İçeriğe geç
NovaSofyaBİLGİNİN İZİNİ SÜR
Tez · Orta Çağ tarihi ve askerî tarih · 2022

İkinci Haçlı Seferi: Anadolu Yollarında İkmal Sorunu

Haçlı Seferleri Döneminde Türk ve Frenk Süvarileri
Muhammed AvcıDokuz Eylül Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü · Tarih

8 dk okuma · Çalışmanın diğer konuları →

Urfa’nın 1144’de Nureddin Zengi önderliğinde Türkler tarafından tekrar feth edilmesi[270] Avrupa’da bir şok etkisi yaratmış ve Doğu’daki Haçlı Devletleri’nin yardım ihtiyacı gündeme gelmişti. Papa III. Eugenius sefere katılma çağrısı yapmış ve katılanların günahlarının affedileceği, malları ve ailelerinin korunacağı vaatlerinde bulunmuştu ve Avrupa’nın pek çok yerinde halk arasında ve saraylarda bu çağrılar devam etmişti. Diğer tarafta da Türkiye Selçukluları I. Kılıçarslan’ın yerine geçen oğlu I. Mesud Anadolu Selçuklu hakimiyetini geliştirmiş ve Anadolu’daki Türk hakimiyetini güçlendirmişti. Anadolu’ya doğru hareket eden iki büyük ordu bulunmaktaydı. Bunlardan biri III. Konrad önderliğinde Almanlar, diğeri de VII. Louis önderliğindeki Fransızlardı. Papalığın Alman İmparatorluğu’nu Roma imparatorluğu ile eş tutması ve onlara “sacrum imperium” ifadesiyle kutsal imparatorluk demesi Almanları doğal bir şekilde Haçlı seferleri içerisine sürüklemekteydi.[271] Willermus Tyrensis’in anlatımında bu kalabalık ordu o derece büyüktü ki, “eğer Tanrı lütufkar olsaydı bu ordu sadece Türk sultanını değiş, doğunun bütün diğer eyaletlerini de Hristiyanlığın hakimiyeti altına alabilirdi” diye anlatmaktaydı.[272]

Alman Kralı Konrad 1147 Mayıs ayında büyük bir orduyla yola çıkmış beraberinde Polonya ve Bohemya Kralları da eşlik ediyordu. Bizans bu durumdan oldukça endişeliydi. Bizans tarihçisi Niketas Khoniates’in şöyle bahsetti: Almanlar seferin sebebini kutsal mezar için harekete geçtiklerini söylüyorlar... hacıları için onlara dosdoğru Kudüs’e gidecek yolu yapmak istiyorlardı…Ama bunu söylerken kürek, çapa ve kazma değil kalkan, zırh, kılıç ve savaşta kullanacak eşyaları getiriyorlardı… Bu sefere kadınlar bile katılmışlardı. Pervasızca, bacaklarını ayırarak erkekler gibi ata biniyorlar, erkek elbisesi giyiyor, mızrak ve donanımlarıyla erkeklere benziyorlardı. Bakışları da cengaveraneydi ve Amazonlardan daha erkeksiydiler...İmparator durumdan endişe ediyordu… Bunların hepsinin zırhlı olduğunu, gözlerinden cinayet arzusu fışkırdığını, hepsinin su gibi kan dökmekten ne kadar gurur duyduğunu anlatıyordu.[273]

Bu ordu yolda pek çok sorun yaşamış ve Çatalca’da kamp kurduklarında Melas çayının azgınlaşması sonucu sel felaketine maruz kalarak ordunun bir kısmı savaşmadan kaybedilmişti. Khoniates bu tabloyu: “Sel Alman karargahından sadece silah, giysi, eğer takımları ve diğer eşyayı değil atları, katırları ve insanları da beraberinde sürükledi. Bu acınacak ve felaketli bir tabloydu: Erkekler ölüyor ama düşman eliyle değil savaşta değil.”[274] Sefere Fransız ordusu içerisinde katılan Odo’da bu durumu; “bizim önümüzde giden Almanların pek çoğunun aniden sele kapıldığını öğrendik, biz de onların kamp yapmış olduğu yerden güçlükle geçebildik” diye anlatmaktadır.[275] Bu sırada İstanbul’a gelene kadar İmparatorluk toprakları içerisinde pek çok sorun çıkaran bu orduyu İmparator Aleksios’un torunu İmparator Manuel bekletmeden Anadolu’ya geçirmeyi uygun görmüştü. Khoniates’in Anadolu’ya geçen Alman ordusunun sayısı hakkında şu ifadeleri kullanıyordu; “Almanların ordusu o kadar muazzamdı ki bunların sayısını saptamakla memur olanlar saymaktan yoruldular ve sayma işini yarım bıraktılar.” Konrad’ın ordusu İznik’te iken ikiye ayrılmış savaşçılar dışındaki kısımı Alaşehir-Denizli üzerinden Antalya’ya doğru yollamış, kendisi de Bizans rehberliğinde İznik’ten Doğu’ya doğru yönelmişti.[276]

Haçlı Ordusu’nun yaşadığı en temel sorun önceki seferlerde olduğu gibi kalabalık ve büyük orduların yiyecek ve su kıtlığı sorununu bu ordu da yaşayacaktı. Bu sefer yanlarında yiyecek ve içeceği bol miktarda getirseler de sayılarının çokluğundan dolayı iaşe sorunu Haçlı Ordusu’nun en temel sorunu olacaktı. Kaynaklarda bu durum “Herkes açlığa karşı dayanmak için ölmüş atları yiyerek donandı” diye geçiyordu.[277] Bu açlık ile sınanmalar sırasında Bernardus adındaki bir kont birliğiyle beraber iaşe aramaya çıksa da takip eden Türk ordusunun kuşatmasına girecekti. Türkler göğüs göğüse savaşmaktan kaçınıyor ve Haçlı ordusunun tüm zayıf noktalarını kullanıyorlardı. Odo’nun bu durumu “kontun ne uzaktan savunma yapabilecek teçhizatı sahipti be de aç atlar şövalyeleri düşmana taşıyabiliyordu” diye anlatması Türklerin en az zayiat ile düşmanlarını imha edişini göstermekteydi.[278] 25 Ekim’de su kıtlığı yaşayan ordu Dorylaion yakınlarında Sarısu ırmağına gelen ordu burada durup dinlenme ve ihtiyaçlarını gidermek için durma kararı almışlardı. Tam da bu esnada Türkler Haçlı Ordusu’nun dağıldığı bu ortamda Sultan Mesud saldırıya geçmişti. “Türkler artık Türklerin hafif süvarilerin gücüyle hareketlerinin ve hızlarının çevikliği ile hücum ediyor, bu baskının şokunu ve şaşkınlığını atlatamadan Alman ordusu Türklerin at üzerinden atılan oklarla imha ediliyordu. Zırh ve savaş maliyeti yüksek olan Alman Şövalyeleri’nin hücumuna izin verilmeden, onların toparlanıp birleşmeye fırsat verilmeksizin saldırı hızlı bir şekilde yapılıyordu. Thyrensis bu savaşı anlatırken, “ordumuz sık sık hücum etmek istediğinde onların bu çabalarını gören Türkler alay ederek değişik taraflardan atağa kalkıyor ve Haçlılar tekrar ordugaha çekilince yeniden toparlanarak eski vaziyetlerini alıyorlar ve kuşatmayı bu şekilde sürdürüyorlardı.”[279] Sonuç tam anlamıyla bir Türk zaferiydi ve Haçlı Ordusu’nun neredeyse onda dokuzu yok edilmiş, Konrad beraberinde kalanlarla İznik’e hızla geri dönmek üzere savaş alanını terk ediyordu.[280] Fransız Haçlı ordusunda bulunan Odo bu durumu önlerinde ilerlemiş olan Almanların Türklerle karşılaştıktan sonraki durumu şu şekilde aktarmaktadır: “Oldukça kederli bir şekilde dini yeminimiz ve inancımıza karşın (Almanların) Nicea’ya (İznik’e) kaçtıklarını bildirdiler. Bunu dinleyen adamlarımız şaşırarak acı çektiler ve bu kadar güçlü bir ordunun bu kadar çabuk kaybetmesine ve Tanrı’nın ve bizim düşmanlarımızın müttefiklerimize kolayca galip gelmesine kederle hayret ettiler”[281]

Alman Haçlı Ordusu’ndan sonra Fransa Kralı Louis, karısı Elenore de Aquitaine ile beraber İstanbul’a geldi. İmparator Manuel’in Fransa Kralı Louis’e gönderdiği mektuptan bahsederken dönemin Haçlı Seferi’ne tanıklık etmiş olan Deuilli Odo imparatorun “dindar dostuma ve kardeşime” diye hitabından ve onun yerine getirmediği çok fazla şeyin sözünü verdiğini anlatır.[282] Fransız ordusu ve Kral Louis 1147 Kasım’ında İznik önüne vardı ve Almanların yaşadığı yenilgiyi öğrenerek Konrad ile birleşti. Louis ordusuyla İzmir üzerinden Efes’e geldi. Konrad bu sırada İmparator Manuel’in çağrısıyla İstanbul’a dönme kararı almış ve beraberindeki askerlerini de Fransız ordusuna bırakmıştı. İmparator Manuel Kral Louis’e de Türklerin kendileri için savaş hazırlığında bulunduklarını ve savaşmaktan kaçınmaları yönünde çağrı yapsa da Louis bunu önemsememişti. Efes üzerinden Denizli’ye doğru ilerliyordu ki Türkler Decervion[283] vadisinde karşılarına çıkıyor ve onları takip ediyor ve kesin bir saldırıdan ziyade yıpratıcı saldırılarda bulunuyorlardı. 1 Ocak 1148’de Yalvaç yakınlarında nehir geçişi sırasında Türkler bir saldırı teşebbüsünde bulunmuş ve şiddetli bir savaş gerçekleşse de nihai bir sonuç olmamıştı. Haçlı Ordusu bu savaştan sonra Denizli’ye varabilmiş ve şehri bomboş bulmuşlardı. Burada açlık durumuyla karşı karşıya kaldıkları için şehirde duramadan Torosları aşarak harekete geçmişlerdi ancak bu kış ayında coğrafyaya alışık olmayan Haçlı Ordusu için oldukça zor bir hareket olacaktı. Konrad’ın tavsiyelerine rağmen Franklar da bu yoldan ilerliyorlardı ki bundaki temel sebep bir an önce güneye gidebilmekti. Zira Haçlı anlatımlarına göre Grekler adeta Haçlı ordusunu soyuyor ve yanlış yönlendiriyorlardı.[284] Yol boyunca da bu dar ve kıvrımlı dağlık arazi kalabalık Haçlı Ordusu için Türk saldırılarına yönelik olarak büyük bir riskti. Türkler bu durumdan istifade ediyor ve fırsat buldukça Haçlı Ordusu’na saldırılar yaparak yol boyunca yıpratıyordu. Kendilerinden önde giden Alman ordularının cesetlerini yolda görüyorlar ve moral olarak da oldukça bozuluyorlardı. Poitou’lu Godefroi ve Kralın dayısı Amadeus de Savoyen öncü birliğine kumanda ederek yıpranan ordunun dinleneceği güvenli bir kamp yeri aramaya başlamıştı. Godefroi ve birliği diğerlerinden ayrılarak su ve otlak bir arazi bularak buraya inmişti. Türkler ana ordudan kopan bu birliği takip ediyordu. Tyrensis’in anlatımına göre “eline silahını alan Türkler, düzgün saflar halinde dört nala Haçlıların üzerine hücum etti. Bu kez yalnız yay ve oklarla değil, kılıçlarıyla savaşıp kaçmak isteyenleri acımasızca öldürdüler” şeklinde anlatmaktadır.[285] Arkalarından gelen Louis önderliğindeki ana ordu da önden giden birliklerin düz ve geniş bir ovada kamp kuracaklarını düşünüyordu ancak hiçbir kamp ibaresi göremiyordu. Türkler bu ana ordudan kopan öncü orduları yok etmişti. Louis ve ordusu öncü birliklerin olmadığı bu düzlükte şaşkınlık ile etrafı incelerken bir anda Türk orduları her taraftan belirmiş ve hızlıca Fransız ordusunun doğru saldırıya geçerek savaş naralarıyla sürpriz bir saldırıda bulunuyorlar, atlı okçuların okları her taraftan Fransız ordusuna isabet ediyordu. Haçlı Ordusu içinde büyük bir panik ortamı başlamış ve yol boyunca açlık, moral düşüklüğü ile ilerleyen ordunun tüm düzeni ve disiplini kaybolmuştu. “Türkler koşmaları mümkün olmadığı halde ağır zırhlarla desteklendiği için güçlü duran atlara saldırıyor, piyade konumuna düşen zırhlı şövalyeler düşman saflarına denize batar gibi battılar, çıplak vücutlarından organları koparlarılarak birbirlerinden ayrıldılar. Kral küçük ama ihtişamlı kraliyet muhafızlarını kaybetti ve kendisi de selameti için bir ağacın köklerine tutunarak yüksek bir kayaya tırmandı.”[286]

Karanlığın çökmesiyle de Haçlı Ordusu kayıplarının farkına dahi varamamıştı. Gün ağarırken Haçlı Ordusu’nun neredeyse tamamı ya yaralı ya da dağılmış bir şekilde kampa dönmeye çalışıyordu. Haçlı ordusu bu savaşta pek çok kontu, şövalyeyi ve birçok askerini kaybetmişti. Tyrensis bu savaş sonrası tanrısına isyan ediyordu: “Bize bela getiren o gün inançsızların önünde titrediği Frankların şan ve şerefleri yok oldu. Ayrıca Franklar Tanrı tanımaz ulusların alay konusu haline geldiler. Neden ey İsa! Sana sadakatle bağlı senin ayak izlerini öpen ve kutsadığın topraklarda ibadet etmek isteyen insanların, sana düşman olanların elleriyle imha edilmesine izin verdin?”[287]

Haçlı Ordusu ağır bir darbe almış ve çareyi güneye Bizans denetimindeki topraklara inerek oradan Antalya’ya yürüme kararı almışlardı ki Ocak ayında yaptıkları bu yürüyüş oldukça ağır ve açlık ile geçmişti. Bizans denetiminde olan Antalya’dan Antakya’ya kara yolu ile geçmek oldukça tehlikeli olduğu için ve ağır bir kayıp aldıkları için çekinen Kral Louis ve ordunun ileri gelen asilzadeleri daha maliyeti yüksek bir şekilde deniz yoluyla Antakya’ya gitmeyi tercih edecekti. Arkalarından da diğer reisleri de aynı şekilde giden ve Antalya içine de alınmayan Haçlı Ordusu, Türklerin saldırılarına maruz kalıyordu. Son çare olarak Antakya’ya kıyı şeridini takip ederek kara yolunda ilerleme kararını bulmuşlar ve Antakya’ya yarısından azı ulaşabilmişti.[288]

Kaynakça

Bu bölümün yayın künyesi ve metinde kullanılan dipnot kaynakları aşağıdadır.

Muhammed Avcı (2022). Haçlı Seferleri Döneminde Türk ve Frenk Süvarileri. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü · İzmir. İlgili tez sayfaları: Basılı s. 73–78; PDF s. 82–87.

  1. Demirkent, Işın. Haçlı Seferleri. Dünya Yayıncılık, İstanbul, 1997.

    Dipnotlar: 276, 280, 288
  2. Khoniates, Niketas. Historia (Ionnes ve Manuel Komnenos Devirleri). Çev. Fikret Işıltan. Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1995.

    Dipnotlar: 273, 274
  3. Nicolle, David. İkinci Haçlı Seferi 1148. Çev. Ece Sakar. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2013.

    Dipnotlar: 271
  4. Odo, Deuilii. II. Haçlı Seferi: VII. Louis’in Doğu’ya Seyahati. Çev. Caner Togaç. Kronik Yayınları, İstanbul, 2021.

    Dipnotlar: 275, 277, 278, 281, 282, 284, 286
  5. Tyrensis, Willermus. Haçlılar Türkler Karşısında Willermus Tyrensis’in Haçlı Kroniği III (1143-1184). Çev. Engin Ayan. Kronik Yayınları, İstanbul, 2019.

    Dipnotlar: 272, 279, 285, 287
Dipnotlar (19)
  1. [270]

    Anonim, s.55.

  2. [271]

    David Nicolle, Çev: Ece Sakar, İkinci Haçlı Seferi 1148, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2013, s.13.

    Kaynakça: Nicolle, David ↗
  3. [272]

    Willermus Tyrensis, Çev: Engin Ayan, Haçlılar Türkler Karşısında Willermus Tyrensis’in Haçlı Kroniği III (1143-1184), Kronik Yayınları, İstanbul, 2019, s. 43.

    Kaynakça: Tyrensis, Willermus ↗
  4. [273]

    Niketas Khoniates, Historia (Ionnes ve Manuel Komnenos Devirleri), Çev: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1995, ss. 40-41.

    Kaynakça: Khoniates, Niketas ↗
  5. [274]
  6. [275]

    Deuilii Odo, II. Haçlı Seferi: VII. Louis’in Doğu’ya Seyahati, Çev: Caner Togaç, Kronik Yayınları, İstanbul, 2021, s.45.

    Kaynakça: Odo, Deuilii ↗
  7. [276]
  8. [277]
  9. [278]
  10. [279]
  11. [280]
  12. [281]
  13. [282]
  14. [283]

    Efes yakınlarında Efes-Denizli güzergahında bulunan bir vadi.

  15. [284]
  16. [285]
  17. [286]
  18. [287]
  19. [288]

    Demirkent, ss.106-112.

    Kaynakça: Demirkent, Işın ↗
AKADEMİK YAZI ÜZERİNE

Fikrini gerekçesiyle paylaş.

Yazıyı paylaş

Fikirler yükleniyor…

0/2000 · Topluluk kuralları geçerlidir.