Kültür kelimesi kökeni itibariyle Latince “cultura/ae” kelimesine dayanmakta olup, Türkçede “toprağı işleme”, “ekip biçme”, “çiftçilik”, “tarım” anlamına gelmektedir.[1] Kelime etimolojik olarak “toprağı işlemek” olarak kullanılmakta iken daha sonraları Avrupa dillerine bugünkü anlamıyla bir kalıp olarak geçmiştir.[2] Genel anlamda kültür, bir topluluğun kendine mahsus yaşayış ve davranış tarzı olarak tanımlanabilir.[3]
Doğada adaptasyon yeteneği gelişmiş olan insanoğlu, kadim çağlardan beri bulunduğu mekânı analiz etmiş ve buna uyum sağlayarak yaşamanın ve neslini devam ettirmenin bir yolunu bulmuştur. Dolayısıyla toplu bir şekilde yaşayan insanoğlunun bu adaptasyon özelliği sayesinde bulunduğu coğrafyaya uyum sağlayarak kendine özgü kültürel yapılar çıkarmasını sağlamıştır. Coğrafya toplumun yaşayış yapısından, düşünce tarzına, inanç yapısından geleneklerine kadar kültürün gelişiminde önemli bir yer tesir etmiştir.
Bir kültürün oluşumunda temel olarak üç faktör ön planda olmaktadır. Bunlar coğrafi çevre, insan unsuru ve topluluktur. Bunlardan birinci olan coğrafi çevre bir kültürün oluşumunun en temel unsuru konumundandır. Coğrafyada mevcut bulunan iklim yapısı, su kaynakları, denizler, göller, bitki örtüsü, tarımsal verimlilik durumu, yetişmekte olan mahsuller, üzerinde yaşayan hayvanlar ve diğer canlılar, toplumun tüm kültürel yapısını ve davranışlarını şekillendirmektedir. Dolayısıyla yaşanılan coğrafyanın yapısı kültürlerin hayat tarzını da oluşturur. Tarıma elverişli ve su kaynaklarının olduğu bir bölgede tarım kültürü ortaya çıkarken, tarım yapılamayan otlaklar ve meralardan oluşan bir coğrafyada da hayvancılık ortaya çıkmaktadır.[4]
Eski çağda insanlar yaşadıkları bölgenin coğrafi yapısına göre; orman kavimleri denilen avcılık ve devşiricilik kültürü olarak bilinen “asalak” kültür, tarıma ve ziraate uygun yerlerde yaşayan kültürler “köylü” kültürü, bunlar dışında geniş meraların olduğu, hayvancılığa elverişli bölgelerde yaşayan kültürü de “çoban” kültürü olarak tanımlanmıştır.[5]
Göçebelik, yerleşiklik karşısında üstün mü değil mi tartışmalarının yanı sıra, göçebelerin yerleşik yaşama karşı bir ayrı biçim bir tercih olduğu görülür.[6] İ.Ö. 2000’li yıllardan başlayıp, İ.S. 1500’lü yıllara kadar göçebe yerleşik çatışmalarının yaşandığı görülmektedir. Kavimler göçü ve Roma’nın yıkılışı, 9. Yüzyıldan itibaren üzenginin yaygınlaşması ile süvarinin at ile uyumu ile daha da süvari çağının zirvesini oluşturmuş, Sanayi Devrimi’ne kadar bu çağ devam etmiştir.[7]
Kaynakça
Bu bölümün yayın künyesi ve metinde kullanılan dipnot kaynakları aşağıdadır.
Muhammed Avcı (2022). Haçlı Seferleri Döneminde Türk ve Frenk Süvarileri. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü · İzmir. İlgili tez sayfaları: Basılı s. 3–4; PDF s. 12–13.
Durmuş, İlhami. “Bozkır Kültür Çevresinde At, Göçer-Ev ve Demir”. Asya Araştırmaları Dergisi, c. 1, sayı 1, ss. 19-34.
Dipnotlar: 1Emiroğlu, Kudret ve Ahmet Yüksel. Yoldaşımız At. Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2010.
Dipnotlar: 6, 7Kafesoğlu, İbrahim. Türk Milli Kültürü. Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2009.
Dipnotlar: 2, 3, 4, 5
Dipnotlar (7)
- [1]
İlhami Durmuş, “Bozkır Kültür Çevresinde At, Göçer-Ev ve Demir”, Asya Araştırmaları Dergisi, Cilt:1, Sayı:1, s. 20.
Kaynakça: Durmuş, İlhami ↗ - [2]
İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2009, s. 15.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗ - [3]
Kafesoğlu, s.16.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗ - [4]
Kafesoğlu, ss. 26-33.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗ - [5]
Kafesoğlu, s. 205.
Kaynakça: Kafesoğlu, İbrahim ↗ - [6]
Kudret Emiroğlu ve Ahmet Yüksel, Yoldaşımız At, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2010, s. 106.
Kaynakça: Emiroğlu, Kudret ve Ahmet Yüksel ↗ - [7]
Emiroğlu ve Yüksel, s. 106
Kaynakça: Emiroğlu, Kudret ve Ahmet Yüksel ↗

Fikirler yükleniyor…