İçeriğe geç
NovaSofyaBİLGİNİN İZİNİ SÜR
Tez · Orta Çağ tarihi ve askerî tarih · 2022

Dımaşk’tan Hıttin’e: İttifaklar ve Askerî Dönüşüm

Haçlı Seferleri Döneminde Türk ve Frenk Süvarileri
Muhammed AvcıDokuz Eylül Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü · Tarih

12 dk okuma · Çalışmanın diğer konuları →

Fransız Haçlı Ordusu kalan kuvvetleriyle Antakya’ya varsa da orada da diğer Haçlı liderleri ile kendi aralarında birçok sıkıntı yaşamaktaydılar. Kral Louis Kudüs’e doğru ısrarla yürümekte karar kılmış ve Kudüs’e ulaşmıştı. Burada Konrad, Louis ve Baudoin Dımaşk şehrini ele geçirmek üzere beraber hareket etmişlerdi. Dımaşk emir Unur tarafından yönetiliyordu ki o konumunu koruyabilmek için yeri gelip Nureddin Zengi’ye karşı Haçlılarla dahi iş birliği yapıyordu. Ancak Haçlıların şehri ele geçirme teşebbüsleri onu Zengi’nin tarafına itmişti. Şehir kuşatılsa da bu kalabalık ve çok liderli ordunun gidişatı iyi olmayacaktı. Çünkü şehir daha düşmeden kimin yöneteceği tartışmaları, kuşatmayı tamamen yıpratmış ve geri dönme kararı almışlardı. Bu sefer de geri dönmekte olan Haçlı Ordusu’na hafif teçhizatlı hızlı Türkmen atlılarını göndermiş ve Haçlı Ordusu’nun geçtiği her yerde kayıplar yaşatıyorlardı.[289]

İkinci Haçlı Seferi sonrası başarısızlıklar ve Batı’dan gelen desteklerin birbiri ardına yok oluşu Doğu Haçlı Devletleri’ni oldukça zora sokmuş ve Doğu’daki durumlarda da dengeler değişmekteydi. Haçlı Orduları’na karşı büyük başarılar elde eden Sultan Mesud, Haçlı Devletleri’ne karşı da Nureddin Zengi ile birlikte hareket etmeye başlamış ve Doğu’daki üstünlüğü de ele geçirmek amaçlarındaydılar. Antakya Haçlı Devleti’ni sıkıştırma amacıyla Mesud Maraş’ı tekrar Türk hakimiyetine sokmak amacında saldırıya geçmiş Raymond bu saldırıya cevaba hazırlanırken Sultan Mesud’un yardım isteğini kabul eden Nureddin Zengi de Antakya’ya doğru harekete geçmişti. Ancak karşılarında sadece Haçlılar olmamakla beraber Haşhaşileri de Haçlı tarafında göreceklerdi. 1148 Kasım ayında Nureddin Antakya Haçlı hakimiyetinde ilerlerken Haşhaşi lideri Ali ibn Vefa ve Raymond’un birlikleri tarafından baskına uğramış ve Nureddin’in yanındaki komutanları Şirkuh’un ve Mecmeddin ibn ed- Daye’nin aralarının kötü olması sonucunda Şirkuh’un savaştan çekilmesi Nureddin’i geri çekilmek durumunda bırakmıştı. Nureddin Zengi Bahar 1149’da tekrar hareketlenerek Raymond üzerine saldırılarda bulunuyor ve savaşa kışkırtıyordu. Nihayetinde İnab kalesini kuşatmış kaleye yardıma Raymond’un geldiğini öğrenince direk bir savaşa girmekten çekinerek geri çekilmişti. Antakya Haçlı Ordusu’nun İnab ve Gab bataklığı arasında konakladığı gece Nureddin birliklerini Haçlı Ordusu’nu kuşatacak şekilde çevirmişti. Durum fark edilse de Haçlı Ordusu için oldukça geç olmuştu. Haçlılar kuşatmayı yarıp çıkmak için çabalar gösterseler de muvaffak olamamışlardı. Nihayetinde savaş Nureddin Zengi’nin ordusunun stratejik üstünlüğü ve taktiksel olarak direkt bir savaşa girmektense Kılıçarslan ve Mesud gibi sürpriz bir saldırı ile kesin ve topyekun bir imha yolunda tüm ordunun kaçacak yer dahi bulamadan kuşatılması Antakya Ordusu’nun tamamen yok edilmesi ile sonuçlandı.[290] Maraş Senyörü Renaud, Haşhaşi Reisi Ali ibn Vefa bir çok şövalye ve Antakya Prinkepsi Raymond’un bu savaşta ölenler arasında olması Haçlılara karşı büyük bir başarının kazanılmasını sağlamıştı.[291]

Yaşanan durumlar Haçlıların aleyhinde gelişmiş, Urfa Haçlı Devleti’nin sonunu getirmiş ve Ayntab ve Dülük Mesud’a, Ravendan ve Tell Başir Nureddin’e, Samsat ve Birecik’te Artuklu Beyi Timurtaş’a kalmıştı. Nureddin Zengi de zaferlerini genişleterek Dımaşk’a hâkim olmuştu. Diğer taraftan da Doğu’daki ve Güney’deki İslam Dünyası’nı birleştirmek üzere hareket ediyordu. Bir taraftan da İmparator Manuel’de yeni Kudüs Kralı III. Baudoin ile temaslar geliştiriyor, İstanbul’a davet ederek müttefiklik oluşturuyordu. İmparatorun üstünlüğünü sevmeseler de kabul etmek durumunda kalan ve onun desteğine muhtaç olan Haçlı Devletleri Batı’dan gelemeyen desteklerden dolayı Müslümanlara karşı Bizans ile ilişkilerini iyi tutmak amacındaydı. Manuel Antakya’ya gelerek ciddi törenlerle karşılansa da Haçlı Devletleri’nin istediği desteği vermemiş, Haçlı Devletleri’ni Müslümanlara karşı dengeli bir şekilde kendilerine bağlı etmelerini istemişti.[292]

Kudüs Kralı III.Badouin’in zamansız ölümünden sonra yerine kardeşi I. Amaury geçmişti.[293] Amaury’de Müslümanlara karşı ilerlemenin güç olduğunu ve Bizans tarafında gelişmenin de stratejik olarak yalnızlaşacağı düşüncesiyle Fatimilerin iç karmaşalar içerisinde olduğu bir dönemde Mısır’a yönelmek en mantıklı hareket alanıydı. Bir tarafta da Bizans İmparatoru Manuel için de Mısır bir cazibe notkasıydı. Khoniates imparatorun Mısır hakkında düşünceleri için “meyveleri çoğaltan, başakları dolgunlaştıran Nil’in üzerine kucak kucak bereket saçtığı Mısır’ın verimliliğini duymuştu.” diye bahsetmekteydi.[294] Bu sebeple Kudüs Kralı Amaury ile haberleşerek Mısır’a beraber bir saldırı düzenleme konusunda anlaşmışlardı. Süveyş’i geçerek Pelusium’u kuşatan Haçlıların karşısında Fatimiler karşı bir güç bulamadığı için Nureddin Zengi’den destek istemiş o da en önemli komutanlarından olan Şirkuh’u yardıma göndermişti.[295] Burada önem arz eden noktalardan birisi de tarih sahnesine önemli bir şekilde girecek olan Selahaddin idi. Nitekim Selahaddin Nureddin Zengi’nin komutanlarından biri olan Şirkuh’un yeğeni idi. Şirkuh burada Bilbays bölgesinde kalsa da Fatimi veziri Şaver, Şirkuh’u Mısır’dan çıkarmaya çabalamaktaydı. Ancak Şirkuh onu dinlemiyor, Şaver de karşılık olarak onu Mısır’dan çıkarmak üzere Armaury ile anlaşmıştı. Armaury’nin ordusu Şirkuh’u Bilbays’da kuşatsa da Nureddin’de karşılığında Antakya’yı yakınlarındaki Harim kalesini kuşatmasıyla durum karmaşıklaşıyor ve savaş kendisini gösteriyordu. Krallık içindeki Frenkler, Antakya Prinkepsi III. Bohemund, Trablus Kontu Raymond, Çukurova’daki Ermeni hâkimi Thoros ve Bizans Kumandanı Konstantinos Koloman Nureddin’e karşı birleşmiş ve üzerine doğru ilerlemişti. Artah yakınlarında 10 Ağustos 1164 yılında yapılan savaşta Nureddin bu birleşik orduyu ağır bir yenilgiye uğratmıştı. Bohemund, Raymond, Koloman, Thoros ve Hugue de Lusignan esir alınmıştı. Bu savaştan sonra bazı kesik Frenk kafaları ve sancakları Şirkuh’a gönderilmiş ve şehir duvarlarından sallandırmasını istemişti. Bunun üzerine Kral Amaury ile anlaşma sağlanarak iki ordu da Mısır’dan ayrılmıştı. 1167’de Şirkuh Mısır’a tekrar gitme kararı almış ve Fatimi Veziri Şaver gene Kudüs Kralı Amaury’den destek istemişti.Şirkuh yolda sıkıntılar yaşasa da Gize’ye ulaşmış Mısır ve Frenk ordusuyla karşı karşıya gelmişti. Şirkuh 18 Mart 1167’de savaşa Mısır ve Frenk ordusuna karşı harekete geçmiş ve atlı birliklerin gücüyle geleneksel Türk savaş taktiği kullanılarak bu müttefik ordusunu büyük bir yenilgiye uğratmıştı. Bu savaştan sonra Şirkuh’un ordusu İskenderiye’ye girmiş ve buradaki Sünni Müslümanlar onu sevinçle karşılamıştı. Ancak Frenkler ve Fatimiler güçlerini toparlayıp şehri tekrar kuşatmaları üzerine yeni bir anlaşma yapılmış ve Mısır Şirkuh ve ordusu tarafından terkedilecekti. 1168 Kasım’ında Mısır’ın zenginliğini farkeden Kral Amaury tekrar güçlerini toparlayıp, asilzadelerinin, tarikat şövalyelerinin ve Nevers Kontu’nun birlikleriyle harekete geçmiş, Bilbays’ı ele geçirerek içindeki bütün halkı katletmişti. Fatımi Veziri Şaver tehlikeyi farkedince Nureddin Zengi’ye haber gönderip destek istemiş, Nureddin de Şirkuh’u 7000 kişilik bir orduyla tekrar Mısır’a yollamıştı. Amaury Kahire’yi kuşatsa da zafere ulaşamamış ve Şirkuh’un gelmekte olduğunu öğrenince geri çekilmişti. 8 Ocak 1169 yılında Şirkuh Kahire’ye girmiş ve Fatimi Halifesi onu iyi karşılamıştı. Şirkuh ve beraberindeki Oğuzların Mısır’ı kurtarışı Şaver’in prestijini yok etmiş ve kısa bir süre sonra Mısır’da alışıldığı üzere bir suikaste kurban olarak öldürülmüştü. Şirkuh onun yerine geçmiş ve Mısır’ın fiili ve idari idaresi Sünnilerin eline geçmişti. Haçlılar için Mısır’ın Zengîlerin eline geçmesi büyük bir kayıp olacaktı. Zira Mısır yönetimi Haçlılara sürekli olarak haraç ve iaşe desteğinde bulunuyordu.[296] Nureddin Zengi’nin en önemli komutanlarından biri olan Şirkuh idareyi eline aldığı bu sürede zamansız bir şekilde hayatını kaybetmiş ve yerine yeğeni olan Selahaddin Eyyubi geçmişti. Selahaddin’e karşı olarak Amaury Mısır’ın önemini ve zenginliğini bildiği için Avrupa’dan ve Bizans’dan destekler istemiş ancak Avrupa’dan destek gelmemişti. Bizans İmparatoru Manuel bu yardım isteğine olumlu yanıt verse de Haçlı-Bizans birlikteliğinin saldırılarının başarısızlığı Selahaddin’in Mısır’a tamamen hakim olmasını sağlamıştı. Selahaddin Eyyubi zengin ve verimli olan bu topraklarda kısa sürede Nureddin Zengi kadar güçlenmiş ve zenginleşmişti. Bu durum bir gerginlik oluştursa da Selahaddin sadakatini sunmaktan geri kalmıyor ve 1171’de Nureddin Zengi’nin emri ile Mısır’da Fatimi Halifesi yerine Bağdat Abbasi Halifesi’nin adı zikrettirilecekti. Artık Fatımilerin devri tamamen sona ermişti.[297]

Selahaddin Eyyubi Mısır’a hakimiyetinden kısa bir süre sonra bölgede önemli değişimler yaşanmıştı. 1174 yılında batılıların “adil, ihtiyatlı, kurnaz ve dindar prens”[298] lakapları taktıkları İslam dünyasını bir arada tutabilmeyi başarabilen Nureddin Zengi hayatını kaybetmiş ve oğlu Melik es-Salih İsmail varis olsa da küçük yaşta olduğu için yönetim valiler arasında paylaştırılmıştı. Ancak bu tam bir kaos ortamına yol açmış iktidar mücadelesini Selahaddin Eyyübi kazanıp İslam dünyasını bir arada tutmuştu. Böylece Eyyübilerin dönemi başlamıştı. Nureddin’in ölümünden kısa bir süre sonra Kudüs Kralı Amaury de ölmüş ve tahtın tek sahibi olarak küçük yaşta ve cüzzamlı olan çocuğu Baudoin kalmıştı. Baudoin kaynakların anlatımına göre idare konusunda oldukça yetenekli bir lider olabilecek potansiyeldeydi.[299] Arkasından Baudoin’in hastalığı ve ölümü sonrasındaki yönetim planı için kralın ablası olan Sibylle ile Avrupa’dan gelen Guillaume de Monteferrat evlendirilmiş kral olarak Guillaume düşünülmüştü. Ancak Guillaume’de evlendikten bir süre sonra hastalık sonucu ölmüştü. Selahaddin tıpkı Nureddin Zengi gibi bu durumlar arasında İslam birliğini sağlamak için savaşıyor ve amacının cihad olduğunu İslam Dünyası’na anlatıyordu. Bir diğer ölüm haberi de 1181 yılında Nureddin Zengi’nin oğlu olan Melik es-Salih İsmail idi. Ölümünde ne şekilde olduğu hakkında şaibeler olduğu düşünülse de neticesinde Selahaddin Eyyübi’nin önünde artık bir engel kalmayacaktı.[300]

Kudüs’deki hakimiyet Badoin’in kötüleşmesiyle karışmaya başlamış ve yerine Guy de Lusignan Sibylle ile evlenere Kudüs hâkimi olmuştu. Guy her geçen gün daha da güçlenen Müslüman dünyanın lideri haline gelen Selahaddin ile iyi geçinmeye çalışsa da Kerak Hâkimi Renaud de Chatillon Müslümanlara karşı acımasız ve haydutvari saldırılar düzenliyor, ticaret kervanlarını yağmalıyor, Müslüman yerleşimlerini basıp katliamlar yapıyordu. Bu Haçlılar ve Selahaddin Eyyübi’nin barış durumunu etkileyen, Müslümanların nefretini artıran eylemlerdi. 1183 yılında Selahaddin ordusunu toparlayıp Filistin’e girmiş Tubaniye kaynağında karargâh kurmuştu. Haçlılar da onların karşısında Calut’un Havuzları denen yerde kamp kurmuştu. Selahaddin Haçlı Ordusu’nu savaşmaya zorlasa da iki tarafta savaştan çekinmiş Selahaddin ordusuyla geri dönüşe geçmiştir. Guy de Lusignan’ın bu hareketinden dolayı Kudüs ve Haçlı yöneticileri birbirlerine karşı büyük çatışmalar yaşamaktaydı. 1185 yılında hasta olan IV. Badouin hayatını kaybetmiş ve yerine yeğeni küçük yaştaki V. Baudouin ve naibi Trablus kontu III. Raymond gelmişti. Kudüs Haçlı Devleti’nin durumu kötüleşiyordu ki Batı’dan destek gelmiyor, kıtlıklar yaşanıyor ve yönetim çatışmaları devam ediyordu. Ancak 1186 yılında çocuk kral V. Baudouin’in de hayatını kaybetmesi Kudüs’ü tamamen karıştırmıştı. Nihayetinde Sibylle’nin kocası Guy yönetimi ele geçirmiş ve toparlanabilmek için Müslümanlarla barışın devamını sağlamak istemişti. Ancak bu barış uzun sürmeyecekti Renaud Müslüman kervanlarına tekrar saldırıp, kervanı koruyan askeri birliği de öldürmüştü. Yaklaşık 17 sene Haleb zindanlarında kalan Renaud Müslümanlara karşı kin ve nefret doluydu. Öyle ki Renaud’a bağlı birlikler Müslüman ticaret kervanlarına saldırmakla kalmamış Kızıldeniz üzerinden Mekke’ye doğrudan bir saldırı yapma teşebbüsünde dahi bulunmuştu. Ancak bu saldırı farkedilmiş ve Sudan açıklarında yakalanarak Mekke’de idam edilmişlerdi.[301] Selahaddin Haçlıları sert bir şekilde uyarmış ve tazminat istese de kabul edilmemesi savaşı başlatma sebebi olmuştu.[302]

Selahaddin tüm Müslüman ülkelerine cihad çağrısında bulunmuş ve oğlu Efdal’i kuzeyden gelecek tehlikeleri karşılamak üzere geride bırakıp Dımaşk’dan güneye hareket etmişti. Hedefinde Renaud’a bağlı olan Kerak kalesi vardı. Selahaddin Renaud’a bağlı olan toprakları yağmalıyordu. Mısır’dan gelen birlikler de ona katıldı. Selahaddin’in Efdal’e verdiği emirle Gökbörü idaresinde 7.000 kişilik Memluk birliği Akka’ya yollanmıştı. Bu birlikten haberi olan Gerard de Ridford idaresindeki Templier şövalyelerinin baskınına uğrasalar da Gökbörü idaresindeki Memluk ordusu büyük bir zafer kazanarak şövalyelerin neredeyse hepsini imha etmişlerdi. Bu çatışma da şüphesiz Gökbörü idaresindeki Memluk askerlerinin, şövalyelere üstünlüğünü ortaya koyuyordu.[303]

Selahaddin bu haber üzerine sadece atlıların 12.000 kişi olduğu ordusuyla daha güneye inme kararı alıp Taberiye’yi gele geçirdi. Kral Guy da bütün Haçlı asilzadelerine ve şövalyelerine Akka’da toplanmaya çağırıyordu. Akka’da toplanan Haçlı Ordusu 1.200 şövalye ve 10.000’e yakın yayadan oluşuyordu. Balian d’Ibelin gibi baronlar savaşa girmenin sonucunda kesin bir yenilgi olacağını krala anlatsa da dinlenmeyecekti.[304] Raymond kral Guy’a savaşmaktan kaçınma önerileri verse de Gerard de Ridfort ile Renaud de Chatillon’un ısrarlarıyla Taberiye’deki Selahaddin’in ordusuna doğru harekete başlamışlardı. Sephoria’da kamp kuran Haçlı Ordusu’nu, Raymond’un kurak arazide ilerleyerek savaşmanın orduyu olumsuz etkileyeceğini hakkında fikirleri ikna etmişti ve bekleme kararı almışlardı. Zira Sephoria Haçlılar için iyi korunaklı ve su kaynaklarının olduğu bir bölgeydi. Selahaddin’in amacı da onları oradan çıkarma Sephoria ve Taberiye arasındaki 25 kilometrelik çölden geçirerek onları susuzlukla başbaşa bırakmak istiyordu.[305] Haçlılar için bekleme kararı uzun sürmemiş Kral Guy de Lusignan’ın hakimiyetini kanıtlayabilmesi ve devleti büyütebilmesi için bu savaşı kazanma hevesi de onu destekleyen savaş meraklısı savaşa girme kararı almışlardı.[306]

Selahaddin kendisine doğru yaklaşmakta olan Haçlı Ordusu’nun haberini alınca ordusunu kuzeye kaydırıp Hıttin bölgesine yerleştirmişti. Haçlı ordusunu da bu mevkiye yönlendirmişti. Kral Guy Hıttin boynuzları adı verilen bölgede suya ulaşamadan geceyi geçirmek durumunda kalacaktı. Ernoul kronoiğinde bu olayı “ordudaki herkes Müslümanlara karşı ilerleyip yarma harekatı yapmaları gerektiğini, eğer kamp kurarlar Müslümanların sadece ok atarak bile onları mağlup edeceğini biliyordu.” şeklinde anlatılmaktadır.[307] 3 Temmuz’u 4 Temmuz’a bağlayan gece arazideki tüm çalı ve otları yakılıyor zaten susuz kalmış olan Haçlı ordusu için duman ve ateş bir yandan durumu daha kötüleştiriyor gece boyu çalan savaş davulları Haçlı ordusunu psikolojik olarak daha da yıpratıyordu. 4 Temmuz sabahı hücuma geçen Selahaddin’in ordusu yoğun bir ok saldırısı başlatmıştı. Yanan otların ve çalıların dumanları okları son ana kadar görünmez kılıyor ve Haçlılar için ciddi sorun yaratıyordu. Haçlılar için iki seçenek vardı ya geriye dönüp Sephoria’ya ulaşmaya çalışacaklar ya da Taberiye’ye doğru ilerleyeceklerdi ki ikinci yolu seçmişlerdi. Bunu farkeden Selahaddin ordusunu düşmanının durumuna göre düzene sokarak Taberiye’ye doğru çıkış yapacak ordunun önünü kapatmakla beraber arkalarından da sıkıştırmaya çalışacaktı. Kuşatma altında kalan Haçlı ordusu Trablus kontu Raymond ve Tapınak şövalyelerinin bu durumu yarmaya çalışmalarıyla devam edecekti ki Guy de Lusignan bu durum karşısında hangisine yardıma gideceğini karar verememişti. Şövalyeler bu kuşatma altında zaman zaman savunma yapmak yerine saldırı yapmaya çalışsalar da kuşatma yarılamayacak kadar güçlüydü. Atsız kalan şövalyeler yaya olarak savaşmak durumunda kalıyordu ve savaş beraberlerindeki kutsal emanet olan gerçek haçı koruma görevine dönüşmüştü.[308] Şövalyeler ve atlı birlikler şiddetle şavaşıp üzerine akın eden Müslüman ordularını püskürtmeye çalışıyorlardı. Haçlı Ordusu yavaş yavaş tepenin üstüne doğru çekiliyordu, Kralın çadırı da tepeye taşınmıştı. Artık şövalyeler atlarından inerek savaşıyorlar ve Müslümanlar da aynı şekilde atlarından inerek savaşmaya devam ediyorlardı. Selahaddin’in oğlu olan Efdal yaşanan çatışmayı şu şekilde anlatıyordu: Frenk Kralı tepeye çekildikten sonra onun şövalyeleri genel bir hücumla Müslümanları babamın bulunduğu tepeye püskürttüler. Babamın şaşırdığını gördüm rengi atmıştı, sakalını yoklayarak atını ileri doğru sürdü. Durmadan “kahrolasıca şeytan!” diye bağırıyordu. Bundan sonra bizim adamlarımız tekrar düşmana doğru atıldılar ve düşmanlar tepeye doğru geri çekildiler. Frenkleri kaçarken görünce sevinçle 'onları kaçırdık' diye haykırdım. Fakat babam bana dönerek, 'Sus! Yukarıdaki çadır ayakta durduğu sürece onları yendik sayılmayız' dedi. Tam o sırada çadır devrildi. Babam hemen atından inerek secdeye kapandı ve gözlerinde yaşlarla Allah'a hamdetti.[309]

Nihayetinde Hıttin Savaşı’nda Müslüman ordusunun kesin galibiyetiyle sonuçlanmıştı. Selahaddin’in savaşa katılan atlı sayısı çok olsa da savaşın kazanıldığını düşündüğü sırada dahi Haçlı Ordusu’nun özellikle şövalyelerin direnişi ve gelenekselleşmiş olan Frenk şövalyelerinin toplu hücumu Müslümanlar için galibiyet gözükse dahi neredeyse kuşatmayı yaracakları endişesini Selahaddin’de yaratacak kadar önemli bir saldırı olmuştu.[310]

Hayatta kalan az sayıda şövalye ve Kral Guy Selahaddin’in çadırına getirilmiş ve Guy’un hayatı bağışlanmıştı. Ancak yakalananlardan biri de Renaud’du. Selahaddin barış durumunu bozan ve pek çok Müslümanın canına kasteden bu Haçlı liderini söz verdiği üzere kendi elleriyle öldürmüştü. Özellikle Renaud’a karşı barışı bozduğu için öfke dolu olan Selahaddin Renaud’un kellesini vurduktan sonra ülkedeki bütün kalelerde ve şehirlerde yerde sürüklendikten sonra yakılmasını emretti.[311] Aynı zamanda Templier ve Hospitelier şövalyeleri de öldürülmüştü. Bu savaş üzerine Kudüs Haçlı Devleti’nin neredeyse hiçbir askeri gücü kalmamıştı ve Selahaddin birbiri ardına tüm Haçlı hakimiyetindeki şehirleri fethetmiş ve en nihayetinde de 20 Eylül’de kuşatılmaya başlayan Kudüs, savunması düşmüş bir şekilde 30 Eylül’de Balian de İbelin tarafından teslim şartları konuşulup Selahaddin Eyyübi’ye teslim edilmişti.[312]

Kaynakça

Bu bölümün yayın künyesi ve metinde kullanılan dipnot kaynakları aşağıdadır.

Muhammed Avcı (2022). Haçlı Seferleri Döneminde Türk ve Frenk Süvarileri. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü · İzmir. İlgili tez sayfaları: Basılı s. 78–86; PDF s. 87–95.

  1. Çelik, Eda. Haçlı Seferleri Sırasında Bâtınîlerin Faaliyetleri ve Haçlı-Bâtınî İlişkileri. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Ankara, 2021.

    Dipnotlar: 291
  2. Demirkent, Işın. Haçlı Seferleri. Dünya Yayıncılık, İstanbul, 1997.

    Dipnotlar: 289, 290, 292, 297, 300, 302, 303, 306, 309, 312
  3. Devries, Kelly. “Hıttin 1187”. Dünya Savaş Tarihi Haçlı Seferleri 1097-1444, c. V. Ed. Kelly Devries. Timaş Yayınları, İstanbul, 2021.

    Dipnotlar: 301, 305, 308
  4. Ernoul. Haçlı Seferleri Tarihi: Selahaddin Eyyubi ve Kudüs’ün Fethi. Çev. Ahmet Deniz Altunbaş. Kronik Yayınları, İstanbul, 2021.

    Dipnotlar: 293, 304, 307, 311
  5. Khoniates, Niketas. Historia (Ionnes ve Manuel Komnenos Devirleri). Çev. Fikret Işıltan. Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1995.

    Dipnotlar: 294
  6. Liebau, Gregory J. “Fighting the Frankish Knights”. Medieval Warfare, c. IV, no. 5, ss. 35-39.

    Dipnotlar: 310
  7. Tyrensis, Willermus. Haçlılar Türkler Karşısında Willermus Tyrensis’in Haçlı Kroniği III (1143-1184). Çev. Engin Ayan. Kronik Yayınları, İstanbul, 2019.

    Dipnotlar: 295, 296, 298, 299
Dipnotlar (24)
  1. [289]

    Demirkent, ss. 112-115.

    Kaynakça: Demirkent, Işın ↗
  2. [290]
  3. [291]

    Eda Çelik, Haçlı Seferleri Sırasında Bâtınîlerin Faaliyetleri Ve Haçlı-Bâtınî İlişkileri, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Ankara, 2021, s. 108.

    Kaynakça: Çelik, Eda ↗
  4. [292]

    Demirkent, ss. 118-124.

    Kaynakça: Demirkent, Işın ↗
  5. [293]

    Ernoul, Çev: Ahmet Deniz Altunbaş, Haçlı Seferleri Tarihi: Selahaddin Eyyubi ve Kudüs’ün Fethi, Kronik Yayınları, İstanbul, 2021, ss .28-29.

    Kaynakça: Ernoul ↗
  6. [294]
  7. [295]
  8. [296]
  9. [297]

    Demirkent, ss. 124-128.

    Kaynakça: Demirkent, Işın ↗
  10. [298]
  11. [299]
  12. [300]

    Demirkent, ss. 129-130.

    Kaynakça: Demirkent, Işın ↗
  13. [301]

    Kelly Devries, “Hıttin 1187”, Dünya Savaş Tarihi Haçlı Seferleri 1097-1444 Cilt V, (Ed. Kelly Devries), Timaş Yayınları, İstanbul, 2021, s. 102.

    Kaynakça: Devries, Kelly ↗
  14. [302]

    Demirkent, s. 132-135.

    Kaynakça: Demirkent, Işın ↗
  15. [303]

    Demirkent, s. 135-137.

    Kaynakça: Demirkent, Işın ↗
  16. [304]

    Ernoul, s. 123.

    Kaynakça: Ernoul ↗
  17. [305]

    Devries, ss.103-104.

    Kaynakça: Devries, Kelly ↗
  18. [306]

    Demirkent, ss. 135-138.

    Kaynakça: Demirkent, Işın ↗
  19. [307]

    Ernoul, s.139.

    Kaynakça: Ernoul ↗
  20. [308]

    Devries. ss.106-107.

    Kaynakça: Devries, Kelly ↗
  21. [309]

    Demirkent, ss. 138-139.

    Kaynakça: Demirkent, Işın ↗
  22. [310]
  23. [311]

    Ernoul, s.145.

    Kaynakça: Ernoul ↗
  24. [312]

    Demirkent, ss. 139-141.

    Kaynakça: Demirkent, Işın ↗
AKADEMİK YAZI ÜZERİNE

Fikrini gerekçesiyle paylaş.

Yazıyı paylaş

Fikirler yükleniyor…

0/2000 · Topluluk kuralları geçerlidir.