. Bu tür, chapel de fer adını taşırdı ve başı koruyan zırhın çevresinde geniş bir düz sipere sahip olan miğferlerdi. Chapel de fer miğferleri, düşmanın tarafından gelen kılıç, gürz, çekiç, ok darbelerinden ve daha da önemlisi kuşatma savaşları esnasında piyadelerin üzerine atılan taşlardan korunmak amacıyla üretilmişti. Çene bölgesini kapsamadığı için, miğferi başa sabitlemek amacıyla basit bir kayış sistemi kullanılmıştı. Aynı zamanda 1180’den itibaren yüzü kapatan bir plakadan oluşan gelişmiş miğferlerin kullanımı yaygınlaşmaya başladı. Böylelikle vücut zırhlarının da artmasıyla birlikte miğferlerin de koruma kapasitesi artmış oluyordu. Keza Haçlı şövalyelerinin giydiği zırhın kalitesi, 'demir kaplı' savaşçılar olarak ünlenmeleri ile doğrulanmıştır. İbn Munkiz Frenk zırhının gücüne olan şaşkınlığı da yazılarında açıkça görülmektedir[165]. İbn Şeddad da vücutlarında onlarca ok bulunup savaşmaya devam eden Frenk şövalyelerinden söz etti. Okçuluk Müslümanlar ve Türkler için ana unsurlardan biriydi. Ancak Frenk zırhlarının direnci bu ana unsur için endişe kaynağı olmuştu[166].
On ikinci yüzyılda şövalyeler tarafından taşınan kalkanın biçimi, yüzyılın sonuna doğru üst kenarın yuvarlaklığı giderek daha düz hale gelene kadar 11. Yüzyıl stiliyle benzer idi. 12. Yüzyıl sonunda kalkanın üst kısmı düz hale gelmeye başladı ve bununla birlikte boyutunda da küçülmeler görüldü. Buradaki gaye, at sırtında savaşırken düşmana karşı bir avantaj elde etmekti. Nitekim büyük ve ağır bir kalkan, savaşçının esnekliğini azaltacak ve ona engel olacaktı. Ayrıca 12. Yüzyılın sonlarında da kalkanların üzerine çeşitli motiflerin çizilmesi yaygın bir uygulamaydı. Kalkan sahiplerinin armalarıyla ya da Haç sembolleriyle süslenmiş kalkanlar popülerdi[167].
Silahlarda ise bir atlı şövalyenin en temel silahı, lance adı verilen uzun mızraklardı. Haçlı seferlerinden evvel Norman şövalyeleri, atın süratinden ve mızrağın uzunluğundan faydalanarak daha etkili bir saldırı için “koltuklanmış mızrak” darbesini geliştirdiler. Bu, mızrakları baş üstünde veya iki elle tutmaya kıyasla daha fazla doğruluk ve güç sağladı. Yine haçlı öncesine dair el yazmalarındaki ve bazı sanat eserlerindeki edebi referanslara dayanarak, Frenk mızraklarının genellikle dört metreyi geçmediği anlaşılıyor. Mızrak başları sağlam cevherlerle yapılmadığından dolayı arkeolojik kayıtlar yok olmuştur. Yine de günümüze ulaşan materyaller, 12. yüzyılda mızrak başlarının küçüldüğünü ve daha delici bir vuruş için genellikle üçgen şeklini aldığını gösteriyor[168].
Munkiz, Frenk şövalyelerine atfedilen bu uzun mızrakların ne denli etkili olduğuna dair açıklamalar getirir. Bir Kürt'ün "bir zamanlar savaşta bir Frenk süvarisiyle nasıl karşılaştığını ve Frenkin mızrağını atın yaka bölgesinden içeri soktuğunu” anlatır. Öyle ki onun betimlemesine göre mızrak, atın ense bölgesinden dışarı çıkmıştır[169].
Süvari hücumları sırasında mızraklar güvenilir olsa da bir yakın dövüşe katıldığında hantallaşıyorlardı. Aynı zamanda bu uzun mızraklar oldukça kırılgandı[170]. Bu yüzden şövalyeler yakın dövüşte öncelikle kılıçlara güveniyorlardı Kılıcın gelişimi 11. Yüzyılın son çeyreğinde evrimleşmeye başlamıştı. Haçlı seferleri sırasında dövülen kılıçlar için ortalama ağırlık bir bir buçuk kilo civarındaydı ve iki genel kılıç sınıfı vardı: "Savaş Kılıcı" ve "İki Elli Kılıç". Savaş Kılıcının ortalama uzunluğu kırk beş inçti. Bıçak bölümü otuz sekiz inçten, kabzası ise yedi inçten oluşurdu. İki Elli Kılıcın ortalama uzunluğu altmış iki inçti ve elli inçlik bir bıçağa ve on iki inçlik bir kabzaya sahipti. Bir şövalyenin veya sıradan bir askerin, saatlerce üç kiloluk bir silah kullanması neredeyse imkânsız görünüyor. Ancak, bu savaşçıların küçük yaşlardan itibaren bu kadar ağır silahlar kullanmak üzere eğitildikleri bilinmektedir. Daha hafif, daha küçük silahlarla başlayarak, çocukluktan itibaren kılıçla talim yapılmaktadır ve bir çocuk on beş yaşına geldiğinde tam boyutlu bir silah kullanmaya başlar[171].
Kılıçların etkinliğine dair veriler Munkiz’in kayıtlarında bulunmaktadır. Munkiz, bir adamın nasıl burnunun ortasından bir Frenk kılıcıyla vurulduğunu ve yüzünün kulaklarına kadar kesildiğini anlatmıştır; “Yüzünün yarısı göğsüne sarkmıştı. Yarık neredeyse bir el açıklığı kadar geniş idi[172]”.
Kılıcın bölümlerinden kabza başında ise 1180’e dek tea-cosy ya da brazil-nut şeklindeki kabza başları görülür. Sonraları disk şeklindeki genellikle eğimli kenara sahip, ortası kabarık kabza başları kullanımı yaygınlaştı. Bu gelişme, pratik gayelere hizmet ediyordu aynı zamanda silahın ağırlığını ve şövalyelerin yorgunluğunu azaltmak hedefleniyordu. Kabza başları genellikle demirden yapılsa da buna alternatif olarak bronz da kullanıldı. Bunun yanı sıra ender de olsa az bulunan materyaller de kullanıldı[173].
Kılıçların bıçaklarının üzeri sıklıkla dini motifler ile oyulmuştu. Tabiiyetle haçlılar kendilerini Tanrı’nın adamları olarak görmekteydiler. Bu sebeple bıçakları üzerinde “homo dei (Tanrı’nın adamları)”, ya da “nomine domini (Tanrı’nın ismi adına)” gibi ibareler mevcuttu. Bu gibi dini ibarelerin kısaltmaları da yazılıydı. Ayrıca gizemli bir şekilde birbirini tekrarlayan harfler ve semboller de kullanılmıştı. Zaman zaman herhangi bir mana barındırmasından ziyade estetik amaçla da bu semboller kazınmış olabilir[174].
Hançerlerin kullanımı ise Haçlı askerlerinde yaygınlaşmamıştı. 1000-1150 civarında bulunan Orta çağ hançerinin daha önceki formuna cultellus deniyordu ve bu hançerler daha basit bir nitelikteydi. 1230'a kadar hançerler esas olarak bir köylü silahı veya bir suikastçı için alet olarak görülüyordu. Ancak zaman geçtikçe şövalyeler, hançerlerin etkili bir kısa menzilli saldırı olduğunu fark ettiler. O zaman bile, bir şövalyenin diğer silahları kırıldığında veya şövalye yakın mesafede savaşırken son çare olarak hançerler kullanıldı[175].
Frenk süvari birliklerinin önemli bir bölümünü oluşturan Türkopollere gelecek olursak, onların zırhları konusunda ayrıntılı malumatlar bulunmaz. Bir kayıta göre 1192 yılında Kral Guy de Lusignan iki atı ve bir haubergionu olan Türkopollere tımar dağıtımı yapmıştır. Ancak bu bilgi, tüm Türkopollerin haubergiona sahip olduğu anlamına gelmez. Yine de Türkopollerin hafif zırha sahip olduğu bilinmektedir[176]. Muhtemelen aketon[177] ya da gambeson[178] olarak bilinen hafif zırhlar kuşanmışlardır. Aynı zamanda ait olduğu krallığa ait bir renkle boyanmış küçük kalkanlar taşımışlardır[179].
Türkopollerin kullandığı silahlar çeşitliydi. Onlar nadiren de olsa mızrak ya da kısa kargılar kuşanırlardı[180]. Fakat silahları arasında en göze çarpanı yaylardı. Surlu William, onları “levis armature” olarak tanımlardı. Bu ise yayla ilişkili bir mana taşımaktaydı. Aynı şekilde Munkiz de Türkopolleri “Fransız okçuları” olarak tanımlamıştı. Makdisi de eserinde mızraklı süvariler ile yay kullanan Türkopoller arasındaki ayrımı açık bir şekilde dile getirmişti. Ambroise, Richard'ın Mısır kervanına yaptığı saldırıyı anlatırken, Richard'ın kervanı taciz etmeleri için Türkopolleri, okçuları ve arbaletçileri gönderdiğini ve bu birliklerin oldukça kalın oklarla adeta bir yağmur yağdırdıklarını söyler. Yine zikredilen müellif, Yunan atlı okçuları ile Türkopolleri karsılastırmıstır. Türkopollerden söz ederken onları okçularla tek bir grup olarak nitelendirir. Bu açıdan Türkopoller, hafif süvari olarak görülmekle birlikte temel olarak atlı okçu olarak nitelendirilmiştir[181].
Eğitim konusunda değinecek olursak, Avrupa’da Frenk atlı şövalyelerinin eğitiminin çekirdeğini turnuvalar oluştururdu. Turnuvalar genellikle bir savaşı andırırdı[182]. Ancak bu tür turnuvalar haçlı seferleri esnasında görülmedi. Nitekim haçlı birlikleri doğrudan savaşın içerisindeydiler ve doğal olarak yapay eğitim tatbikatları yapmaya ihtiyaç duymadılar. Dönemin kroniklerinde yer alan küçük çaplı baskınlar ve çatışmalar, esasında haçlı orduları için bir tatbikat niteliğindeydi. Bu ani ve küçük çaplı çatışmalar birliklerin uyum içerisinde hareket etmeyi öğrenmesine yardımcı oluyordu[183].
Avrupa’da atlar savaşın gürültüsüne ve kaos ortamına uyum sağlayacak şekilde eğitiliyorlardı[184]. İki grup atlı birlik, birbirine karşı hızla hücum ediyor, akabinde gruplardan biri taraflar iç içe geçmeden hemen önce ani bir manevrayla geri dönüp ricat ediyordu. Bu eğitim, atlı birliklerin topluca manevra kabiliyetini de geliştiriyordu[185]. Bireysel bir atlı eğitiminin önemli parçası, quintain adı verilen ve mızrak isabetliliğini arttırmak için gerçekleştirilen eğitim idi. En basit haliyle bir direğin üzerinde bulunan top şeklindeki ya da insan silüetindeki bir hedefe hücum esnasında mızrağı isabet ettirme pratiğiydi. Aynı zamanda çarpmanın etkisiyle binicinin dayanıklılığını arttırmak da amaçlanıyordu[186].
Kaynakça
Bu bölümün yayın künyesi ve metinde kullanılan dipnot kaynakları aşağıdadır.
Muhammed Avcı (2022). Haçlı Seferleri Döneminde Türk ve Frenk Süvarileri. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü · İzmir. İlgili tez sayfaları: Basılı s. 41–47; PDF s. 50–56.
Edge, David ve John Miles Paddock. Arms & Armor of the Medieval Knight; An Illustrated History of Weaponry in the Middle Ages. Crescent Books, New York, 1991.
Dipnotlar: 163, 164, 165, 167, 173, 174, 175France, John. “The Battle of Bouvines 27 July 1214”. The Medieval Way of War; Studies in Medieval Military History in Honor of Bernard S. Bachrach. Ed. Gregory I. Halfond. Ashgate, 2015, ss. 267-288.
Dipnotlar: 182Harari, Yuval. “The Military Role of the Frankish Turcopoles: A Reassessment”. Mediterranean Historical Review, c. XII, no. 1, ss. 75-116.
Dipnotlar: 176, 181Hyland, Ann. The Medieval Warhorse from Byantium to the Crusades. Pennsylvania, 1994.
Dipnotlar: 159Jones, Robert. Knight; The Warrior and World of Chivalry. Oxford, 2011.
Dipnotlar: 184, 185, 186Liebau, Gregory J. “Fighting the Frankish Knights”. Medieval Warfare, c. IV, no. 5, ss. 35-39.
Dipnotlar: 165, 166, 168, 169, 171, 172Oakeshott, Ewart. A Knight and His Weapons. Pennsylvania, 1997.
Dipnotlar: 171, 174, 175Tibble, Steve. The Crusader Armies 1099-1187. Yale University Press, London, 2018.
Dipnotlar: 160, 161, 162, 165, 170, 183Wise, Terence. The Knights of Christ; Religious/Military Orders of Knighthood 1118-1565. Ed. Martin Windrow. Osprey Publishing, London, 1984.
Dipnotlar: 179, 180
Dipnotlar (28)
- [159]
Hyland, s. 140.
Kaynakça: Hyland, Ann ↗ - [160]
Steve Tibble, The Crusader Armies 1099-1187, Yale University Press, London, 2018, s. 108.
Kaynakça: Tibble, Steve ↗ - [161]
Tibble, s. 108.
Kaynakça: Tibble, Steve ↗ - [162]
Tibble, s. 109.
Kaynakça: Tibble, Steve ↗ - [163]
David Edge, John Miles Paddock, Arms & Armor of the Medieval Knight; An İllustrated History of Weaponry in the Middle Ages, Crescent Books, New York, 1991, ss. 56-58.
Kaynakça: Edge, David ve John Miles Paddock ↗ - [164]
Edge ve Paddock, s. 45.
Kaynakça: Edge, David ve John Miles Paddock ↗ - [165]
Edge ve Paddock, s. 55; Gregory J. Liebau, “Fighting the Frankish Knights”, Medieval Warfare, Vol. IV, No 5, s. 36; Tibble, s. 36.
Kaynakça: Edge, David ve John Miles Paddock ↗Kaynakça: Liebau, Gregory J ↗Kaynakça: Tibble, Steve ↗ - [166]
Liebau, s. 37.
Kaynakça: Liebau, Gregory J ↗ - [167]
Edge ve Paddock, s. 46.
Kaynakça: Edge, David ve John Miles Paddock ↗ - [168]
Liebau, s. 134.
Kaynakça: Liebau, Gregory J ↗ - [169]
Liebau, s. 36.
Kaynakça: Liebau, Gregory J ↗ - [170]
Tibble, s. 137.
Kaynakça: Tibble, Steve ↗ - [171]
Ewart Oakeshott, A Knight and His Weapons, Pennsylvania, 1997, ss. 58-59; Liebau, s. 36.
Kaynakça: Liebau, Gregory J ↗Kaynakça: Oakeshott, Ewart ↗ - [172]
Liebau, s. 36.
Kaynakça: Liebau, Gregory J ↗ - [173]
Edge ve Paddock, s. 46.
Kaynakça: Edge, David ve John Miles Paddock ↗ - [174]
Edge ve Paddock, s. 47; Oakeshott, s. 75.
Kaynakça: Edge, David ve John Miles Paddock ↗Kaynakça: Oakeshott, Ewart ↗ - [175]
Edge ve Paddock, s. 48; Oakeshott, s. 91.
Kaynakça: Edge, David ve John Miles Paddock ↗Kaynakça: Oakeshott, Ewart ↗ - [176]
Yuval Harari, “The Military Role of the Frankish Turcopoles: A Reassessment”, Mediterranean Historical Review, Vol XII, No 1, s. 87.
Kaynakça: Harari, Yuval ↗ - [177]
Zırh olarak kullanılan kalınlaştırılmış pamuklu ceket.
- [178]
Gambeson zırhlar keten ve yünden yapılabilen içi at kılı ve eski kumaşlarla doldurulan hafif zırhlardır. Plaka zırhlar ile de eklemlendirildiği de görülmüştür.
- [179]
Terence Wise, The Knights of Christ; Religious/Military Orders of Knighthood 1118-1565, Ed. Martin Windrow, Osprey Publishing, London, 1984, s. 34.
Kaynakça: Wise, Terence ↗ - [180]
Wise, s. 34.
Kaynakça: Wise, Terence ↗ - [181]
Harari, ss. 87-88.
Kaynakça: Harari, Yuval ↗ - [182]
John France, “The Battle of Bouvines 27 July 1214”, The Medieval Way of War; Studies in Medieval Military History in Honor of Bernard S. Bachrach, Ed. Gregory I. Halfond, Ashgate, 2015, s. 267.
Kaynakça: France, John ↗ - [183]
Tibble, s. 136.
Kaynakça: Tibble, Steve ↗ - [184]
Jones, s. 68.
Kaynakça: Jones, Robert ↗ - [185]
Jones, s. 78.
Kaynakça: Jones, Robert ↗ - [186]
Jones, s. 85.
Kaynakça: Jones, Robert ↗

Fikirler yükleniyor…