Türk kültürünün meydana gelişinde coğrafî durum en temel etkilerden birisidir. Türk kültürünün nerede ortaya çıktığı tartışmaları hakkında farklı teoriler ortaya atılmıştır. Bu teorileri destekleyen arkeolojik ve antropolojik kanıtlar doğrultusunda son çalışmalarda bozkırlardan oluşan geniş düzlüklerin ve meraların olduğu tarımdan daha ziyade hayvancılığa elverişli Güneydoğu Avrasya bölgelerinde bir uzlaşı görülmektedir.
Türklerin kültürel gelişimlerini ortaya koydukları bozkır coğrafyası, çöllerin aksine senelik olarak 550 mm’nin altına düşmeyen yağışların yaşandığı bir bölgedir. Bu coğrafya tipinde geniş ormanlar ve tarım yapılmasına çok müsait olmasa dahi meralar, otlaklar bulunmaktadır. Özellikle Andronovo kültür sahası olarak belirlenen Altay Dağları, bozkır coğrafi yapısı geniş meraların olduğu ve kuru ziraatın yapılabildiği bir bölgedir. Dolayısı ile Türkler bu coğrafyada genel manâda hayvancılık kültürünün gelişim gösterdiği Bozkır kültürü yaşam tarzını benimsemişlerdir.[24] Bu kültür Batı’da Akdeniz’e, Avrupa’ya, Doğu’da Çin’e, Sarı Deniz’e kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığından komşu medeniyetler ve kavimleri tarafından eskiden beri tanınmaktadır. Hipokrat’a göre Bozkırlılar bir yerde hayvanlarına yem bulabildikleri kadar kalmakta, sonra göçmekteydi diye belirtmektedir.[25]
Atın ilk defa Anav kültürü çerçevesinde evcilleştirildiği görülmektedir.[26] İlk at kalıntıları Türk kültür gelişiminin yaşandığı Afanasyevo (M.Ö.2500-1700) akabinde onun devamcısı olarak gösterilebilecek Andronovo (M.Ö.1700-1200) kültürlerinde görülmektedir.[27] Afanasyevo kültürü Altay dağları çevresinden başlayıp İtil nehrine kadar geniş bir sahayı kapsamaktadır.[28] M.Ö. yaklaşık 700 ve 100 yılları arasında görülen Tagar ve Taştık kültüründe de Türklerin hayvancılık kültürünün oldukça gelişmesi arkeolojik kalıntılar ile sabittir. Maddi kültür açısından oldukça çeşitli bir dönemdir. Bu dönemde de çiftçilikle alakalı araç gereçler olsa da bunlar daha ilkel kalmıştır. Araştırmalarda höyüklerde at teçhizatları, gemler ve hayvan kemikleri oldukça fazladır.[29] Menghin atı evcilleştiren kültürün Türklerin ataları ile yakından ilişki içerisinde olduğunu belirtir. Bunu bozkır kültüründe üç önemli devirden yola çıkarak kemik kültürü, hayvan besleme kültürü ve at yetiştirme kültürü olarak tanımlar. At yetiştirme kültürü ile savaşçı çoban kültürü de doğmuştur.[30]
Bozkır kültürü; atlı kültür, göçebe kültür, step kültürü olarak da tanımlanmıştır. Halbuki Bozkır kültürü göçebe bir yaşam tarzı olarak değerlendirilse de bulundukları coğrafyaların kaynakları, siyasi ve askeri ilişkileri ölçeğinde kalıcı bir yaşam tarzı da oluşturmuşlardır. Bunun en temel sebebi gene coğrafyadır. Yaşanılan bölgelerde oluşan kıtlıklar, kaynakların nüfusa göre yetersizleşmesi göç kültürünü neden sonuç ilişkisiyle beraberinde getirmiştir.
Atlı-göçebe kültürler büyük ölçüde Orta Asya’da doğmuş ve bozkır coğrafyasının diğer taraflarına da yayılmıştır. Bir hayat tarzı olarak ortaya çıkan göçebelik, avcılık ve ziraat arasında geçen yarı yerleşik olarak belirmemiştir. Göçebelik bazı durumlarda fazla özelliği olan ve uygun şartlarda toprağı işlemekten daha az işçiliğe ihtiyaç duyulan bir yaşayış biçimi olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir.[31] Buna örnek olarak Göktürklerin Çin sınırlarının içine girmesi sonrası Çin İmparatoru Kao-tsu 622 senesinde Kağan’a bir mektup yazarak şu satırları dile getirmesi kültürel farklılığın ve bunun o dönemde de farkındalığı olduğu anlamına gelmektedir; “Adet bakımından Çin imparatorluğu, Göktürk kağanlığı aynı değildir. Göktürkler, Çin topraklarını ele geçirseler bile burada yaşayamazlar…Siz en iyisi ordunuzla birlikte geri dönün ve T’ang imparatorluğundan gelen altın paraları ve ipekli kumaşların hepsi sizin hazinenize girsin.” Bu sözler üzerine bu teklif kabul edilerek Göktürkler sınırların dışına çıkıp kendi kültürel kimliklerini ve hayatlarını devam ettirdikleri topraklara geri dönmüşlerdir.[32] Türk toplumunun o dönemki yaşantısı Türk ülkelerine siyasi, dini amaçlarla bilgi toplamak ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunmak üzere yola çıkan Çinli seyyahların gördükleri sosyal yapıların anlatımlarında mevcuttur. 518 ve 522 yıllarında Sung-Yün adlı Çinli seyyah Türkleri kastederek “Bunların adetinde evli kadınlar pantolon giyer ve ata binerlerdi; kocalarından farksızdılar” demektedir. Burada bu iki medeniyet arasındaki farkı görerek bir şaşırmada mevcuttur. Pek çok medeniyetin aksine Türkler arasında kadınlar ve erkekler pek çok konuda eşdeğer ve eşit haklara sahiptirler. Bu durum Türklerin geliştirdikleri kültür tipinden kaynaklanmaktadır. Kadınlar sadece evlerinde oturmazlar onlar da üretimin ve sosyal hayatın önemli bir parçasıdır.[33] Türklerin atlarına ilişkin olarak gene bir Çin seyyahı olan Hsüen Tsang’ın anlatımlarında da görmek mümkündür. Tsang Batı Göktürk Kağano Tong Yabgu Han ile buluşur ve onu tasvir ederken “mükemmel atlara sahip olduğunu” vurgulayarak ifade eder.[34]
11. Yüzyıl'da yaşamış olan Kaşgarlı Mahmud Divanü Lügati't Türk'te at ile ilgili olarak 180 civarı isim, atasözü ile atın Türkler için önemini ortaya koymuştur.[35]
9. Yüzyıl İslâm dünyası düşünürlerinden olan Câhiz; "Türk'ün silâhı, hayvanı, koşum takımları ile ilgili her şeyi yanında bulunur... Öyle at sürer ki onun dışındakiler geride kalır ve Türk hızla koşan at üzerinde dört yana ok atar... Türk atını kendisi terbiye eder, yetiştirir, adını söyleyince atı onu takip eder... Türk'ün ömrünün fazlası atı üzerinde geçer... Türk hem çoban, hem seyis, hem cambaz, hem baytar, hem süvaridir... Hülasa bir Türk başlı başına bir millettir..." sözleri ile Türkler ve atın arasındaki bağı romantik bir dilde de ifade etmiştir.[36]
Yerleşik hayatı benimseyen tarım toplumlarının aksine bozkır toplumu hareketli bir yaşama sahip olmak zorundadır. Bunun temel sebebi sürülerini besleme kaygısı dahilinde düşünülebilir.[37] Yaylak ve kışlaklarının olması mevsimler dahilinde sürüleri koruma ve besleme amacından türemiştir. Diğer sürüler ile karışmaması, meraların, su kaynaklarının paylaşılması gibi konular hem çatışmayı beraberinde getirmekte hem de bu çatışmadan bir hukukun doğmasını sağlamaktadır. Sürülerini korumak için savaşçı bir gelenek oluşturmuşlar, teşkilatlı yapılar kurmuşlar ve bunun idari ve hukuksal altyapılarını da sağlamışlardır. Böylece teşkilatlı, idari ve hukuki geleneklerin oluşumları ile beraber bozkır devletlerinin de temelleri atılmıştır.[38]
Dini ve mitolojik olarak incelendiğinde atın Türkler için önemi oldukça büyüktür. Bu durum günlük yaşayışlarından da öte bir konu almıştır. At iktisadi ve siyasi anlamından da öte dini ritüellerin de bir parçası olmuş ve Göktanrı adına sunulan kurbanlar arasında en önemlilerinden biri olmaktadır.[39]
Şamanlarda at ölüm hayvanı ve ruh taşıyıcısı olarak da görülmüştür. At kılını yakmak şamanı diğer uhrevi boyutlara götürecek bir ritüeldi.[40] Hatta Türklerde atın efendisi öldükten sonra atı veya atları da sahibi ile gömülürdü. Atın efendisine dünyada olduğu gibi ölüm ötesi yolculuğunda da eşlik etmesi beklenirdi. Bu hayvanların baş ve derileri de mezar etrafına dikilir ve kurban taşları yapılırdı. Abakan ırmağı civarında Askız kurban taşında kan akıtmak için oluklar yapılmış, at ve boynuzlu hayvanların tasvirleri oluşturulmuştur.[41]
At kurban etmek Türklerde oldukça yaygın bir gelenektir. Divan-ı Lügatit Türk’de “yund” olarak geçen atların etlerinin oldukça güzel koktuğu, atın karnından çıkan yağın Türklerin en sevdiği yağ olduğu belirtilirdi. Dede Korkut anlatımlarında da Bamsı Beyrek’in “kardaşından yeg” görmesi, Salur Kazan’ın “konur atın iyesi” ifadeleri atın Türkler için önemini anlatmaktadır.[42] İbn Fadlan Seyahatnamesi’nde ölen kişi arkasından kesilen kurbanı şu şekilde anlatmaktadır; İçlerinden önemli bir adam ölürse ev gibi onun için bir çukur kazarlar, ölüye gömleğini giydirirler, kemerini takarlar, yayını kuşandırırlar, eline içinde şarap (nebiz) olan ağaçtan bir kadeh verirler. Her şeyini getirtip bu oda gibi mezara koyarlar. Sonra onu oturtup odanın üzerine çamurdan kubbe gibi bir tümsek yaparlar. Sonra hayvanlarının yanına varırlar. Miktarına göre yüz veya iki yüz, bazen de bir hayvanı öldürürler. Başları, ayakları, derisi, kuyruğu dışındaki etlerini yerler. Kalan kısımlarını sırıklar üzerine koyup mezarının etrafına asarlar. “Bunlar cennete giderken bineceği hayvanlar” derler…Bazen hayvanları öldürmeyi bir iki gün geciktirirler. Büyüklerinden bir yaşlı onları hayvanlarını öldürmeye teşvik eder. Ölüyü kastederek “falanı rüyamda gördüm. Bana işte görüyorsun! Arkadaşlarım beni geçtiler. Yalın ayak yürümekten, onları takip etmekten ayaklarım çatladı. Onlara yetişemiyorum.[43] Tek başıma kaldım dedi” der. Bunun üzerine hayvanlarının yanına varırlar onları öldürürler (kurban ederler). Kabrinin yanında sırığa asarlar. Bir iki gün geçtikten sonra yaşlı adam gelir. ”Falanı rüyamda gördüm. Bana “aileme, arkadaşlarıma söyle, beni geçenlere yetiştim. Yorgunluktan dinlendim dedi.”[44]
Bozkır kültüründe çocuğa ad ve elbise verme töreni önemli bir gelenektir. Artık erişkinliğe erişmenin ve gerçek bir bahadır olmasının bir sembolüdür. Atı da bu törende verilirdi. Ak-Han ve Atın-Taycı Altay masalında Ak-Han’ın oğluna bir isim arayışı içerisinde aksakallı ihtiyarın duası sonucunda Ak-Han’ın oğlu Altın-Taycı adını almış ve uykuya daldıktan sonra ihtiyarın duası üzerine Tanrı tarafından kapısına Ak-Kır renkte bir at bağlanmıştır.[45]
Manas destanında Manas’ın ailesi at çobanı hatunu Kanıkey’in ailesi ise koyun çobanıdır. Öyle ki bu iki zümre de rekabet içinde olduğundan bahsedilir. Birbirlerine karşı küçümsemelerde bulunup kendi zümrelerini daha üst olarak görmek ve kendilerinin yaptığı çobanlık kültürünü ön plana çıkarma arzusundadırlar. Ayrıca gene Manas destanında cenaze merasimlerinde dokuzuncu günde doksan kısrak kesilmesi ya da altmışıncı günde altmış kısrak kesilmesi ve bunların mezara koyulması gibi dini örnekler de görülmektedir. Buradan gözlemlediğimiz üzere Türk toplumunun sosyal, dini ve iktisadi hayatında hayvan yetiştiriciliğinin merkezi bir rol oynadığı anlaşılmaktadır.[46]
Türk Mitolojilerinde önemli bir yere sahip inanış da Hızır figürüdür. Kutsal bir anlayış çerçevesinde Hızır’dan yardım alarak iyiliğe, başarıya ve berekete ulaşılırdı. Bu kutsal karakter tasvir edilirken “elinde bir asa tutan, ak-boz bir ata binmiş, ak sakallı bir koca” olarak anlatılırdı. Ak-boz atlar kutsal ve kutsallıkla çağrıştırılarak Türk kültüründe karşımıza çıkmaktadır.[47]
Türklerde iktisadi olarak at çobanlığı mesleği örneklerde de görüldüğü üzere en erken devirlerden itibaren gelişmişti. Çin ile yapılan ticarette de atın önemli bir yeri vardı. Hunlarla Çinliler arasındaki ticaret yönü genellikle savaşlar ve karşılıklı haraçlar üzerinden teşkil edilmekteydi. Hunların askeri anlamda üstünlüklerini sağlamalarıyla ihtiyacı olan ipek, giysi, bakliyat ihtiyaçlarını Çin’den temin etmekteydi. Bunun karşılığında Hunlardan binek hayvanı olan atı da Hunlardan az miktarda da olsa temin edebilmekteydi. Çünkü at Hunlar için askeri anlamda sayıca çok olan Çin ordularına karşı üstünlük sağlamalarında en önemli figürlerden biriydi. Hatta öyle ki Hunların M.Ö.58’de çöküşlerinin başlamasıyla Çin at tedariği konusunda oldukça sıkıntı çektiği Çin kayıtlarında geçmektedir. Gene bu durum Göktürk döneminde de devam etmiştir. Sınır kasabalarında kurulan pazar yerlerinde Orta Asya’nın en değerli ticaret piyasası at ve hayvan karşılığında alınan ipek ticaretidir.[48]
Çinliler Türklerin süvari gücünün önemini anladıktan sonra ordularında reform hareketlerine girişmişlerdir. Bu sebeple Hun atlarının en iyi yetiştirildiği bölge olan Batı Asya'dan "kan terleyen at" olarak tanınan "Gök Tanrı atı" olarak da bilinen bozkır atlarını temin etmek için büyük çabalar göstermişlerdir.[49]
Bozkır kültürüne yön veren, bu hayat tarzını kolaylaştıran en önemli araçlardan birisi hiç şüphesiz at olmuştur. Atlar sosyal, iktisadi ve askeri olarak bozkır hayatının neredeyse her alanında ön plana çıkıp Bozkır kültür yapısının vazgeçilmez bir unsuru olmuştur. İnsanoğlu, at vasıtasıyla üretimlerini daha uzak bölgelere götürmekte ticari bir araç olarak değiştirme, geliştirme ve sosyo-kültürel alışveriş imkânını yakalamıştır. Bu açıdan iktisadi anlamda atın insanoğluna oldukça önemli yardımcı bir rolü olmuştur.[50]
Festivaller, eğlenceler toplumların en temel kültürel etmenleridir. Festivallerin çeşitli amaçlarla gerçekleştirilmekteydi. Baharın gelişi, bahar bayramları Türklerde hem yeni yıl olarak kabul edilir, hem de kutsal bir şekilde karşılanarak dini bir anlamı da olurdu. Bahar bayramlarında kurbanlar kesilir, at yarışları yapılır, şarkılar söylenirdi. Çin kaynaklarında bu durum “Hunlar göktanrısına ibadetleri yanısıra merasimler ifa ederlerdi… Bu festivalden istifade ederek toplanan kabile reisleri aynı zamanda devletin işlerini de görüşürlerdi. Onlar kendilerini at ve deve yarışları yaparak eğlendirirlerdi.” şeklinde geçmektedir. Gene bu festivaller Göktürk dönemlerinde de benzer şekilde geçmekte olup ilave olarak kaynaklarda at binmek, yarışlar düzenlemek, kısrak sütü olan kımızların içilip şarkıların söylendiği etkinlikler olarak tanımlarlar.[51]
At yarışları, at güreşleri, atlı top oyunları, cirit ve atlı spor oyunları da festivaller de yapılan etkinliklerdendir. Bu oyunlar Türk hakanlarının devletlerinin yanı sıra etkileşimde bulundukları coğrafyalara da yayılmıştır. Harizm’de, İran’da, Anadolu’da ve Mısır’da çevgan ve küre oyunları gibi eğlencelere bizzat Sultanlar da katılarak bu atlı sporlarda ve eğlencelerde yerlerini almışlardır.[52]
At dini, sosyal ve iktisadi mefhumlarda karşımıza çıktığı gibi Türk hukukunda da karşımıza çıkmaktadır. Uygur ticaret vesikalarında cezanın ödendiği bazı örneklerde hukuksal bir ceza bedeli olarak at verme durumu söz konusudur. Örneğin bir rahip malının bir kısmını oğluna bırakmaktadır. Küçük kardeşleri buna itiraz ederlerse İdik-Kut’a ak yastuk, bin beğlerin birer at ceza olarak vereceklerdir. Bir tarla satış senedinde satışa itiraz edecek akrabalar ceza olarak büyük orduya bir altın yastuk, mahalli hükümet memurlarına da bir binek atı ceza olarak vereceklerdir. Bir şahıs hastalandığı ve öleceğini düşündüğü için karısına başka birisi ile evlenmeden evini idare etmesini ve oğluna bakmasını vasiyet etmiştir. Vasiyetnameye oğulları itiraz edecek olursa büyük orduya bir altın yastuk, şehzadelere birer gümüş yastuk, iç hazineye bir yastuk ve iç hazineye bir at vermek suretiyle cezalandırılacaktır.[53]
At ile birlikte yastığın da ceza bedeli olarak alınması, yastığın gündelik hayatın önemli bir parçası olduğuna işarettir. Göktürkleri ziyarete giden Hsüeng-Chan’ın seyahatnamesinde “Türklerin ağaçtan yapılmış oturma yerleri yoktu. Oturmak için yere ya hasır sererler ya da demirden yapılmış üzeri minderli iskemlelere otururlardı” diye ifade etmesi yastığın ya da minderin en temel ve talep edilen ev gereci olduğunu anlayabiliriz. Ayrıca yastık ve minder eyer yapımında da kullanılarak at üzerinde bir konfor ve önemli bir gereç olmuştur.[54]
“Kao-Ch’ang şehrinde oturan Uygurlar yaz aylarında sıcaktan korunmak için toprağı kazarak kendilerine mağara yaparlarlardı. Evler beyaz badanalı idi. Buradaki zengin insanlar at eti, geriye kalanlar da sığır eti ve yaban kazı yerlerdi.”[55]
Atın bozkır halklarındaki en temel faktörü yük ya da taşımacılıktan ziyade binek hayvanı[56] olarak kullanılıp kalabalık sürülere hâkim olup, yönetebilen iktisadi faktörü ve askeri güç olarak da bozkır savaşçılığının da ana unsurunu oluşturmasıdır.[57] Demir cevherinin de etkin bir şekilde işlenmesi, kullanımı ve atın sağladığı hız ve üstünlüğün birleşmesi ile Türkler geniş bozkırlara, bölgelere hâkim olan bu kültür, atlı savaş kültürünün oluşturucusu olmuş ve askeri tarih bakımından da tarihte bir kırılma noktası oluşturmuştur. “Atlı göçebenin yerleşik göçebeye beyin köylüye, savaşçının sivile atın üstünden bakışıdır.”[58] M.Ö. 3. yüzyıldan M.S. 5. yüzyıla kadar bozkırlarda hayatlarını sürdüren ve Merkezî Asya’nın doğusundan batıda Tuna Nehri’ne kadar yayılan ve üstünlüklerini yerleşiklere de kabul ettiren Hunlar, göçebeliği imparatorluk seviyesine kadar yükselten ilk Bozkır İmparatorluğu olmuşlardır.[59]
Kaynakça
Bu bölümün yayın künyesi ve metinde kullanılan dipnot kaynakları aşağıdadır.
Muhammed Avcı (2022). Haçlı Seferleri Döneminde Türk ve Frenk Süvarileri. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü · İzmir. İlgili tez sayfaları: Basılı s. 8–15; PDF s. 17–24.
Anatürk, Selahattin. Başlangıçtan XIII. Yüzyıla Kadar Karadeniz’in Kuzeyi İle İlgili Doğu ve Batı Menşeili Yazılı Kaynaklar. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2010.
Dipnotlar: 27, 29, 41Belek, Kayrat. “Eski Türklerde At ve At Kültürü”. Gazi Türkiyat, Bahar 2015/16, ss. 111-128.
Dipnotlar: 50, 59Chamberlain, Edwart. At. Çev. Uğur Peçe. Kitap Yayınevi, İstanbul, 2007.
Dipnotlar: 56Doğan, Orhan. Bozkır Kavimlerinin Kültür ve Mitolojilerinde At. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2006.
Dipnotlar: 31Durmuş, İlhami. “Bozkır Kültür Çevresinde At, Göçer-Ev ve Demir”. Asya Araştırmaları Dergisi, c. 1, sayı 1, ss. 19-34.
Dipnotlar: 25, 39Emiroğlu, Kudret ve Ahmet Yüksel. Yoldaşımız At. Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2010.
Dipnotlar: 58Göksu, Erkan. Türk Kültüründe Silah. Ötüken Yayınları, İstanbul, 2019.
Dipnotlar: 26, 28İzgi, Özkan. Orta Asya Türk Tarihi Araştırmaları. Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014.
Dipnotlar: 32, 48, 51, 53, 54, 55Kafesoğlu, İbrahim. “At”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. 4. Tez kaynakçasındaki sayfa bilgisi: 32; dipnotlarda kullanılan sayfalar: 26-28.
Dipnotlar: 35, 36, 49, 52Kafesoğlu, İbrahim. Türk Milli Kültürü. Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2009.
Dipnotlar: 24, 30, 38, 50, 57Ögel, Bahaeddin. Türk Mitolojisi (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar), c. 1. Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014.
Dipnotlar: 45, 46Ögel, Bahaeddin. Türk Mitolojisi (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar), c. 2. Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014.
Dipnotlar: 47Saraç, Zafer. Bazı Çin Seyahatnameleri Üzerine Bir Değerlendirme (M.Ö. 139-M.S. 984). Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ, 2019.
Dipnotlar: 33, 34Şeşen, Ramazan. İbn Fadlan Seyahatnamesi. Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2016.
Dipnotlar: 44Tansü, Yunus Emre ve Baran Güvenç. “Eski Türk Mitolojilerinde Hayvan Motifleri Üzerine Düşünceler”. Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, sayı 218, 2015.
Dipnotlar: 40Üren, Umut. “Türklerde At Kurbanı ve Dede Korkut’taki İzleri”. Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, c. 15, sayı 2, ss. 65-74.
Dipnotlar: 42Onat, Ayşe; Sema Orsoy ve Konuralp Ercilasun. Çin Kaynaklarında Türkler, Han Hanedanlığı Tarihi. TTK Basımevi, Ankara, 2004.
Dipnotlar: 30, 37, 38
Dipnotlar (36)
- [24]
Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 205.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗ - [25]
Durmuş, “At, Göçer”, s. 23.
Kaynakça: Durmuş, İlhami ↗ - [26]
Erkan Göksu, Türk Kültüründe Silah, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2019, s. 73.
Kaynakça: Göksu, Erkan ↗ - [27]
Selahattin Anatürk, Başlangıçtan XIII. Yüzyıla Kadar Karadeniz’in Kuzeyi İle İlgili Doğu ve Batı Menşeili Yazılı Kaynaklar, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2010, s. 20.
Kaynakça: Anatürk, Selahattin ↗ - [28]
Göksu, s. 73.
Kaynakça: Göksu, Erkan ↗ - [29]
Anatürk, s. 24.
Kaynakça: Anatürk, Selahattin ↗ - [30]
Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 212; “Hsiung-nu’lar adetlerine göre besledikleri hayvanın etini yer, onun sütünü içer, derisini giyer. Hayvanlarını otlatmak ve onlara su içirmek için zaman zaman yer değiştirirler. Bundan dolayı onlar olağanüstü durumlarda binicilik ve okçuluk taliminde bulunurlar, normal zamanlarında ise halk mutludur ve keyfine bakar.” Ayşe Onat, Sema Orsoy, Konuralp Ercilasun, Çin kaynaklarında Türkler, Han Hanedanlığı Tarihi, TTK Basımevi Ankara, 2004, s. 17-18.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗Kaynakça: Onat, Ayşe; Sema Orsoy ve Konuralp Ercilasun ↗ - [31]
Orhan Doğan, Bozkır Kavimlerinin Kültür ve Mitolojilerinde At, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2006, s. 1.
Kaynakça: Doğan, Orhan ↗ - [32]
Özkan İzgi, Orta Asya Türk Tarihi Araştırmaları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014, s. 99-105.
Kaynakça: İzgi, Özkan ↗ - [33]
Zafer Saraç, Bazı Çin Seyahatnameleri Üzerine Bir Değerlendirme (M.Ö. 139-M.S. 984), (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ, 2019, s. 61.
Kaynakça: Saraç, Zafer ↗ - [34]
Saraç, s. 86.
Kaynakça: Saraç, Zafer ↗ - [35]
Kafesoğlu, “At”, s. 28.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗ - [36]
Kafesoğlu, “At”, s. 28.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗ - [37]
“Saçlarını serbest bırakır, giysilerini sola doğru kapatırlardı. İnsan yüzlü, vahşi kalpliydiler. Onların merkezi ülke ile giyim tarzı farklıydı, gelenekleri ayrıydı. Yiyecekleri benzemiyordu, dilleri de anlaşılmıyordu. Bu kavimler kuzeyde çok uzaktaki soğuk ve uçsuz bucaksız bozkırlarda bulunuyorlar, yaşamak için hayvanları ile birlikte otlakları takip ediyorlardı.” Ayşe Onat ve diğerleri, ss. 96-97.
Kaynakça: Onat, Ayşe; Sema Orsoy ve Konuralp Ercilasun ↗ - [38]
“Hsien Yünler ve Hun-yü’ler kuzey sınırlarında otururlar, otlakları takip ederek hayvan yetiştirir ve yer değiştirirlerdi. Yetiştirdikleri hayvanların çoğu at, sığır ve koyundu. Nadir hayvanları ise deve, eşek, katır, chüeh-t’i, t’aot’u ve tien-hsi idi. Su ve otlakları izleyerek hareket ederlerdi. Surlarla çevrili şehirleri, sürekli oturdukları bir yer ve tarım yapmak gibi bir uğraşları yoktu. Ancak yine de herkesin kendine ait bir toprağı bulunurdu. Yazışma-çizişmeleri yoktu, sözlü olarak anlaşma yaparlardı.” Ayşe Onat ve diğerleri, s. 1; Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, 214-215.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗Kaynakça: Onat, Ayşe; Sema Orsoy ve Konuralp Ercilasun ↗ - [39]
İlhami Durmuş, “At, Göçer”, s. 24.
Kaynakça: Durmuş, İlhami ↗ - [40]
Yunus Emre Tansü, Baran Güvenç, “Eski Türk Mitolojilerinde Hayvan Motifleri Üzerine Düşünceler”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 218, 2015, ss. 4-5.
Kaynakça: Tansü, Yunus Emre ve Baran Güvenç ↗ - [41]
Anatürk, s. 22.
Kaynakça: Anatürk, Selahattin ↗ - [42]
Umut Üren, “Türklerde At Kurbanı ve Dede Korkut’taki İzleri”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, Cilt: 15, Sayı: 2, ss. 67-68.
Kaynakça: Üren, Umut ↗ - [43]
Eski Türk inancında yaygın olan bu inanış, Türkler İslam’a geçtikten sonra da evrimleşerek devam etmiştir. Bugün dahi Anadolu’da kurbanlar kesildikten sonra kesilen kurbanların ahirette onları taşıyacağı inancı İslam inancı ile birleşerek devam etmektedir.
- [44]
Ramazan Şeşen, İbn Fadlan Seyahatnamesi, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2016, s. 15.
Kaynakça: Şeşen, Ramazan ↗ - [45]
Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar) 1. Cilt, Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014, ss. 346-347.
Kaynakça: Ögel, Bahaeddin ↗ - [46]
Ögel, ss. 554-555.
Kaynakça: Ögel, Bahaeddin ↗ - [47]
Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar) 2.Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014, ss. 116-117.
Kaynakça: Ögel, Bahaeddin ↗ - [48]
İzgi, Orta Asya Türk Tarihi Araştırmaları, ss. 99-105.
Kaynakça: İzgi, Özkan ↗ - [49]
Kafesoğlu, “At”, s. 27.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗ - [50]
Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 212; Kayrat Belek, “Eski Türklerde At ve At Kültürü”, Gazi Türkiyat, Bahar 2015/16, s. 113.
Kaynakça: Belek, Kayrat ↗Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗ - [51]
İzgi, Orta Asya Türk Tarihi Araştırmaları, ss. 115-118.
Kaynakça: İzgi, Özkan ↗ - [52]
Kafesoğlu, “At”, s. 27.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗ - [53]
İzgi, ss. 147-150.
Kaynakça: İzgi, Özkan ↗ - [54]
İzgi, s. 340.
Kaynakça: İzgi, Özkan ↗ - [55]
İzgi, s. 339.
Kaynakça: İzgi, Özkan ↗ - [56]
“İnsanlar atları önce öküzler ve eşekler yerine yük hayvanı, daha sonra ise binek olarak kullanmaya başlamasıyla at eti tüketmek için fazla değerli olmaya başladı.” J. Edwart Chamberlain, At, Çev. Uğur Peçe, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 98
Kaynakça: Chamberlain, Edwart ↗ - [57]
Kafesoğlu, ss. 210-211.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗ - [58]
Emiroğlu ve Yüksel, s. 12.
Kaynakça: Emiroğlu, Kudret ve Ahmet Yüksel ↗ - [59]
Belek, “Eski Türklerde At”, s. 117.
Kaynakça: Belek, Kayrat ↗

Fikirler yükleniyor…