Philipp Mainländer: Felsefesini İntiharıyla Taçlandıran Filozof

Tarih 1 Nisan 1876’yı gösteriyordu. “’Hiç’e yani ölüme ulaşmak için yaratıldığı”nı düşünen bir adam, yıllar boyu üzerinde çalıştığı kitabının yayımlanmış ilk baskılarını alıp evinin yolunu tuttu. Belki ruhuna başarma hissinin huzuru hakimdi. Nitekim çabaları meyvesini vermiş; bir gün evvel kitabının ilk baskısı yapılmıştı. Fakat bu, onun hedefinin sadece yarısını oluşturuyordu. Yapılacak bir iş daha vardı, yarım kalan amacını tamamlamak zorundaydı. Gece yarısı yeni basılan kitaplarının birkaç cildini üst üste koydu, kitaplarının üzerine çıkıp boynuna ilmiği geçirdi ve kendini “hiçlik”in boşluğuna bıraktı.

            Bazıları Batz’ın deli olduğunu düşünüyordu, diğerleri depresyonda olduğunu söylüyordu. Ancak uzun süredir planlanan intiharı aynı zamanda bir hiçliğe dair bir mahkumiyet eylemiydi; hiçliğe ulaşmak, gerçekten de onun felsefesinin nihai iradesi ve vasiyetiydi.  Karamsar bir çağda Batz, karamsarların en radikal olanıydı. Tüm pesimistler gibi o da hayatın acı çekmeye ve yaşamaya değmediğini öğretti. Diğerlerinin pesimist filozofların aksine Batz sadece felsefesini öğretmekle kalmadı, onu yaşadı ve adeta soludu.

Batz’ın o üzücü gecede intihar etmesine zemin hazırlayan kitap, hayatının eseri olan ve ilk cildi 1876’da, ölümünden birkaç gün önce çıkan Die Philosophie der Erlösung’du. İntiharından önceki aylarda Batz, yalnızca 1886’da yayınlanacak ikinci bir ek cilt yazmıştı.

Die Philosophie der Erlösung, kendine özgü bir şaheser idi. Bir epistemoloji, metafizik, estetik, fizik, etik ve politikayı içeren eksiksiz bir dünya görüşünün ifadesiydi. Kitabın tüm bu unsurları onun altında yatan mesajı desteklemekteydi. Bu mesaj hayatın sefaletinden kurtuluşun yalnızca ölümde yattığıydı ve ölüm hiçlik demekti..

Batz’ın çalışmasının temel amacı, Hıristiyanlığın temel seküler veya rasyonel bir temelde açıklamaktı. Ona göre Hristiyanlığın tüm temel hakikatlerinin ezoterik anlamını şuydu; Hayattaki ıstıraptan yalnızca ölüm sayesinde, yani mutlak hiçliğin huzuruna ulaşılması yoluyla kurtulabiliriz. Mesih’in söylemek istediği şey de budur.

Mainlander’e göre “Tanrı ölmüştür”. Tanrı’nın ölümü temasını ilk kullanan isim Philipp Batz, yani Mainlander’dir. Nietzsche bu kavramı sadece popülerleştirmiştir.

Tanrı’nın ölümünün yanı sıra Batz’ın felsefesi, daha güçlü ve şaşırtıcı bir düşünce içerir. Bu onun ölüm arzusuyla ilgilidir. Ona göre tüm varlıkların içsel çabasının, varlığın tüm faaliyetlerinin nihai amacı ölümdür. Batz, bize herkesin özünde, mutlak hiçliğe olan derin özlemlerinin yattığını söyler. Hepimizin içinde kendini koruma içgüdüsü olduğunu kabul eder, ancak derinlemesine düşündüğünde, yaşam arzusunun gerçekten yalnızca ölüm için bir araç olduğu konusunda ısrarcıdır. Ona göre bizler, sadece ölüm uğruna yaşarız.

Philipp Mainlander, sevginin değerini ve servetin eşit dağılımını vaaz eden bir sosyal demokrat ya da komünistti. Sıradan insanın çektiği acılara karşın derin sempatiye sahipti ve düşüncelerinin çoğunu halk ve işçi kitlelerinin yoksulluğuna ilişkin toplumsal sorunlar meşgul etti. Bu bağlamda Philipp Mainlander, ölmeden evvel son notunda “Geriye dönüp baktığımda, ruhumun insanlığın çektiği acılar karşısında paramparça olduğunu gördüm” yazan ve intihar eden Radişçev ile benzer bir hassasiyete sahipti.

 Philosophie der Erlösung’unun başlıca amaçlarından biri, sıradan insanlar için bir kurtuluş mesajı vermekti. Schopenhauer kurtuluşu elit bir azınlığa hitap ederken, Mainländer bunu bütün insanlığa yöneltmişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir