İçeriğe geç
NovaSofyaBİLGİNİN İZİNİ SÜR
Tez · Orta Çağ tarihi ve askerî tarih · 2022

Dorylaion’dan Kudüs’e: Seferin Değişen Dengeleri

Haçlı Seferleri Döneminde Türk ve Frenk Süvarileri
Muhammed AvcıDokuz Eylül Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü · Tarih

13 dk okuma · Çalışmanın diğer konuları →

İznik zaferinin ardından Haçlı Ordusu ve şövalyeler ilerlemek için sabırsızlanıyordu. 26 Haziran’da Anadolu içine doğru harekete geçtiler. Onlara Bizans İmparatorluk kumandanları rehberlik ediyor ve yolda ikmalini kolaylaştırmak amacıyla Bohemund idaresinde Güney İtalya Normanları ve Kuzey Fransa Normanları birinci grup, Raymond de Saint Gilles idaresinde Kuzey Fransızları ve Lorainne’liler de ikinci grup olmak üzere birer gün aralıklarla ikiye ayrılarak Eskişehir, Konya üzerinden Antakya’ya doğru ilerleyeceklerdi. Bu sırada Kılıçarslan’da birliklerini toparlamak ve kuvvetini artırmak üzere yeni bir savaşa hazırlık yapıyordu. Danişmendli Gümüştekin, Kayseri Selçuklu Beyi Hasan’ı yardımına çağırmış, Suriye’deki Türklerden de yardım istemişti. Ancak Suriye’den gelecek destek gelmeden Haçlı Ordusu’nun Eskişehir’e doğru geldiğini öğrenip birliklerini Eskişehir kuzeybatısına Sarısu ovasının alçaklarına yerleştirdi. Aynı gece de iki gruba ayrılmış olan önden yola çıkan Normanlar da bu araziye karargahını kurdu.[212] Sultanın amacı topladığı bu hızlı birlikler ile hızlı bir baskın düzenlemek ve Haçlı kuvvetlerini dağıtmaktı.[213]

Sultanın hücum için seçtiği mevkii biri kuzeyden, biri de batıdan gelip daha sonra geniş bir ovaya açılan iki vadinin kesiştiği bir noktadaydı. Haçlı şövalyeleri çekilebilir ve piyade desteğinden mahrum kaldıklarında etrafları sarılabilirdi. Böylece sultanın planına göre savaş alanındaki manevra sahası İznik’tekinin aksine Türkler lehine olacaktı. Ancak Haçlı keşif birlikleri Türklerin büyük bir ordu farketmişlerdi ve derhal savunulabilir bir üs kurmak için harekete geçtiler. Kampın batı tarafını bataklık bir kısma konuşlandırıp süvari hareket kabiliyetini zayıflatmayı amaçladılar. Bohemund atlı şövalyelerini ordugahın önüne yerleştirmişti.[214]

Önden diğerlerine göre daha hızlı giden bu birinci grubu Türkler takip ediyordu ve sabahında Türkler ordunun tamamının bu gruptan olduğunu düşünerek hücuma geçmiş Haçlı karargahını sarmışlardı. Türklerin okçu birliklerini ve atlılarını gören Haçlı Orduları bu kadar kısa sürede Türklerin toparlanacağını düşünmedikleri için şaşırmışlardı. Türklerin karargâhı kuşatmalarından ötürü kaçma şansları da kalmamıştı ancak Bohemund önderliğinde Haçlılar dirayetli bir şekilde direniyorlardı. Bohemund askerlerine sesleniyor “kumandanlar, İsa’nın cesur askerleri! Gördüğünüz gibi kuşatılmış durumdayız bu zorlu bir savaş olacak. Yaya askerler ordugahı hazırlayana kadar şövalyeler cesurca savaşa girsin” diyordu.[215] Bohemund önderliğinde şövalyeler hücuma kalkma teşebbüsünde bulunmuşsa da karşılarında Türk atlı okçularının oklarını buluyorlardı. Gesta Francorum’da bu durum “Biz kendi aramızda görüşürken Türkler her cepheden bize doğru saldırıp, akıl almaz uzaklıklardan mızraklar ve oklar fırlattılar. Onlara karşı durmak ve üstünlük kurmak için hiçbir şansımız bulunmadığı halde kapalı bir şekilde ilerledik.” şeklinde anlatılmaktadır.[216] Zira bu piyade desteğinden ayrılan şövalye birlikleri ana ordudan ayrılıp Türk atlı okçularının avı oluyordu. Şövalyeleri de çember içine alan Türk süvarileri Haçlı ordugahının içine kadar sızmaya başlamışlardı. Anna Komnena’nın eserinde belirttiği üzere “Haçlılar İmparator Aleksios’un öğütlerinin ne kadar akıllıca olduğunu başlarına gelen olayla ilan etmiş oldu.”[217]

Kılıçarslan Haçlı Ordusu’nun tamamının karşılaştığı ordu olduğunu düşünürken Bohemund hızlıca diğer orduya haber yollamıştı. Diğer orduya giden habercilere yolda olan Haçlı ordusu inanmamış “bu tamamen yalan” diye tepkiler vermişlerdi zira Türklerin İznik önündeki yenilgisinden sonra toparlanamayacağını düşünmüşlerdi.[218] Savaşın uzun sürmesi sonucunda ikinci grup Haçlı Ordusu da savaş alanına yetişmiş ve savaş dengeleri değişmişti. Türkler güney tarafında Haçlı ordusuyla göğüs göğüse savaşa girmişken Batı’dan parça parça takviyeler geliyordu. Bu defa kuşatılan Türk orduları oluyor, iki Haçlı ordusu arasında sıkışmaya başlamışlardı. Tudebodus “yardıma hızla ikinci ordu gelmemiş olsaydı, adamlarımızdan hiçbiri sağ salim kurtulamazdı” diye anlatmaktadır.[219] Özellikle takviye birlikler ile gelen Raymond kumandasındaki Haçlı birliklerinin Batı’dan toparlanarak Türklerin arkasını farkedilmeden dolaşmaları bir arkadan saldırma şansı yakalamışlardı. Bu saldırı sonrası Türk birlikleri ağır zayiatlar verdirmişti.[220]

Yeni gelen grubun sevinci ile Haçlı Ordusu’nun morali artmış ve Türk ordusu da bu iki grubun birleşmesini engelleyememesi savaşın sonucunu ortaya çıkarıyordu. Türklerin hırsla savaşmasını ve vazgeçmediğini gören Bohemund birlikleriyle sağ kanattan ayrılıp doğruca merkezinde sultanın olduğu tarafa hızlı bir hücumu Türk Ordusu’nun dağılmasına yol açmıştı.[221] Her ne kadar Türkler için bu savaş yenilgi ile sonuçlansa da Haçlı ordusu büyük zayiatlar vermişti. Nitekim Raimundus Bohemund’un bu savaşta geride kalan adamlarından pek çoğunu kaybetti diye anlatmaktadır.[222] Yaklaşık olarak Haçlıların kayıpları 4.000 kadarken, Türklerin zayiatları da 3.000 kadardı.[223]

Bir kez daha baştan aşağı zırhlı olan Haçlı şövalyeleri burada fark yaratarak savaş meydanının kendi lehlerine olacak şekilde düzeni sağlamış ve yakın dövüşte bu tam donanımlı şövalyelere karşı Türk süvarileri üstünlük sağlayamamıştır. Kılıçarslan askerlerinin kahramanca dövüşmelerine rağmen savaşın dengelerinin sayıca üstün olan Haçlılar lehine olduğunu anlayınca daha fazla kayıp vermemek adına savaş meydanını bir kez daha terketme kararı alarak alandan uzaklaşmıştır. Sefere katılan bir Haçlı yazarı Türklerin Dorylaion’daki mücadelesini şu şekilde aktarır: “Türklerin metanet, kahramanlık ve savaş kabiliyetlerini kim tasvir edebilir?..Eğer Türkler Hristiyan olsalardı kudret ve cesaret bakımından kimse onlarla boy ölçüşemezdi.” Gene bu savaşla ilgili bir hikâyede Sultan Kılıçarslan’ın Haçlı Ordusu’na yönelik olarak şu şekilde dediği anlatılmaktadır: Biz onları yenmeye ve tutsak alıp birbirine bağlamayı düşünüyorduk. Fakat bu kadar sayısız ve müthiş silahlara, parıldayan mızraklara, miğfer ve zırhlar giyinmiş ölümden korkmadan ilerleyen bu insanların kana susamış hayvanlar gibi saldırışlarını, tutsak almadan herkesi öldürdüklerini, dağ, tepe ve ovaları doldurduklarını gördükten sonra ne yapılabilirdi? Bütün milletler bizim oklarımızdan titrer; fakat onlar, zırhları içinde oklarımıza aldırış etmeden saflarımıza sokuluyor, oklarımız onlara tesir etmiyordu. İşte pek çok ölü verdikten sonra bu kadar kaldık. Kimse onlara karşı duramaz ve zalimliklerine dayanamaz.[224]

Bir başka kaynakta da bu savaş sonrası Türklerin savaştaki yetenekleri şu şekilde anlatılmıştır: “Daha önce Arapları, Sarazenleri, Ermenileri, Süryanileri ve Rumları dehşete düşürdükleri gibi oklarıyla Frenk ordusunu da korkutabileceklerini sanan Türklerin mahareti, cesareti ve kuvvetinden bahsedecek cürete sahip olacak kadar bilge ve akıllı kim olabilir? Ancak Tanrı onları görünüş fiil ve fikir olarak asla bizimkiler kadar güçlü kılmasın. Lakin onlar Frenklerle aynı soydan geldiklerini ve tabiatıyla sadece kendilerinin ve Frenklerin şövalye olduklarını iddia ediyorlar. Şu sözlerimde hakikati beyan ettiğimi inkar edecek kimse yoktur: Muhakkak Türkler İsa ve Hristiyanlık inancında olsalar ve dinimizin akidelerine, yani bir de üç olan tek Tanrının bakira bir anneden doğup sonra da Kutsal Ruh’un yardım olarak gönderildiğini kabul edip akabinde onun müsavi biçimde cennette ve bu dünyada egemenliğini tanısalar, yani demem o ki doğru meşrep ve imanda olsalar bu Türklerden daha maharetli, cesur ve zeki savaşçılar bulunamazdı.”[225]

Savaşla ilgili bu anlatım her ne kadar taraflı olması ya da doğruluğunun kaynağı tam olarak tespit edilmese de vurgulanan ifadeler savaşın sonuçlarını belirleyen koşullar olduğu tarihsel bir gerçekliktir. Haçlıların ağır zırhlı şövalyelerinin savaş sahasındaki üstünlüğü Türklerin hafif süvarisine karşı üstünlük sağlamış olup, okların “bütün milletlere karşı” üstünlük sağladığı bir tarihsel hakikat iken onların ağır zırhlarına “tesir etmediği” ve bunun sağladığı üstünlük ile Türk saflarına kadar sokulduklarının anlatımı savaş alanının tasvirini ve savaştaki üstünlük noktalarının nedenlerini ortaya koymaktadır.

Haçlı Ordusu Dorylaion Savaşı’ndan sonra güneye kutsal topraklara doğru yola çıkmışlardı. Bu sırada Kılıçarslan bir yandan ordusunu toparlıyor bir yandan da Haçlı Ordusu’nun geçiş güzergahı üzerindeki tedarik ağlarını, su kaynaklarını kullanılmaz hale getiriyor ve güzergâhtaki şehirleri boşaltarak tebasını dağlara gönderiyordu. Ereğli yakınlarında Kılıçarslan, Danışmendli Gümüştekin ve Emir Hasan ile çarpışmalar olsa da bu saldırılar geri püskürtülmüştü. Antakya’ya doğru ilerleyen Haçlı Ordusu yolda Türklerin yönetimi altındaki Ermeni halkıyla da temaslar kuruyor ve Ermeniler de durumdan istifade edebilmek için onları Haçlıları kullanacaklarını düşünüyorlardı.[226] Urfalı Matheos Haçlı Ordusu’ndan kopan Tankred ve Godefroi’nin kardeşi Baudouin önderliğindeki bir grup ordu Ermenilerin çağrılarına kulak vererek Çukurova bölgesine ve Maraş bölgesindeki şehirlere kalelere saldırıp ele geçiriyorlardı.[227]

1087 yılında Büyük Selçuklular Melikşah zamanında Emir Bozan tarafından ele geçirilen Urfa daha sonra Emir Tutuş’un hakimiyetine girmişti. Tutuş’da öldükten sonra oğlu Rıdvan’a hakimiyeti verse de Thoros adında yerel Ermeni eşrafından birinin yönetimine geçmişti. Thoros da hakimiyetini güçlendirmek için Haçlıları çağırsa da Baudouin 1098 yılında buraya gelerek ilk Haçlı Devleti’ni kurmuştu. Urfa Haçlılardan Ermenilere karşı bir fenalık yapılmayacağı sözlerini alsalar da, şehir içerisinde Ermeniler ve Haçlılar arasında çatışma çıkmış Ermeniler katledilmişti. Şehri Haçlılara teslim eden Thoros’da bundan nasibini almıştı. Anonim bir Süryani kaynağına göre bazı kentlilerin Thoros’u sevmemesi üzerine yönetimi Franklara vermek için kışkırtmışlar “Frankları sevdiklerinden değil, Theodor’u[228] sevmediklerinden” yapmışlardı.[229] Matheos bu durumu “Thoros’un ölüsünün ayaklarına bir ip bağlayarak onu tahkir etmek üzere şehrin sokaklarında sürüdüler”[230] diye anlatıyordu.[231]

Haçlı Ordusu bir yandan ilerlemeye devam ediyor ve Ekim 1097 yılında Antakya önlerine varmışlardı. Ordu yorgun ve şehri zapt etmek zor olsa da Haçlı Ordusu Kıbrıs’ta bulunan Kudüs Patriği Simeon ve civar Hristiyan tebaalardan destekler alıyordu. Ordu destek kuvvetleri beklemek ve direk kuşatmak üzere iki fikirde kararsız kalsa da Raymond’un: “Tanrı’nın ilhamıyla buraya kadar geldik, onun müşfik teveccühüyle kaya gibi sağlam istikamları olan İznik’i kazandık ve onun şefkatinin tanı sıra ordumuzun sükun ve ahengiyle Türklere karşı zafer kazandık, hülasa işlerimizi ona tevdi etmemiz gerek. Ne krallardan yahut kralların önderlerinden ne de dehşetli yerlerden ya da zamanlardan korku duymamamız gerek zira efendimiz bizi sayısız tehlikeden korudu.”

sözleri ile kuşatmaya geçilmişti.[232] Bir taraftan da Kudüs’ü Türklerin yönetiminden şehri alan Fatimiler, Haçlılar ile anlaşmaya çalışsalar da Haçlılar Antakya’yı ele geçirmekte ısrarcıydılar. Bir taraftan da Büyük Selçuklu Hükümdarı Berkyaruk Emir Kürboğa önderliğinde bir orduyu Antakya’yı kurtarması için göndermiş ancak bu ordu da ilk önceliği Urfa’yı ele geçirmiş Haçlı Ordusu’ndan gelecek tehlike olmasından çekinerek Urfa’yı kuşatmıştı. Nihayetinde Kürboğa’nın haberini alan Bohemund önderliğindeki Haçlı Ordusu beklemenin onların aleyhine olacağını düşünerek bir gece yarısı önceden Antakya’da yaşayan bir Ermeni ile kapıyı açmak üzere anlaştığı ve diğer liderlerin hepsinden sakladığı bu sırrı ile şehre giriş sağlayacağı kulelerden birini ele geçirip şehir kapılarını açmışlar ve hızlı bir hücumla şehre saldırmışlardı. Azimi’ye göre bu Ermeni Zerrad Firuz idi.[233] Bir diğer taraftan da beraberinde gelen Bizans Kumandanı Tatikios’la da görüşerek İmparatorun onu gözden çıkarttığı düşünceleri ve ordusunun zor durumda olduğunu söyleyince o da kuşatmayı bırakıp ayrılma kararı almıştı. Böylece Bohemond zaferin kazanılmasındaki etkinliği ile Bizans ordusunun da ayrılmasıyla tüm şan ve yönetim erkini sağlayacaktı.[234] Şehri bu şekilde ele geçiren Haçlı Ordusu burada büyük bir kıyım yapmıştı. Bu kıyıma sadece Müslümanlar ve Türkler uğramamış yerli Hristiyanlar dahi kıyıma maruz kalmıştı. Bu sırada Kürboğa ve ordusu birkaç gün farkla yetişememişlerdi. Kürboğa’nın ordusu şehri kuşatmıştı. Bu sırada İmparator Aleksios Haçlıların halen Antakya’yı kuşattığını ve seferin olumsuz gittiği yönünde bilgiler almaktaydı ve Haçlıların başarısızlığa uğrayacağını imparatorluğun bu seferden ve kaos ortamından faydalı çıktığı düşünceleri ile ordusunu geri çekme kararı almıştı. Emir Kürboğa’da bu sırada kuşatmaya devam etse de kuşatma uzadıkça ordusunun birliğini sağlamakta büyük zorluklar yaşıyordu. Türk beyleri savaşın galibiyetle sonuçlanmasının Kürboğa’nın zaferi olacağı için onu çok güçlendireceği düşüncelerle Kürboğa’dan desteğini çekmesi ve ordudan kopan grupların olduğunu görmek Haçlıların Türklerle savaşmanın doğru olduğu kanaatine varmalarına sebep olmuşlardı. Zira kuşatma altında açlıkla boğuşan Haçlı ordusunun iki seçeneği vardı açlıktan yok olacaklar ya da bir saldırı düzenleyeceklerdi. Haçlı ordusu o derece zor durumdaydı ki Gesta Francorum’da bu durum “erzakımız o kadar kıtlaştı ki atlarımızı ve eşeklerimizi yedik” diye anlatılmaktaydı.[235] Öyle ki Kürboğa kendisine karşı düzenlenecek saldırıyı ciddiye almıyor olduğu ordugahında satranç oynayarak savaşı yönettiği anlatılmaktaydı.[236] Haçlı ordusu Kürboğa’nın ordusuna karşı Haçlı tarafında savaş düzeni sol kanatta Tankred sağ kanatta Normandiye Kontu Robert merkezde de Godefroi ve Bohemond bulunuyordu. Haçlı ordusu Kürboğa’ya karşı hızlı bir saldırı başlatmışlardı.[237] Anonim Süryani kaynağına göre “Haçlılar mızraklarına haç işaretini koydular ve sözkonusu olanı da (kutsal mızrağı) önlerinde tutarak yürüdüler”.[238] Güneybatı’daki köprü kapısı kullanılarak dışarı çıkan Haçlı ordusu karşısında Kürboğa’nın ana ordusu halen kampta bulunmaktaydı. Köprü kapısından çıktıktan sonra onları durdurmaya gelen 2.000 atlı okçuya karşı hisarlardaki okçu desteği onları geri püskürtmüştü. Haçlılar stratejik üstünlük sağlayabilmek adına savaş alanına yayılmaya çalışıyordı. Piskopos Adhemar’ın komutasındaki Provence birlikleri dağlara yöneliyordu. Bu birliği yok etmek üzere takip eden Türk birliklerini de Bohemund’un birliği takviye ederek Adhemar’ın birliğini kurtarmış ve Türklere karşı bir üstünlük sağlamıştı. Kürboğa’nın ana ordusu Adhemar’ın kumandasındaki Provence ordusunu solundan sıkıştırmayı amaçlamıştı. Ancak bu sırada geri çekilmekte olan Türk birlikleri ile gelen bu ordu arasında Provencelılar bir kalkan olmuş geçit vermiyordu. Diğer taraftan da Haçlı birlikleri kuzeye ilerleyerek Türk karargahını ele geçirmiş ve kampı kılıçtan geçirmişlerdi.[239] Kürboğa ordusunun kontrolünü elinden kaybetmiş ve dağılmış olan bu orduyu toparlamak yerine geri çekilmeye karar vermişti.[240] Kürboğa savaş meydanından ayrıldıktan sonra şehrin ele geçirilemeyen iç kalesi de yenilgi üzerine teslim olarak Antakya tamamen Türklerin hakimiyetinden çıkmış olacaktı.[241] İbn Kalanisi erkek, kadın ve çocuklardan öldürülenlerin, esir alınanların ve köle edilenlerin sayısının sayılamayacak kadar çok olduğunu belirtmiştir.[242]

Antakya seferinden sonra Haçlılar kendi aralarında ihtilaflara düşseler de bir süre dinlenip sefere devam edeceklerdi. Maarratünnumân[243] şehri Raymond de Saint Gilles tarafından kuşatılmış ve Bohemund da ordusuyla ona desteğe gelmişti.[244] Şehir kısa sürede düşmüş ve burada da Müslüman halka birçok katliamlar gerçekleştirilmişti. Haçlılar Kudüs’e doğru ilerlerken yerel Arap liderler ve eşraf Haçlıların yürüyüşüne engel olmamış, Türklerin hakimiyetlerinden çıktıkları için bir fırsat beklentisi içerisinde Haçlıları destekliyorlardı. Hama ve Trablus emirleri bunların örneği olup Haçlılara karşı hiçbir şekilde engellemeyeceklerini bildiriyorlardı. Ancak bu anlaşma çabası onlar için de iyi olmayacaktı ve Haçlı Ordusu Arap hanedanlıklarının yönetiminde olan şehirlere ve kalelere de saldırıp Tartus[245] gibi önemli bir liman şehrini zaptedeceklerdir. Haçlıların Kudüs’e doğru ilerlemeleri Mısır Fatımi veziri el-Efdal’i rahatsız ediyor ve müttefiki İmparator Aleksios’a haberler göndermiş olsa da İmparator Aleksios için bu önemsiz bir konuydu. Haçlı Ordusu güneye Kudüs’e doğru ilerlemeye devam etmiş olup Haçlıların haberini alan bazı şehirler ve özellikle müslümanlar yapılan zulümlerin haberleriyle şehirlerini terk ediyorlardı.[246] Önemli ve stratejik bir liman olan Yafa şehri dahi tahliye edilmiş Haçlıların eline bırakılmıştı. Öyle ki bazı şehirlerin yöneticileri yaşanan kaoslardan sonra Haçlıların Mısır’ı ele geçirmeleri sonrasında Haçlılara biat edecekleri sözleri dahi veriyorlardı.[247]

Kudüs Türkler tarafından Fatimilerin yönetimine geçmiş ve Fatimi valisi İftiharüddevle kendilerine doğru yaklaşmakta olan Haçlı Ordusu’nun tedirginliği içerisinde hazırlıklar yapmaktaydı. Fatımi veziri şehre garnizon desteği yollasa da buradaki garnizonun yetersiz olduğu açıktır. Bu garnizonun 400 seçkin süvari ve 2- 3.000 piyadeden oluştuğu düşünülmektedir.[248] Ancak Haçlılar şehre ulaşmış ve vazgeçme niyetleri olmadan Kudüs’ü ele geçirme emelleriyle şehri kuşatmışlardı. Haçlılar şehri ele geçirmek için oldukça aceleciydiler ki ordu yorgun, aç ve oldukça yıpranmıştı. Mısır’dan gelebilecek büyük bir ordu haberi de hızlı olmalarını gerektiriyordu. Haçlı Ordusu tedarik açısından birçok zorluklar yaşasa da deniz yoluyla aldıkları destekler ile beraber kuşatma kuleleri inşa edip 15 Temmuz 1099 sabahı büyük hücumlar sonucunda Haçlı Ordusu Godefroi ve Tankred’in ordusu surların içine girip şehir kapılarına ulaşmayı başarmışlardı. Müslüman halk aman dilese de affedilmiyordu. Kısa sürede Haçlı Ordusu’nun diğer kısmı şehre güneyden Raymond de Saint Gilles’in önderliğinde girmişti. Vali İftiharüddevle ve adamları Davud kulesine sığınmış ve şehrin düşüşünü kabullenmişlerdi. Nihayetinde Raymond onlara teslim olurlarsa serbest kalacaklarını vaadetmiş ve teslim olmuşlardı. Vali İftiharüddevle ve adamları serbest kalsalar da şehirde kalan tüm Müslümanlar büyük bir katliama maruz kalmıştı. Dönemin görgü tanığı olan tarihçi Raimundus bu katliamı mabedlerin olduğu mahalleye giderken cesetler ve dizlerine kadar çıkan kan birikintileri içinden geçmek zorunda kaldığını, yaşanan katliamın ne kadar büyük olduğunu vurguluyordu. Anonim Gesta Francorum’da bu durumu şu şekilde anlatmaktadır: “Bizimkiler şehre girince bütün gün inatla direnip savaşan Müslümanları avlayarak, sığınmaya çalıştıkları Süleyman Mabedi’ne kadar onları öyle bir katlettiler ki mabedin her yerinden kan damlıyordu. Müslümanların mağlup edilmesinin sonunda bizimkiler mabedde pek çok kadın ve erkek insanı esir aldılar. Gördüklerini öldürürken göremedikleri ancak hayatta kalabildi… Bundan sonra bizimkiler bütün şehrin içine akıp, altın gümüş, at, katır, her türlü donanmış ev ne varsa ele geçirdiler ve hepsi kurtarıcımız Mesih’in mezarında dua etmek için mutluluktan ağlayarak geldiler ve sözlerini yerine getirdiler. Bazı Müslümanlar paldır küldür baş aşağı tapınaktan aşağı düştüler.”[249]

Katliamın sayısı kesin olarak bilinmese de neticesinde Kudüs’te bulunan bütün Müslüman ve Yahudi halkın öldürüldüğü biliniyordu. Müslüman ve Yahudi halk katledildikten sonra da Haçlı eziyeti bitmiyor sıra şehrin yönetimi konusuna geliyordu. Şehir yönetimi Godefroi’ye geçmiş, Arnoul adındaki bir rahip de patrik seçilmişti. Ancak Godefroi kısa bir süre sonra Akka şehrini yağmalarken kendisine isabet eden bir ok ile ölmüş yerine kardeşi Baudouin Kudüs Kralı olmuştu.[250] Kudüs’ün yeni hakimleri Kutsal Mezar Kilisesi Batı Hristiyanlığı temelinde kendileri dışında tüm mezhepleri aforoz ediyor ve onlara da büyük bir baskı ve işkenceler uyguluyorlardı.[251]

Kaynakça

Bu bölümün yayın künyesi ve metinde kullanılan dipnot kaynakları aşağıdadır.

Muhammed Avcı (2022). Haçlı Seferleri Döneminde Türk ve Frenk Süvarileri. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü · İzmir. İlgili tez sayfaları: Basılı s. 57–66; PDF s. 66–75.

  1. Aguilers, Raimundus. Haçlılar Kudüs’te: Bir Papazın Gözünden İlk Haçlı Seferi (Historia Francorum Qui Ceperunt Iherusalem). Çev. Süleyman Genç. Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2019.

    Dipnotlar: 222, 232
  2. Anonim. I. ve II. Haçlı Seferleri Vekayinamesi. Çev. Vedii İlmen. Yaba Yayınları, İstanbul, 2005.

    Dipnotlar: 229, 238
  3. Anonim. Haçlı Tarihi (Gesta Francorum et Aliorum Hierosolymitanorum). Çev. Engin Ayan. Selenge Yayınları, İstanbul, 2019.

    Dipnotlar: 215, 216, 235, 244, 249
  4. Azimi Tarihi: Selçuklularla İlgili Bölümler. Ed. Ali Sevim. Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988.

    Dipnotlar: 233, 250
  5. Demirkent, Işın. Haçlı Seferleri. Dünya Yayıncılık, İstanbul, 1997.

    Dipnotlar: 212, 224, 227, 231, 241, 246, 251
  6. İbn Kalanisi. Şam Tarihine Zeyl: I. ve II. Haçlı Seferleri Dönemi. Çev. Onur Özatağ. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2020.

    Dipnotlar: 242
  7. Jestice, Phyllis G. “Antakya 1098”. Dünya Savaş Tarihi Haçlı Seferleri 1097-1444, c. V. Ed. Kelly Devries. Timaş Yayınları, İstanbul, 2021.

    Dipnotlar: 236, 240
  8. Jestice, Phyllis G. “Kudüs 1099”. Dünya Savaş Tarihi Haçlı Seferleri 1097-1444, c. V. Ed. Kelly Devries. Timaş Yayınları, İstanbul, 2021.

    Dipnotlar: 247, 248
  9. Komnena, Anna. Alexiad: Anadolu’da ve Balkan Yarımadası’nda İmparator Alexias Komnenos Dönemi’nin Tarihi Malazgirt’in Sonrası. Çev. Bilge Umar. İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1996.

    Dipnotlar: 217, 221, 234
  10. Mateos, Urfalı. Urfalı Mateos Vekayinamesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162). Çev. Hrant D. Andreasyan. Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2000.

    Dipnotlar: 226, 230, 237
  11. Pavkovic, Michael F. “Dorileon (Eskişehir) 1097”. Dünya Savaş Tarihi Haçlı Seferleri 1097-1444, c. V. Ed. Kelly Devries. Timaş Yayınları, İstanbul, 2021.

    Dipnotlar: 213, 214, 220, 223
  12. Tudebodus, Peter. Bir Tanığın Kaleminden Birinci Haçlı Seferi (Historia de Hierosolymitano İtinere). Çev. Süleyman Genç. Kronik Yayınları, İstanbul, 2020.

    Dipnotlar: 218, 219, 225, 239
Dipnotlar (40)
  1. [212]
  2. [213]
  3. [214]
  4. [215]

    Anonim, Çev: Engin Ayan, Haçlı Tarihi (Gesta Francorum Et Aliorum Hierosolymitanorum), Selenge Yayınları, İstanbul, 2019, s.78

    Kaynakça: Anonim ↗
  5. [216]

    Anonim, Haçlı Tarihi, s. 72.

    Kaynakça: Anonim ↗
  6. [217]
  7. [218]

    Peter Tudebodus, Çev: Süleyman Genç, Bir Tanığın Kaleminden Birinci Haçlı Seferi (Historia de Hierosolymitano İtinere), Kronik Yayınları, İstanbul, 2020, s. 81.

    Kaynakça: Tudebodus, Peter ↗
  8. [219]
  9. [220]
  10. [221]
  11. [222]

    Raimundus Aguilers, Çev: Süleyman Genç, Haçlılar Kudüs’te: Bir Papazın Gözünden İlk Haçlı Seferi (Historia Francorum Qui Ceperunt Iherusalem), Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2019, s.65.

    Kaynakça: Aguilers, Raimundus ↗
  12. [223]
  13. [224]

    Demirkent, ss. 35- 36.

    Kaynakça: Demirkent, Işın ↗
  14. [225]
  15. [226]

    Matheos, ss. 194-195.

    Kaynakça: Mateos, Urfalı ↗
  16. [227]
  17. [228]

    Theodor adı verilen kişi Thoros adı verilen kişi ile aynıdır.

  18. [229]

    Anonim, Çev: Vedii İlmen, I. Ve II. Haçlı Seferleri Vekayinamesi, Yaba Yayınları, İstanbul, 2005, s.11.

    Kaynakça: Anonim ↗
  19. [230]
  20. [231]
  21. [232]
  22. [233]

    Azimi Tarihi: Selçuklularla İlgili Bölümler, Ed. Ali Sevim, Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988, s. 31.

    Kaynakça: Azimi Tarihi: Selçuklularla İlgili Bölümler ↗
  23. [234]

    Komnena, ss. 333-335.

    Kaynakça: Komnena, Anna ↗
  24. [235]

    Anonim, Haçlı Tarihi, s.115.

    Kaynakça: Anonim ↗
  25. [236]

    Phyllis G. Jestice, “Antakya 1098”, Dünya Savaş Tarihi Haçlı Seferleri 1097-1444 Cilt V, (Ed. Kelly Devries), Timaş Yayınları, İstanbul, 2021, s. 30.

    Kaynakça: Jestice, Phyllis G ↗
  26. [237]
  27. [238]

    Anonim, I. Ve II. Haçlı Seferleri Vekayinamesi, s.13.

    Kaynakça: Anonim ↗
  28. [239]

    Tedebodus, ss.143-145.

    Kaynakça: Tudebodus, Peter ↗
  29. [240]
  30. [241]
  31. [242]

    İbn Kalanisi, Çev: Onur Özatağ, Şam Tarihine Zeyl: I. Ve II. Haçlı Seferleri Dönemi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2020, s.3.

    Kaynakça: İbn Kalanisi ↗
  32. [243]

    Bugün Suriye, İdlib şehri sınırları içinde bulunmaktadır.

  33. [244]

    Anonim, Haçlı Tarihi, s.140.

    Kaynakça: Anonim ↗
  34. [245]

    Bugün Suriye’nin batısında bulunan Akdeniz’e açılan bir liman şehri.

  35. [246]
  36. [247]

    Phyllis G. Jestice, “Kudüs 1099”, Dünya Savaş Tarihi Haçlı Seferleri 1097-1444 Cilt V, (Ed. Kelly Devries), Timaş Yayınları, İstanbul, 2021, s. 39.

    Kaynakça: Jestice, Phyllis G ↗
  37. [248]
  38. [249]

    Anonim, Haçlı Tarihi, ss.156-157.

    Kaynakça: Anonim ↗
  39. [250]
  40. [251]
AKADEMİK YAZI ÜZERİNE

Fikrini gerekçesiyle paylaş.

Yazıyı paylaş

Fikirler yükleniyor…

0/2000 · Topluluk kuralları geçerlidir.