Zeki Velidî Togan: Hayatı, Siyasi Faaliyetleri, Tarihçilik Anlayışı Ve Başlıca Eserleri Üzerine Bir Değerlendirme

Ahmed Zeki Velidî Togan, 1890’da Başkurdistan’da dünyaya gelir.  Zeki Velidî’nin fikrî dünyasının oluşumu en başta ailesinden gelmektedir. Anne tarafından dedesi Satlıkoğlu Kâfi Buhara ve Hive’de tahsil görmüş bir zât, annesi de Fars dilini iyi derecede bilmektedir. Annesinden Fars dilini öğrenen Zeki Velidî Fars dilini iyi derecede öğrenip Farsça kaynaklarına ve edebiyatına aşinadır.

Ahmed Zeki Velidî Togan, 1890’da Başkurdistan’da dünyaya gelir.  Zeki Velidî’nin fikrî dünyasının oluşumu en başta ailesinden gelmektedir. Anne tarafından dedesi Satlıkoğlu Kâfi Buhara ve Hive’de tahsil görmüş bir zât, annesi de Fars dilini iyi derecede bilmektedir. Annesinden Fars dilini öğrenen Zeki Velidî Fars dilini iyi derecede öğrenip Farsça kaynaklarına ve edebiyatına aşinadır.[1]

Baba dedesi olan Velid Bay bölgenin önemli eşrafından olmuştur. Babası Ahmetşah dönemin cedidci ekolünde faaliyetler yürütmüş olan Şehabeddin Mercânî’nin eğitiminden faydalanmış, Gaspıralı İsmail’i yakından takip eden kendi medresesine sahip bir müderristir. Babası daha ziyâde Batı ve Avrupa medeniyetine karşı tavırlı bir insandır. Zeki Velidî “Hicaz Seyahatnamesi ve Satlık Oğlunun Hayatı” adlı eserlere sahip olan babasını Ortaçağ imamı olarak tanımlasa da onun Başkurt aydınlarıyla temasıyla ıslahatçı bir yaklaşıma sahip olduğunu da söylemektedir. [2]

Zeki Velidî Arapçayı babasından öğrenmiş ve babasının isteği üzerine Rusça eğitimi almaya başlamıştır. Anadili dışında Arapça, Farsça ve Rusça öğrenen Zeki Velidî bu durumu “bu üç dili bu kadar erken öğrenmem bana çok vakit kazandırdı, büyüdükten sonra vaktimi bu dilleri öğrenmekle uğraşmak yerine, başka mevzularla uğraşmak imkanını bahşetti” diye açıklamaktadır.[3]

Zeki Velidî’nin fikrî dünyasında etkili olmuş bir isim de dayısı Habib Neccar’dır. Habin Neccar tarih meraklısı, Cevdet Paşa tarihini oldukça iyi bilen, Şehabettin Mercanî’nin medresesinde görev almış, Gaspıralı İsmail’in gazetesini ve Osmanlı İmparatorluğu’nda çıkan yayınları takip eden biri idi. Zeki Velidî eğitimini onun yanında devam ettirerek, onun dünyasından etkilenmişti. Dayısının aracılığıyla tanıdığı Şehabettin Mercanî’nin fikirleri onu oldukça etkilemişti. Şehabettin Mercanî reformist bir İslamcı olarak görülen bir Tatar alimdir. Zeki Velidî gençlik yıllarında onu ideal bir şahsiyet olarak görmektedir.[4]

Aynı şekilde ensap ve destanları iyi bilen amcası Veli Molla’dan da faydalanmış, hatta onun anlatımlarını yazıya geçirmişti.[5] Zeki Velidî  Rusya içerisinde Kazan, Bahçesaray, Kafkasya’da çıkan yayınları takip etmekle birlikte, İstanbul ve Kahire’de yayınlanan eserleri de takip ediyordu.

Tarihçilik alanında babasının yakın arkadaşı olan Murat Remzi’nin Telfîku’l Ahbâr adlı eserinden etkilenmiştir. Eserde özellikle Kazakların Ruslara karşı bağımsızlık savaşları, destanları onun üzerinde etkiler bırakır. Murad Remzi Zeki Velidî’ye Kazan’daki Muallim Mektebi’ne (Uçitelskaya Şkola) gitmesini İslam kaynaklarına ait bilgileri Rus kaynaklarıyla karşılaştırmasını söyler.[6]

Kazan Kul Şerif Camiisi

1908 yılına kadar ailesi ve yakın çevresinden iyi bir temel eğitim alan Zeki Velidî o tarihten sonra köyünden ayrılmaya karar verir.[7] Orenburg’da babasının arkadaşı tarihçi ve İslam alimi olan Rızaeddin b. Fahrettin’e nereye gitmesinin kendisi için hayırlı olacağını söyler, o da Zeki Velidî’nin Rusya’da kalıp eğitime devam etmesi gerektiğini söyler.[8] Kazan’a gitmeden önce Astarhan’a giden Zeki Velidî burada çalışmalar yapacağı Edil isminde gazetenin sahibi Abdurrahman Ömerov ile görüşmek için olduğunu söylemektedir.[9]

Kazan’da eğitimine devam eden Zeki Velidî, orada bir İslam alimi olan Musa Canullah’ın evinde kalır. Arap edebiyatına ilgi duyan Zeki Velidî onun Tatarca yaptığı çevirileri okuyarak Arapçasını ilerletme düşüncesindedir. Zeki Velidî’nin bu devirde İslamî ilimlerde kendisini geliştirmek istediği anlaşılmaktadır. Zira Canullah’ın evinde karşılaştığı Abdürreşid İbrahim’e bu alanda nasıl kendini geliştirieceği yönünde iştişareler yapar. Hatta bunun için Suriye’ye ya da Mısır’a gitme fikirleri dahi vardır. Nihayetinde Kazan’da kalmaya karar verir. Kazan’da iken dönemin ıslahatçı fikirlere sahip olan El-Islah gazetesinde yayınlar yapan Tatar şairi Abdullah Tukay ile karşılaşır. [10]  Onların fikirlerinin çok uç bularak plansız ve temelsiz olduğu için eleştirir.[11]

Zeki Velidî Kazan’daki yıllarında daha sonraları Rus eğitimine yönelmeye başlar. Yadrintsev’in göçebe halklar üzerine yazdığı eserlerdeki bakış açısından etkilenir ve onun bazı eserlerini Tatarca’ya tercüme eder. Tatar Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapan Yemelyanov’dan Rus tarihi ve edebiyatı dersleri alır.  Bir taraftan da İslami ilimlerle uğraşan Zeki Velidî İmam Sadık İmamkuli’nden dersler almaktadır. Burada bir karar vererek İslamî ilimlerde ilerlememe kararı alır. Burada şarkiyatçılar ile temasa girerek Aşmarin ve Katanov ile tanışır. Zeki Velidî Aşmarin’in Rus Maarif Vekaleti Mecmuası’nda yayınlanan “Tatar Edebiyatı” makalesini Rusça’dan Tatarcaya çevirir.[12] Onların fikrî ve bilimsel dünyalarından etkilenir. Zeki Velidî Rus tarihçilerinden okumalar yaptığı gibi bir yandan da Batı literatürünü de yakından takip eder. Çözmek istediği sorunlardan birisi Türklerin tarihte neden geri kaldığı gibi konulardır. Tarihi iktisadî açıdan öğrenmenin daha faydalı olacağına kanaat getirir. [13]

Zeki Velidî aynı zamanda Başkurtların sosyal hayatı, müzikleri ve edebiyatlarını da inceler ve yazılar yazar. Sadece Başkurtlar hakkında değil Türk Dünyası’nın önemli kültür merkezlerinde gittiği her yerde Türk tarihinin dışında müzikleri, destanları, dilleri inceler. Bu anlamda pek çok çalışması da mevcuttur. Bir anlamda o tarihçi kişiliğinin yanında bir halk bilimcisidir.[14]

Onun tarihçiliğe bakış açısında Rus oryantalistleri ile yakın temasta olsa da onların fikirlerine eleştirilerde bulunduğu da görülmektedir. Bunun dışında İslam medreselerinin tarihinin gelişimi de ilgisini çekmiştir. Kazan Üniversitesi onu akademik incelemeler yapması için Fergana’ya Buhara’ya gönderir. Zeki Velidî’nin bu dönemde çalışmalarında tarih, dilbilimi ve halk bilimi üzerine ağırlık vermektedir.[15]

1.    Zeki Velidî’nin Siyasi Hayatı

Zeki Velidî yaşadığı dönem dünyada pek çok siyasi, sosyal, demografik değişimin olduğu bir dönemdir. Rusya Türkleri içerisinde Başkurt bir çevrede yetişen Zeki Velidî, Rusya Müslümanları arasında gelişen ıslahatçı gelenekten etkilenmiştir. Bu geleneğin en önemli temsilcileri olan isimlerden birisi Gaspıralı İsmail ve Şehabettin Mercanî’dir. Ailesi de bu kültür çevresinin fikirlerini taşımış ve aktarmıştır.

Zeki Velidî Rusya’da devrim öncesinde gelişen sosyalist gelişimlere yakınlık duymaktadır. Bunun en temel sebeplerinden birisi de Kerenskiy gibi Çarlık rejimine eleştirilerde bulunması, Potanin’in Sibirya’nın özerk olması gerektiği düşünceleridir. Ayrıca burada Maksim Gorki ile de tanışır Rusya altındaki azınlıklar üzerine yaptığı bir çalışmada Zeki Velidî’yi Rusya Müslümanlarının tarihini ve edebiyatını yazmayı ona yöneltir. Lenin’in eserlerini takip etmektedir, onun milliyetler konusundaki düşünceleri ona yakın gelmektedir. Lenin ile karşılaşır ve ona eserlerinden örnekler verdiğinde Lenin ona partiden olup olmadığını sorar. Stalin ile karşılaşır ve onun milliyetçi düşüncelerinin bir sorun olmadığını söyler. Sosyalist partiye giren Zeki Velidî Mir Sultan Galiyev ile milli ideoloji ve pragramları üzerine çalışır. Zeki Velidî’nin buradaki tavrı milli bir zorunluluk olarak Bolşeviklerle çalışmanın faydalı olacağı kanaatindedir. Bunun fayda sağlamadığını düşündüğü zamanda partiden ayrılmış ve mücadele etmeye karar vermiştir.[16]

Basmacı Harekâtı ya da Türkistanlılar nezdinde “Millî Bağımsızlık Hareketi” I. Dünya Savaşı devam ederken Rus Ordusu’na katılmak istemeyen Türkistanlıların yıllardır süren Rusların iskân ve asimilasyon politikalarına tepki olarak ortaya çıktığı 25 Haziran 1916’da başladığı kabul edilir.[17]

Basmacı Hareketi sırasında dahi Togan bilimsel çalışmalarına devam etmiştir. Buna örnek olarak Abdülkadir İnan’ın onun hakkında yazdığı şu satırlar oldukça dikkate değerdir: “Bir Bolşevik askerî birliği bizi öldürmek için ateş açtığında yakındaki bir mezarlığa sığındık. Kendimizi müdafaa etmeye başladığımızda Togan’ın her zaman yanında bulunduğu not defterine hızla bir şeyler yazdığını farkettim. Şartlar bizim için öylesine kritikti ki acil bir biçimde vasiyetini yazdığını düşünmüştüm. Kendisine doğru uçuşan mermilere ve çatışma seslerine aldırış etmeden yazmaya devam etti. Sığındığım mezar taşının arkasından ona bağırdım ve neden savaşmadığını sordum. Başını kaldırmadan, yazmaya devam ederek “Ateşe devam et, bu mezar taşı üzerindeki yazılar oldukça ilginç” diye bağırdı.”[18]

Zeki Velidî’nin Rus Çarlığı’nın devrilmesine müteakip yazdığı eserlerde de siyasî fikirlerinden esintiler bulunur. Çalışmalarını millî meselelere de bağlayarak anlatarak, kendi fikirlerini de bu çalışmalarına dâhil eder.[19]

Zeki Velidî Türkistan’da Bolşevik Devrimi esnasında önemli bir siyasî aktör olmuştur. Bu düşüncelerinin gelişimi ailesinden gelen millî ve dinî kültürün bir sonucudur. Ailesinden ve yetiştiği ortamlarda tarihe ilgisinin dahi millî kahramanların, destanların etkisi açıkça görülmektedir. O da tıpkı destanlarda gördüğü kahramanlar gibi Başkurt ülkesinin bir kahramanı olmak yolunda dönemin siyasî ortamlarının kızışması sonucu fikirlerinin peşinden gitmiş ve Türkistan’daki bağımsızlık hareketlerinde önemli bir rol oynar. Daha sonrasında Bolşeviklerin üstünlüğünü anlamasıyla beraber, kendini tamamen ilim dünyasına vererek, siyasetten uzaklaşır.

Zeki Velidî aktif siyasi ortamlara girmek istemese de kendisini dönemin siyasî gelişmeleri arasında bulduğu da bir gerçektir. Türkiye’de 1932’de I. Türk Tarih Kongresi yıllarında Sadri Maksudî ile yaşadığı polemiklerin arka planında, Rus Devrimi gerçekleşirken Zeki Velidî’nin Türk-Tatar Muhtar Cumhuriyeti’nden bağımsız olarak Başkurt Muhtar Cumhuriyeti fikirleri yüzünden kongrede ağır eleştirilere tabî tutulur. 1939 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in daveti ile tekrar Türkiye’ye gelen Zeki Velidî üniversitede görevine döner. Bir diğer olay da 1944 Irkçılık-Turancılık suçlamaları dahilinde olur. II. Dünya Savaşı’nın kazananları arasında olan Sovyetler Birliği’ne karşı fikirleri ve özellikle Sovyetler Birliği çatısı altında Türk halklarının bir temsilcisi konumunda olan Zeki Velidî bu suçlamalara dahil olarak 15 ay hapiste kalmıştır.[20]

Zeki Velidî Türkiye’de herhangi bir partide siyaset yürütmese de siyasî fikirleri devam etmiştir diyebiliriz. Onun siyasal fikirleri Türkiye’nin bilimsel anlamda yükselişe geçmesi, Türk Dünyası’nın yaşadığı sıkıntılardan kurtulması yönünde olduğunu değerlendirebiliriz. Bilimsel doğrular ile birlikte çalışmalarının ana kaynağı olarak millî düşünceleri ona ilham olmuştur. Nitekim bu düşüncelerini bir çok eserinde görebilsek de “Umumî Türk Tarihi” eserinin önsözünde eserinin yazılmasında bir çok zorluk yaşarken onun bu zorlukları “milletime karşı görevini ifa ediyorum” düşüncesiyle anlayabiliriz.[21]

2.    Zeki Velidî’nin Tarihçilik Anlayışı

Zeki Velidî’nin tarihçilik anlayışını en iyi şekilde analiz edebileceğimiz kaynak bizzatî kendisinin yazdığı “Tarihte Usûl” adlı eseridir. Bu eseri İstanbul Üniversitesi’nde verdiği “Tarihte Usûl” adlı ders dahilinde öğrencilerine tarihçilik anlayışının yöntemlerini ve içeriklerini öğretmek amacıyla yazmıştır. Zeki Velidî burada tarihçiliğin metodoloji alanında daha önce dünyada yazılmış eserlerden örnekleri, kaynakları ile verip, tarihçilik alanının felsefi boyutta tartışmalarına, tarihçiliğin methoduna, çalışma usullerine ve teknik incelemerin nasıl yapıldığına dair malûmatlarda bulunur. Ona göre tarih “içtimai bünyenin âzası olmak itibariyle insanlığın fiil ve fikirlerinin inkişafını takip eden bilgidir.” Tarih insanlığın ortaya çıkardığı vakaların maddi ve manevi sebepleri, sebepler ile vakalar arasındaki bağları ele alarak araştırır. [22]

Zeki Velidi, İstanbul Üniversitesi, 1928.

Tarihin yazış tarzına göre ayıran Zeki Velidî, bunları hikayeci tarih, öğretici tarih, neden-nasılcı tarih ve içtimai tarih olarak dörde ayırmaktadır. Bu dördünü yazılış biçimlerine göre ele alır. Ancak onun tarihçilikte onun yöntemi neden-nasılcı bir tarihçiliktir. Bu araştırma biçimine şu şekilde örnek vererek bir devrin nasıl inceleneceğini kısaca aktarmıştır:“Mesela Sultan Abdülaziz devrini öğrenmek istersek, evvela o zamanki vakanüvislerin kayıtlarını, gazeteleleri ve matbuatı tetkik etmeliyiz. Sonra devrin icraat ve islahatı hakkında ve kendinin Avrupa seyahâtı dolayısı ile Avrupa’da neler yazılmışsa onları öğrenmeliyiz. Hükümdarların şahsi hayatlarına ve o zamanki şehir hayatına gelince, bu Sultanın zamanından elbiseler, silahlar, saraylar ve evler, arabalar, yemek takımları, yataklar, resimler, tablolar, ecnebilerin çıkardıkları resimler ve yazdıkları tavsifler kalmıştır; o zamanı gören adamlar bile henüz yaşamaktadırlar, bunlardan da sorabiliriz. Bütün bunları karşılaştırır ve tahlil ederiz ve ancak bu şartlar altında Abdülaziz devri tarihini, yahut o devre ait bir hadiseyi aydınlatmak imkanına ereriz. Yani mevad çoğaldıkça tarihi Nedennasılcı (genetik) usulde tetkik zaruri oluyor.”[23] Zeki Velidî Togan burada bize bir devrin tarihinin araştırılması mevzu bahis olduğu zaman döneme ait somut eserlerinde incelenmesi dahil olmak suretiyle, iç ve dış muhitte yazılan tüm belgelerin toplanıp bunların karşılaştırılması yöntemiyle inceleme biçimi olarak sunmaktadırAyrıca alan üzerinde dil bilme konusuna oldukça önem veren Zeki Velidî Togan hangi alanda çalışırlırsa çalışılsın üç Avrupa dili olan, İngilizce, Fransızca ve Almanca’nın, insanlık tarihinin devirlerini o güne kadar yayınlanmış pek çok eseri ve araştırmayı barındırdığı için bilinmesi gerektiğini söylemiştir. [24]

Buna ek olarak tarihin hiçbir bilim dalı gibi tek başına bir anlamı olmadığını ifade eden Togan, tarih ilminin “multi disipliner” bir şekilde incelenmesinin zaruri bir mesele olduğunu savunmuştur. Özellikle arkeolojiyi “tarihin eşi” olarak görür. Tarihin “hümaniter” bir bilim olması sebebiyle de sosyoloji, sosyal psikoloji, hukuk ve iktisat gibi bilimlerle de alakalı olduğunu söyler. Antropoloji ve coğrafyanın da tarihle sıkı bağlantılıdır. Coğrafya ile birleşiminden, tarihi coğrafya; felsefe ile birleşiminden tarih felsefesinin ortaya çıkmıştır. Ayrıca paleografi, geneoloji (şecere ve ensablar), diplomatik, sigilliographie (mühürler ilmi), nümizmatik, heraldik, kronoloji, etnografya ve filoloji de tarihe yardımcı ilimlerdir.[25]

Zeki Velidî tarihte objeflikten ve şüphecilikten yanadır. Bu konuda Alman araştırmacı Erslev’in “bir tetkikin neticesi yanlış olmuşsa onu açıkça kabul ederek doğrusunu bulmak yönünde tekrar çalışılmalıdır” sözünü desteklemektedir. Tarihin gayesinin “gerçeği bulmak” olduğunu vurgular. Bu konuda tarihin bir bilim mi değil mi tartışmalarına da bir nihayet vererek, bu koşul dahilinde tarihi bir bilim olarak görmektedir.[26] Tarihin bilim olabilmesi için, gerçeğin bulunması gerektiğini ifade eden Togan, tarihte objektifliğin önemini şu şekilde vurgular: “Tarih tetkikinin şahısların tarihi zorlaması, onu tahrif etmesi, vakaları taraflı yazması; bir devletin, bir hükümetin, bir milletin ilmi yapılarının bu yola girmesi tarih tetkinini felce uğratmış olur.” Ayrıca tarihçinin konu alanının bizzat insan olması tarihçinin de bakış açısında değişimlere sebep olabilmektedir. Bir kaynaktan alınan bilgi tarihçinin hisleri ve bilgisi dahilinde ortaya çıkacaktır. Milletlerin kültürleri ve dini inançları dahi tarihe bakış açısını etkilemektedir. Buna örnek olarak Hristiyanlık öncesi Cermen tarihini önemsiz görüş, Türklerde de İslamiyet öncesi Türk tarihi dönemi olarak gösterilebilir. 18-19. Yüzyıllarda Yunan hümanizmi ön plana çıktığı için Yunan tarihi abartılı bir şekilde anlatılması da buna dahil edilebilir.  Bu konuda bir Alman Protestan olan Leopold von Ranke’yi örnek gösteren Togan onun “Roma Papalığının 16. Ve 17. Yüzyıllardaki Tarihi” eserini yazarken kullandığı üslûbun tarafsızlığı üzerinde durmaktadır. [27]

Zeki Velidî’nin tarihçilik anlayışının temelinde tarihin toplumsal sorunlara açıklamasının önemine dikkat çekmektedir. Bu konuda örnek olarak oryantalist çehrelerce Türk tarihinin “çadırlarda yaşayan göçebe barbar tarihi” bakış açısından kurtarıp, onun teşkilatçı bir millet olup devlet geleneği olduğunu, komşu kavimlerini sadece siyasi değil sosyal ve iktisadî açıdan da etkilediğini anlatmaktadır.[28]

Zeki Velidî tarihi hadiselerin bütüncül bir şekilde neden sonuç ilişkisi içerisinde ele alınması taraftarıdır. Neden ve sonuçlar dahilinde tarihî olayların devamlılığı sağlanmış olur.[29]

3.    Zeki Velidî Togan’ın Başlıca Eserleri

Zeki Velidî’nin ilk bilimsel çalışmaları 1908-1910 yıllarında Astarhan’da çıkan İtil gazetesinde yayınlanır. Bunlar başlarda İslamî ilimleri incelediği ve kendi muhitinde yapılan medrese tartışmalarına tenkidler gibi konulardır. Kazan Tatar türkülerini incelediği bir makalesi de bulunur. Aynı dönemlerde gene Timur Kutluk Han Yarlığı’nı konu edinen bir makale, dönemin İslam alimlerinden Hüseyin Feyzhanî’yi ve eserlerini tanıtan makale yayımlar.[30] İstanbul’da Bilgi Mecmuası’nda yayınlanan bir makalesinde Müslümanların gerilemesinin din ile bir bağı olmadığına, iktisadî duruma bağlı olduğundan bahseder. İslami reformlar olsa dahi iktisadî ilerleme olmadığı sürece ülke gelişemeyecektir.

Zeki Velidî’nin tarih camialarınca etki uyandıran ilk eseri 1912’de yayınladığı modern bir anlayış ile kaleme aldığı “Türk ve Tatar Tarihi” adlı eseri olur. Bu eseriyle tanınarak Kazan Üniversitesi Tarih ve Arkeoloji Cemiyeti’ne üye olur.[31] 1912’de “Türk Yurdu” dergisinde bu kitabı tanıtan Akçura’nın bizlere kitap hakkında o dönemin düşünce dünyası dahilinde verdiği bilgiler önemlidir. Türk tarihinin modern tetkiklere göre incelemelerinin eksikliğinden yakınan Akçura, bu alanda Kazan, Orenburg ve Ufa’da gelişen Türk tarihinin ve tarihçiliğinin gelişimini methetmektedir. Rusya’daki gelişen Türk tarihçiliği çalışmalarının oldukça ileri olması bakımından Türk tarihi ile meşgul olmak isteyenleri Rusça öğrenmeye teşvik eder. Zeki Velidî Türk ve Tatar Tarihi kitabını ele alırken ana öznesi Kazan Türkleri olmuştur. Genel bir Türk tarihi ile başlayan eser, kronolojik olarak Türklerin ayrışmalarına müteakiben Kazan Türklerine doğru daralmıştır. Girişinde Türklerin kökeninden, yaşam tarzlarına, dini, siyasi ve sosyal yapıları, kanunları, dil ve edebiyatlarını incelemiştir. İkinci kısımda ise Türklerin İslamiyet’e geçişi ile birlikte nasıl tesirler yaşandığını anlatmaktadır. Üçüncü kısmında ise Cengizhan’ın kurduğu imparatorluğu büyük bir Türk İmparatorluğu olarak sayar ve bu dönemi anlatmaktadır. Ayrıca bununla ilgili “Bozkurt” dergisinde “Moğollar, Çingiz ve Türkler” adlı bir makale kaleme alarak burada Cengiz Han’ın kurduğu devletin ekseriyetinin Türk kavimleri olduğunu Türkçe’nin hakim bir dil olduğunu, Moğolların ve Tatarların kökenlerini farklı kaynaklarla açıklayarak ifade eder.[32] Bu dönemi Türklerin en parlak dönemi olarak görmektedir. Yusuf Akçura bu eseri o zamana kadar yazılan en iyi Türk-Tatar tarihi olarak değerlendirir.[33]

Zeki Velidî’nin Rusya’da Şûrâ, Vakit ve Süyüm Bike’de yayınlanan tarih, halkbilimi, etnoğrafya ve biyografileri içeren pek çok makalesi de bulunmaktadır. Bunlar arasında dayısının ve kendi anılarında bahsettiği kendisinden ders almasa da kendisini onun talebesi olarak gördüğü Mercanî, 1913’de Fergana’ya gittiğinde Türkistanlı kadınların durumu, önemli Tatar alimlerin biyografileri hakkında ve Başkurtların şarkı ve müziklerini konu edinen makaleler bulunmaktadır.[34]

Zeki Velidî’nin en önemli eserlerinden birisi “Umûmi Türk Tarihine Giriş” adlı eseridir. Bu eserde Zeki Velidî’nin en eski devirlerden başlayarak 16. Yüzyıla kadar geniş bir zamanın incelediğini görmekteyiz. Bu incelemeyi yaparken sadece salt siyasi tarih olarak incelememiş olup, Türk kültürünün ve dilinin evrimini de içine almış, Anadolu’nun “Türk yurdu” olmadan önceki devirleri işlemiş, Türk tarihinin temel tartışmalarını, Türklerin diğer halklar ile temaslarını, Türk tarihi içerisinde yetişen büyük şahsiyetleri, tarihi coğrafyalar ve ana kaynaklar ile destekleyerek incelemelerde bulunmuştur. O zamana kadar yazılmış Türk tarihinin belki de bu kadar geniş çapta ele alındığı bir giriş kitabı olmuştur diyebiliriz. Ayrıca kitabın önsözünde Zeki Velidî Türk tarihçiliğinin o dönemki zorluklarından bahsetmesi de bize oldukça anlamlı bilgiler kazandırmaktadır. Ülkedeki kütüphane ve tarihi kaynakların eksikliğinden bahseden Zeki Velidî bu eserin yazılmasında daha önceden elde ettiği kaynaklar sayesinde olduğunu belirtir. Avrupa’da bulunan eserlerin ülkede orjinalinin dahi bulunmadığını, yayınlanan dergiler, yayınların ülkeye getirilmediğinden ve çalışmalarının maddi anlamda desteklenmemesinden yakınır. Hatta kitabın yayınlanmasında dahî birçok zorluk yaşadığından bahseder. [35]

Zeki Velidî’nin doktora çalışması “İbn Fadlan Seyahatnamesi” eseri olacaktır. Bu eserin yazım süreci oldukça sıkıntılı ve uzun bir süreci bulur. Zeki Velidî İran’da Meşhed şehrinde İmam Rıza Mezar Külliyesi’nin Cami kütüphanesinde bu esere rastlar ve önemini anlar. Dönemin şartları gereği eserin kopyasını çıkarmak için oldukça çaba gösterse de Nevruz kutlamalarına denk gelmesi sebebiyle tamamlayamaz, kopyalarını kendisine göstermesi için tanıdığına rica eder. Hatta orada eseri elinde tutan değerini bilmeyen yetkililerden bu kitabı düşük bir fiyata alma fırsatı olsa da eseri almak yerine yetkililere bu eserin değerini anlatır. Zeki Velidî bu eserin kopyalarını elde etse de siyasî durumlarından dolayı ve Türkiye’ye geldiği zamandan sonra Türk tarihi kürsüsü ile Türkiye’deki eski eserleri araştırmalarının verdiği meşguliyet ile bu eserine ara vermek durumunda kalır. 1932’de Türkiye’de Türk Tarih Tezi tartışmalarından sonra görevinden istifa edip Viyana’ya giden Zeki Velidî Togan nihayetinde akademik hayata ile bu eserine de yoğunlaşır. Zeki Velidî kütüphane ve belge açısından zengin bir bölge olan Viyana’da bilimsel çalışmalarını yazmak yönünde Etnoloji Enstitüsü, Doğu Avrupa Tarihi Enstitüsü, Slav Filoloji Enstitüsü, Coğrafya Fakültesi, Ekonomik ve Kültürel Tarih Fakültesi gibi kuruluşlardan oldukça faydalanır. Tezi üç bölümden; giriş kısmında Meşhed yazmasının genel tasviri, İbnül Fakih, Ebu Dülef, Ahmed ibn Fadlan’ın coğrafi eserlerini de inceler. Halife el-Multedir’i tarafından gönderilen elçi heyetinin Hazar Devleti toprakları üzerinden değil, Harezm bölgesinden gittiğini ve geldiğini kanıtlarıyla anlatır. Tezinin ilk bölümünde ise seyahatnameyi Arapça ve Almanca dilinde yayınlar. Ancak bu kısım seyahatin başlangıcından, İbn Fadlan’ın Başkurt bölgesindeki geçirdiği zamanı kapsamaktadır.  Almanca kısmını da zengin atıflar ile destekleyerek, tarih, etnoğrafya, coğrafya ve dilbilim açısından da seyahatnameyi ele alır. Eserin doğruluğunun teyidi içinde dönemin diğer müellifleri ile karşılaştırarak onların eserlerinden yararlanmıştır. Ayrıca Zeki Velidî Bulgar Hanı’nın babasının “Yıltavar” ünvanını Frahn tarafından “Viladimir” olarak yorumlamasına karşı çıkar. Bu Bulgarları Slav olarak gösterme amacındandır, “Yıltavar” kelimesinin kökeni ise “İlteber’den” gelmektedir. Bu da eski Türk devletlerinin devlet yöneticilerine verdiği ünvanlardandır. Halifenin bu elçilik heyetini göndermesi ve müttefikliği gerçekleştirme arzusunun en önemli sebebi iç ve dış tehditlere karşı bir Türk desteği bulmaktır. Türklerin İslamiyet’e geçişinde oldukça önemli olan bu durum, ayrıca İskit Çağı ile Moğol idaresi dönemi arasındaki dönemin ve bölgenin tarihinin kaynaklarının oldukça yetersiz olması sebebiyle önemli bir kaynak olarak yorumlamaktadır. Ayrıca İbn Fadlan Seyahatnamesi eseri içerisinde barındığı bilgiler ile Türk kavimlerinin detaylı bir kültür ortamını da sunar. Buradan hareketle Oğuz, Başkurt, Bulgar, Tatar, Kazak ve diğer Türk halklarının yakınlığı tespit edilmiş olur. Türklerin dini anlayışına da önemli yer ver eserde İslamiyet’e geçişi ile ilgili de önemli tespitler bulunur. Türkler İslamiyet’e Harezm bölgesinde kurdukları ilişkiler ile İslamiyet’i bir kültür olarak aşama aşama kendilerine has bir yapıda kabul etmişlerdir. Hanefi mezhebinin Türkler arasında yaygınlaşmış olmasını da Hanefi mezhebinin diğer mezheplere göre daha hafif ve Türklerin konar göçer, yeme içme gibi yaşam tarzına uygun olması sebebiyle açıklar. Genel anlamda Zeki Velidî bu eseri ile sadece Türkler açısından değil Avrasya halklarının geçmişinin araştırılmasında oldukça önemli bir yol katetmiştir. Eski dönemde yazılan Doğu müelliflerinin yazmalarına hâkim olan Zeki Velidî, bu eserlerden faydalanarak Avrupa Asya civarındanki bölgelerin 10. Yüzyıllardaki kaynakların yetersizliği sebebiyle karmaşık ve rivayetlere dayanan tarihlerine sosyal, ekonomik ve siyasal olarak incelemelerde bulunarak önemli bir çalışma yapmıştır. Zeki Velidî’nin İbn Fadlan Seyahatnamesi tezi Almanya’da 1966 ve 1994’de tekrar basılmıştır. Türkiye’de ise basılmamıştır.[36]

Zeki Velidî “İbn Fadlan Seyahatnamesi” eserinde 1932’de Türk Tarih Kurumu’nda yaşanan tartışmalardan, Orta Asya’nın çölleşmesi sonucu Türklerin Anadolu ve diğer bölgelere göç etmesi konusuna da değinir. Bu göçlerin temel sebebinin ciddi bir nüfus artışı olduğu ve bu nüfus artışına bağlı olarak bölgenin kaynaklarının yetersizliğine bağlamaktadır. Bunu “Ortaçağ Orta Asya’sında İç ve Dış Göç Unsuru Olarak Aşırı Nüfus Artışı” makalesinde izah eder.[37]

Zeki Velidî Togan’ın önemli eserlerinden bir diğeri de “Bugünkü Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi” adlı eseridir. Kitap Doğu Türklerinin yakın dönemini ve Doğu Türk dünyasının Rusya ve Çin’in egemenliğine nasıl girdiğini ele almaktadır. Kitabı yazış amacındaki temel gayenin de Doğu Türklerinin kendi zamanındaki hayatına paralel olarak yakın tarihlerini ele aldığını söylemektedir.[38] Türkistan’ın coğrafi yapısını geniş ölçekli olarak inceleyen Togan, coğrafyanın Türkler üzerindeki etkilerinden, bölgedeki iklim, bitki ve hayvan türlerinden de bahseder. “Türkistan’ın İdare ve Taksimi” başlığında Sovyet egemenliğinde başlarda Türkistan’ın “Türkistan Genel Valiliği” hükümetinin kurulmasına daha sonra bu ismin Türkler arasında yaratacağı birlik duygusu sebebiyle boylar şeklinde ayrılmasına karar verilir. Türkistan’ın etnik, dil ve coğrafya yönünden tasniflerde bulunarak bunları nüfusları, kültürleri ve tarihleri ile inceler. Ayrıca İslam fetihlerinden sonra bir Fars etkisi altına girilen Türkistan’ın Cengiz ve Timur dönemlerinde Türkçenin üstünlüğü ile sonuçlandığına değinir. Üçüncü bölümde Türkistan’ın en erken zamanlarından 19. Yüzyıl sonlarına kadar gerçekleşen önemli siyasi, ekonomik ve sosyal olayları inceler. İslamî dönemden sonra Türkistan’da Çin ve Batı arasında bir köprü kurulduğuna da tarihi kaynaklardan dikkat çekmektedir. Eserin fark yaratan bir noktası da Timûr’a karşı bakıştır. Osmanlı İmparatorluğu’na karşı büyük tarihi etkisi olan Timûr’a karşı tarih camiası oldukça taraflı bakmaktadır. Togan burada bir fark yaratarak Timûr’un özellikle Türk dünyasında yaptığı faaliyetleri tarafsızlık ile incelemiş, Türk dünyasında yaptığı reformlardan ve sosyal etkileri oldukça net bir şekilde ifade etmiştir. Türkistan’daki gerilemenin sebepleri üzerinde duran Togan, bu gerilemenin “Okyanus Devrimi” ile ticaret yollarının değişimine ve yaşanan iklimsel olaylara bağlamaktadır. “Müstemleke Olan Türkistan’da Siyasî Hayat” başlığı ile özellikle Rus yayılmacılığının Türkistan’daki etkilerinden bahsetmektedir. Rusların yayılmasının temel sebebini ise Doğu Avrupa’da ilerleyememesinden ve Türkistan’da merkezi bir güç boşluğu bulunması sebebiyle yayılımını bu yönde gerçekleştirmesine bağlamaktadır. Türkistanlı münevverler ve faaliyetleri başlığında ise Şehabettin Mercanî, Molla Hüseyin Feyizhanî, Abdürreşid İbrahim, Murad Remzi, Çokan Çingizoğlu Velihan, İsmail Gaspıralı, Magcan Cumabay, Süleyman Çolpan gibi önemli şair, mutasavvıf ve düşünürlere yer verir. [39] Zeki Velidî bu eserinde Türkiye tarihçiliğinde Selçuklu ve Osmanlılar ile Anadolu Türkleri üzerinde odaklanan tarih ekolünün eksik kaldığı Orta Asya yani Türkistan tarihinin Ortaçağ’dan sonraki durumlarına odaklanması Türkistan tarihi için oldukça önemli bir eser olmuştur. Kitabın sonsözünde de Türkistan’ın sonraki durumları ile de fütüristik incelemelerde ve yorumlarda bulunan Togan, Türkistan’ın coğrafi, stratejik ve siyasal durumlarını ele almıştır.[40]

Zeki Velidî’nin bir diğer önemli eseri “Başkurtların Tarihi” olmuştur. Başkurt tarihi hakkında Türkiye’de yapılmış çalışmalar oldukça az sayıdadır. Kitabın normal boyutu 176 sayfa olsa da 2003’de TÜRKSOY tarafından basıldığında 523 sayfayı ve girişi bulacaktır. Bunun sebebi Togan eseri Başkurtça yazmıştır ve orjinali de bu baskı da Türkiye Türkçesi ile birlikte neşir edilmiş ve Ahat Salihov’un “Zeki Velidî Togan’ın Rusya’daki İlmî Faaliyetleri” makalesiyle birlikte basılmasından kaynaklıdır. Togan Başkurt tarihinin en eski devirlerinden ele alarak, daha sonraki dönemlerinde Çin kaynaklarından anlaşıldığı üzere Göktürkler döneminde Töles Birliği içerisinde yer aldıklarını söyler. Başkurtların oluşumunda Kıpçak ve Kanglı boylarının etkisinden bahseder. Arap kaynaklarına göre Başkurtlar eski dönemlerde de modern zamanlarda oldukları yerlerde yaşamaktadırlar. Önce Hazarlara bağlı olmuşlar ve daha sonra İtil Bulgarlarına bağlı yaşarlar. Başkurtlar 1207’de Cuci Han’a tâbi olurlar ve Altın Orda’ya dahil olurlar. Altın Orda zamanında Başkurtlar, Kıpçak, Bulgar ve bazı Moğol halklarıyla kaynaşırlar. Togan Rusların istila dönemlerini de ele alır, Ruslarla karşılaşmalarını 1558 yılına götürür. Rusların idaresini kendi istekleriyle kabul eden Başkurtlar daha sonra onlara isyan eder, bunun sebebi olarak da Rusların bölgeleri üzerinde uyguladıkları yoğun iskân faaliyetleri ve bölgeyi Rus hakimiyet alanına dönüştürmesi olarak görür. Togan bu isyan faaliyetlerini eserinde ayrıntılı bir şekilde anlatır. Daha sonraki dönemleri Rusların Başkurt ülkesinde yaptığı önemli reformlara ayırır. Başkurtların Rus devrimlerinden etkilenmeleri ve bizzatî kendisinin içerisinde bulunduğu 1917-20 yılları arasındaki millî bir muhtariyet kurma çabalarının mücadeleleri ele alınır. Kitabın son bölümleri de Sovyetlerin egemen olduğu ilk dönemi kapsamaktadır.[41]

Zeki Velidî’nin bir proje düşüncesi de Türk Kültürünün tanıtılması yönünde bir el kitabının yazılması düşüncesidir. Bu fikri 1951’de başkanlığını yaptığı 22. Müşteşrikler Kongresi’nde ortaya atar. İleride yazılacak olan Türk Kültürü’nün El Kitabı eseri onun fikri ve yön vermesi ile ortaya çıkacaktır.[42]

I.Türk Tarih Kongresi’nde Yaşanan Tartışmalar

Cumhuriyetin ilk devirlerinde pek çok bilimsel alanda olduğu gibi Tarih alanında da yetişmiş eleman sıkıntısı çekilmekteydi. Bu duruma bizzat takip eden ve yurt dışından önemli bilim adamlarını Türkiye’ye davet eden Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu doğrultu da Türk tarihi alanında dünyada adı duyulmuş tarihçilerden Sadri Maksudî ve Zeki Velidî Togan’da vardır. İkisi de Rusya içerisinde hem tarihçilik alanında hemde siyasî alanlarda ön plana çıkmış isimlerdir. Sadri Maksudî 1905 Rus devriminden sonra Rusya’da siyasi ortamlarda bulunmuş, 1917’de Bolşevik Devrimi’nden sonra Muhtar Türk-Tatar Cumhuriyeti’nin kurulması yönünde önemli çabalar gerçekleştirmiştir. Daha sonraları 1923-24 yıllarında Sorbonne’da Türk Kavimler Tarihi dersleri vermektedir. Bu sırada 1925’de Mustafa Kemal tarafından Türkiye’ye davet edilerek çalışmalarına Türkiye’de devam etmesi istenmiştir. Sadri Maksudî’ye benzer olarak Zekî Velidî Rusya’da eğitimine ve çalışmalarına devam ederken Rusya’daki siyasî değişimlere dâhil olmuş, Başkurdistan Muhtar Cumhuriyeti’nin kurulması yönünde çabalara girişmiştir. 1920’de Türkistan Millî Komiteleri Başkanı olmuştur. Ancak bu çabaların başarısızlık ile sonuçlanması ile birlikte İran, Afganistan, Hindistan, Paris ve Berlin gibi değişik muhitlerde bulunarak akademik çalışmalar ve belge toplamak ile meşgul olur.[43] Gene Sadri Maksudî gibi Zeki Velidî de 1925’de Berlin’de iken Türkiye’ye davet edilir.[44]

Mustafa Kemal ve 1. Türk Tarih Kongresi, 1932.

Tartışmalar Reşit Galip’in “Orta Asya’daki Kuraklık” ile ilgili bildirisi ile başlar. Tarihin en erken devirlerinden beri Orta Asya’daki kuraklığın Türklerin Batı’ya doğru göç etmesinin temel sebebi olarak görmektedir.  Aynı zamanda Mezopotamya’daki kurulan medeniyetleri kuranlar da Orta Asya’dan gelen Turanî kavimler olduğunu iddia eder. Reşit Galip’in fikirleri ile “Orta Asya’da On Yedi Kumaltı Şehri” kitabının yazarı Sadrî Maksudî’nin fikirleri Türklerin kuraklık sebebiyle göçleri konusunda uyuşur. Zekî Velidî, Sadri Maksudî’nin bu tezine karşı reddedici bir yazı hazırlayıp bunu Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ne sunar. Zekî Velidî bu kuraklığın sürekli olmadığına dikkat çekerek, söz konusu şehirlerin tarihî dönemlerde var olduğunu kanıtlar ile anlatmaya çalışır. Kongrede tartışmalar uzamış Reşit Galip, Sadri Maksudî ve Şemsettin Bey Zeki Velidî’nin tezlerine karşı birlik olurlar. Tartışmanın ilerleyen noktalarında Şemsettin Bey’in Rusya içerisinde iken yaşanan hadiseleri gündeme getirmesi Zeki Velidî’yi siyasî yönlerden eleştirmesi tartışmayı başka bir duruma sokar. Nitekim kongrede alınan kararlar Zeki Velidî’nin düşüncelerinin tersine şekillenmiş, kongre sonrası istifasını sunarak bilimsel araştırmalarına devam etmek adına Viyana’ya gider[45]. 1934’de Viyana’da iken “On Yedi Kumaltı Şehri ve Sadri Maksudî Bey” adlı kitabını neşreder. Burada Sadri Maksudî’nin ortaya attığı tezleri tenkid eder. Ona göre Orta Asya’dan yaşanan göçler kuraklık sonucu değil, siyasal ve nüfus artışına paralel olarak gelişir. [46]

Zeki Velidî bu tartışmalardaki düşüncesi Türk tarihine bir “altınçağ aramak” yerine Türk tarihinin bütünlüğüne bilimsel doğrular ile sahip çıkılması gerektiği düşüncesindedir.[47] Sonuç olarak kongre de yaşanan tartışmalar bilimsel kaygılarla başlasa da Cumhuriyetin ilk dönemlerinde resmî tarih anlayışının egemen kılmak arzusu çerçevesinde dönemin siyasî atmosferi ile paralel bir şekilde gelişir. Zeki Velidî’nin bu noktadaki fikirleri siyasî ortamlardan ve fikirlerden bağımsız olarak tarihin belgeler ile tarihi açıklaması olarak değerlendirilebilir.

BİBLİYOGRAFYA

  1. Zeki Velidî Togan, Hâtıralar, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2012.
  2. Ahmet Kanlıdere, “Zeki Velidî Togan’ın Fikrî İnkişafı”, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017.
  3. Ömer Özercan, Bir Medeniyet ve Tarih Mütefekkiri Zeki Velidî Togan, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, 2018, ss.11-12.
  4. Metin Arıkan, “Bir Halk Bilimcisi Olarak Zeki Velidî Togan”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 44, 2017, s. 35-55.
  5. Hasan Bülent Paksoy, “Basmacı Hareketi ve Zeki Velidî Togan: Türkistan Millî Bağımsızlık Hareketi, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017.
  6. Akhat Salikhov, Dr. Zeki Velidî Togan’ın Hayatı ve Muhaceretten Evvel Rusya’da Yazılmış Eserleri, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Mimar Sinan Üniversitesi, 1997.
  7. Zeki Velidî Togan, Umumî Türk Tarihi’ne Giriş Cild I: En Eski Devirlerden 16. Asra Kadar, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1981.
  8. Zeki Velidî Togan, Tarihte Usûl, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1985.
  9. Süha Durak, Zeki Velidî Togan’ın İlmi Hayatı, Din ve Tarih Görüşü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Atatürk Üniversitesi, 2016, s.86.
  10. Yusuf Akçura, “Türk ve Tatar Tarihi”, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017, ss.129-136.
  11. Marsil Nurullovic Farhşatov, “İbn Fadlan Seyahatnamesi ve Yankıları”, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017, ss.137-157.
  12. Zeki Velidî Togan, Bugünki Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi, Cilt I: Batı ve Kuzey Türkistan, Enderun Yayınları, İstanbul, 1981.
  13. Serkan Acar, “Bugünkü Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi”, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017.
  14. İlyas Kemaloğlu, “Başkurtların Tarihi”, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017.
  15. Büşra Ersanlı, İktidar ve Tarih: Türkiye’de “Resmi Tarih” Tezinin Oluşumu (1929-1937), İletişim Yayınları, İstanbul, 2003.
  16. Özbek Nadir, “Zeki Velidi Togan ve ‘Türk Tarih Tezi'”, Toplumsal Tarih, Cilt: 8, Sayı 45, 1997.
  17. Sueda Kapusuz, Zekî Velidî Togan’ın Rusya’da (Şûrâ, Vakit ve Süyüm Bike’de) Yayınlanan Makaleleri: İnceleme ve Metin, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Marmara Üniversitesi, 2016.
  18. Zeki Velidî Togan, “Moğollar, Çingiz ve Türkler”, Bozkurt Dergisi, Sayı: 4, İstanbul, 1941.
  19. Nuri Yüce, “Ahmet Zeki Velidî Togan’ın Yeteneği ve Bilgi Birikiminden Bazı Ayrıntılar”, Tarih Dergisi, Sayı 53, 2011.

[1] Ahmet Kanlıdere, “Zeki Velidî Togan’ın Fikrî İnkişafı”, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017, s.24.

[2] Kanlıdere, s.24.

[3] Zeki Velidî Togan, Hâtıralar, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, (Hatıralar), 2012, s.14.

[4] Kanlıdere, ss.28-29.

[5] Kanlıdere, s.26.

[6] Kanlıdere, s.27.

[7] Köyünden ayrılma sebebi olarak Zeki Velidî’nin düşünce ve ilim dünyasında değişimler fark eden ailesinin onu evlendirmek istemesi de bir etkendir. O ise eğitimine dışarıda devam etmek istemektedir. Bkz. Zeki Velidî Togan, Hâtıralar, ss. 40-41.

[8] Kanlıdere, s.29.

[9] Ömer Özercan, Bir Medeniyet ve Tarih Mütefekkiri Zeki Velidî Togan, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, 2018, s.22.

[10] Kanlıdere, s.30.

[11] Özercan, s.23.

[12] Özercan, s.24.

[13] Kanlıdere, ss.31-33.

[14] Ayrıntılı bilgi için bkz. Metin Arıkan, Bir Halk Bilimcisi Olarak Zeki Velidî Togan, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 44, 2017, s. 35-55.

[15] Kanlıdere, ss.34-39.

[16] Kanlıdere, ss.41-42.

[17] Hasan Bülent Paksoy, “Basmacı Hareketi ve Zeki Velidî Togan: Türkistan Millî Bağımsızlık Hareketi, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017, s.189.

[18] Paksoy, s.286.

[19] Akhat Salikhov, Prof. Dr. Zeki Velidî Togan’ın Hayatı ve Muhaceretten Evvel Rusya’da Yazılmış Eserleri, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Mimar Sinan Üniversitesi, 1997, s. 102.

[20] Nuri Yüce, “Ahmet Zeki Velidî Togan’ın Yeteneği ve Bilgi Birikiminden Bazı Ayrıntılar”, Tarih Dergisi, Sayı 53, 2011, s.262.

[21] Zeki Velidî Togan, Umumî Türk Tarihi’ne Giriş Cild I: En Eski Devirlerden 16. Asra Kadar, Enderun Kitabevi, (Umumi Türk Tarihine Giriş), İstanbul, 1981, s.VIII.

[22] Zeki Velidî Togan, Tarihte Usûl, Enderun Kitabevi, (Tarihte Usûl), İstanbul, 1985, s.2.

[23] Togan, (Tarihte Usûl), ss.3-5.

[24] Togan, (Tarihte Usûl), ss.6-8.

[25] Togan, (Tarihte Usûl), ss.19-23, 113-117.

[26] Togan, (Tarihte Usûl), s.17.

[27] Togan, (Tarihte Usûl), s.18.

[28] Kanlıdere, ss.43-44.

[29] Süha Durak, Zeki Velidî Togan’ın İlmi Hayatı, Din ve Tarih Görüşü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Atatürk Üniversitesi, 2016, s.86.

[30] Kanlıdere, s.34.

[31] Kanlıdere, s.35.

[32] Zeki Velidî Togan, “Moğollar, Çingiz ve Türkler”, Bozkurt Dergisi, Sayı: 4, İstanbul, 1941, ss. 1-32.

[33] Yusuf Akçura, “Türk ve Tatar Tarihi”, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017, ss.129-136.

[34] Ayrıntılı bilgi için bkz. Sueda Kapusuz, Zekî Velidî Togan’ın Rusya’da (Şûrâ, Vakit, ve Süyüm Bike’de) Yayınlanan Makaleleri: İnceleme ve Metin, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Marmara Üniversitesi, 2016.

[35] Zeki Velidî Togan, (Umumi Türk Tarihine Giriş), ss.VI-VIII.

[36] Marsil Nurullovic Farhşatov, “İbn Fadlan Seyahatnamesi ve Yankıları”, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017, ss.137-157.

[37] Farhşatov, s.143.

[38] Zeki Velidî Togan, Bugünki Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi, Cilt I: Batı ve Kuzey Türkistan, Enderun Yayınları, İstanbul, (Bugünki Türkili), 1981, s. I.

[39] Serkan Acar, “Bugünkü Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi”, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017, ss.181-199.

[40] Togan, (Bugünki Türkili), ss.592-612.

[41] İlyas Kemaloğlu, “Başkurtların Tarihi”, Zeki Velidî Togan: İlmî Hayatı, Eserleri, Siyasî Faaliyetleri, Hatıralar, (Ed. Serkan Acar), Akçağ Yayınları, Ankara, 2017, ss.239-247.

[42] Yüce, s.262.

[43] Doktora tezi olan İbn Fadlan Seyahâtnamesi’nin Meşhed nüshasına da bu seyahatlari ve araştırmaları sonucu İran’da Meşhed şehrinde rastlamıştır.

[44] Büşra Ersanlı, İktidar ve Tarih: Türkiye’de “Resmi Tarih” Tezinin Oluşumu (1929-1937), İletişim Yayınları, İstanbul, 2003, ss.167-169

[45] Zeki Velidî’nin hayatında pek çok farklı bölgede bulunmuş oldukça farklı insanlarla karşılaşmıştı. Bunlardan birisi de psikoanalizmin kurucusu Sigmund Freud’du. Viyana’da eğitimine devam ettiği sırada alt katında bir enstitü bulunuyordu. Ev sahibi alt kattakilerin daha sessiz yürümesi talebi üzerine onu uyarmıştı. Bu durum karşısında nihayetinde ev sahibi vasıtasıyla Freud, Zeki Velidî’yi enstütüsüne davet eder ve ondan enstitüde hassas aletler olması sebebiyle daha sessiz olmasını söyler. Onunla tanışır ve Freud’un psikoanaliz düşünceleri üzerine sohbet etmişlerdir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Zeki Velidî Togan, (Hâtıralar), ss.21-22.

[46] Ersanlı, ss.169-175.

[47] Özbek Nadir, “Zeki Velidi Togan ve ‘Türk Tarih Tezi'”, Toplumsal Tarih, Cilt: 8, Sayı 45, 1997, s.23.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir