İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Müzelerde Empati Geliştirmek Mümkün Mü?

 

     “Müzeler, geçmiş ve geleceği değerlendirebileceğimiz, bu amaçla diyalog kurmamızı sağlayan, demokratikleştirici, kapsayıcı ve çok sesli alanlardır. Bugünün çatışma ve zorluklarını tanıyıp tanımlayarak, toplum adına korumakla yükümlü oldukları eserleri ve (kültür) örneklerini gelecek nesiller için güvence altına alır, her kesimden insanın (bu) kültürel mirasa erişimi için eşit haklar sağlar. Müzeler kâr amacı gütmez. Katılımcı ve şeffaftırlar; insan onuruna ve sosyal adalete, bütün dünyayı ve insanlığı kapsayan biçimde eşitliğe ve iyiliğe katkıda bulunmak için toplar, muhafaza eder, araştırır, yorumlar, sergiler ve dünyadaki anlayışı bu yönde geliştirmek için çeşitli topluluklarla aktif olarak çalışır.” ICOM’un (Uluslararası Müzeler Konseyi) henüz kabul edilmeyen ancak değerli tartışmalara neden olan 2019 müze tanımında yer alan kavramlar, müzelerde empati geliştirmenin toplumda yaratacağı etkilerle fazlasıyla örtüşüyor. Kutuplaşmanın ve çatışmanın hızla arttığı, insanların seslerinin duyulmadığını düşündükleri bir zamanda, müzelerin insanların hikayelerini duyurarak ve empati geliştirilerek, eşitlikçi ve sağlıklı toplumların oluşmasına katkıda bulunması mümkün. Empati ile insanlar farklı kültürleri, etnik kimlikleri daha iyi anlayıp anlamlandırabilir, böylece önyargılardan ve çatışmalardan uzaklaşabilir.

     Peki müzeler ellerindeki bu güçleri kullanarak nasıl empati geliştirebilir? Elif Gökçiğdem’in müzeler ve müze personelleri için bir kılavuz olmasını amaçladığı “Fostering Empathy Through Museums (Müzeler Yoluyla Empati Geliştirmek)” kitabında, artık empatiye duyulan ihtiyacın artığından ve bu talebin beraberinde onu güvenilir platformlar aracılığıyla geliştirme isteğini de beraberinde getirdiğinden bahsediyor. Gökçiğdem’e göre; Müzeler, toplumsal-kültürel belleği barındıran çok kültürlü kamusal alanlar olarak, gerçek nesneler ve hikayelerle katılımcıların empatiyi keşfetmelerini ve deneyimlemelerini sağlar. Eğitim işlevleri doğrultusunda deneyimsel öğrenmenin gerçekleştirildiği müzelerde, empatiyi de aynı şekilde öğretmek ve geliştirmek mümkündür. Kitapta, on beş farklı müzeden örneklerle müzelerde empati odaklı sergiler ve empati geliştirme uygulamalı projeler de yer almaktadır.  Aynı amaçlarla kurulan Empati Müzesi’ndeki A Mile in My Shoes (Ayakkabımla bir mil) sergisi de kitapta yer alan örneklerden biri.

Empati Müzesi

     Empati Müzesi, kurucusu olan Roman Krznaric’in müzenin küratörüne “İnsanların empatiyi deneyimleyebileceği bir mekan oluşturabilmek için yaratıcı ve deneysel fikirler bulabilir misin?” sorusu üzerine şekillenen bir proje. Krznaric, empati hakkındaki kitabında empatinin deneyimleyerek öğrenebilir bir yeti olduğunu kanıtlayan araştırmalardan bahsediyor. Dolayısıyla Empati Müzesi, insanların empatiyi deneyimleyebilecekleri bir kamusal alan yaratmak, hikâye anlatımı ve diyaloğa odaklanarak empati geliştirmek, empati ile yalnızca kişisel ilişkileri geliştirmeye değil aynı zamanda önyargı, çatışma ve eşitsizlik gibi zorlukların üstesinden gelmeye yardımcı olmak ve insan ilişkileri konusunda global bir devrim yaratmak amaçlarıyla kurulmuştur. Müzenin belli bir yeri yok, sergiler dönemsel olarak farkı ülkeler ve şehirlerde farklı alanlarda kuruluyor.

“Just walk a mile in his moccasins before you abuse, criticise and accuse.”
“Karşındakinin ayakkabısıyla bir mil yürümeden onu eleştirmeye başlama.”
                                                                    MARY T. LATHRAP, JUDGE SOFTLY

     İlk sergisi olan “A Mile in My Shoes (Ayakkabımla bir mil)” sergisi büyük bir ayakkabı kutusu içinde ayakkabı dükkânı biçiminde tasarlanmıştır. Londra Göç Müzesi’yle birlikte göç hikayelerinin konu edildiği, ikincisi İskoçya’da dışlanan grupların hikayelerinin yer aldığı, üçüncüsü ise sağlık hizmetlerinde çalışan kişilerin hikayelerinin bulunduğu sergi olmak üzere belli temalarla üç kez gerçekleştirilmiştir. Üçüncü sergi, sağlık hizmetlerinde çalışan kişilerin hikayelerini karar vericilerin dinlemesi ve onların deneyimlerini yaşayabilmeleri amaçlarıyla Londra Parlamento Binası’nda gerçekleştirilmiş. Sergide katılımcılar, farklı insanların ayakkabılarını giyiyor ve onların kendi seslerinden hayat hikayelerini dinleyerek yürüyorlar. İngilizcede, bizlerin genellikle empati söz konusu olduğunda kullandığımız kendini başkasının yerine koymak veya dünyaya başkalarının gözünden bakmak anlamında kullanılan “if i wear in your shoes” deyimiyle sergi ayrı bir anlam kazanıyor. Sergiye her hafta düzenli olarak yeni hikayeler eklenmeye devam ediyor. Hikayesi olan insanların arasında Suriyeli mülteci, beyin cerrahı, savaş gazisi ve seks işçisi gibi pek çok farklı hikâye bulunuyor. Bu hikayelerin hepsini müzenin internet sitesinden ve youtube kanallarından dinlemeniz mümkün. Sergiyi deneyimleyen katılımcılar, dünyayı hikayelerini dinledikleri kişilerin gözlerinden görebildiklerini ve onları anlayabildiklerini söylüyorlar. Ayrıca sergi sosyal bir mekan da yaratıyor. Katılımcılar yürüyüşlerini yapıp geldikten sonra bazı konular üzerine konuşup, kendi hikayelerini paylaşarak sohbet ediyorlar.

      “A Thousand and One Book (Binbir Kitap)” sergisinde dünyanın farklı yerlerindeki insanlar en sevdikleri kitabı ve neden bu kitabı sevdiklerini anlatan hikayelerini paylaşmışlar. Daha sonra bu kitaplar ismi görülmeyecek şekilde kaplanarak sergiye konuyor ve katılımcılar okudukları hikayelerden birini seçip üzerindeki numaraya göre kitabı raftan alıp okumaya başlıyorlar. Katılımcılardan biri normalde ağır bir klasik olduğunu düşündüğü için hiç alıp okumayacağı bir kitaba, hikâyeyi yazan kişinin açısından bakabildiği için okumaya karar verdiğini söylüyor. Böylece serginin empati geliştirerek önyargıları yıkabildiği görülüyor. Sergideki kitaplara ve katılımcıların hikayelerine müzenin internet sitesinde kitapların hikayelerine erişmek mümkün, eğer kitabı okuduysanız siz de onunla ilgili hikayenizi veya yorumunuzu paylaşabiliyorsunuz.         

“No silence please! This is a human library.”
“Lütfen sessiz olmayın! Burası insan kütüphanesi.”

     Diyalog ve empati yoluyla kişisel ve sosyal değişim yaratmak için tasarlanmış katılımcı bir proje olan “Human Library (İnsan Kütüphanesi)” sergisinde ise katılımcılar, içlerinde satış danışmanı, model, kumaş tüccarı, terzi, şef, kasap, mülteci bir oyun yazarı, göçebe bir yazar, eski mahkumlar, dekoratör, şehir plancısı gibi farklı meslek ve yaş grubundan insanlarla (yaşayan kitaplar) sohbet ediyorlar. İlgili konuda bilgiyi ve deneyimleri direk o insanlardan dinleme şansı elde ediyorlar.

Eğer barış ve hoşgörünün olduğu demokratik bir kültür inşa etmek istiyorsak, dünyayı bizden farklı insanların gözünden görmeyi ve onların bireysel hikayelerini dinlemeyi öğrenmemiz gerekiyor.
                                                                                        Roman Krznaric

     Son olarak sağlık emekçisi, market çalışanı ve cenaze işlerinde çalışanların da bulunduğu otuz dört katılımcının bir obje üzerinden pandemi sırasında yaşadıklarını anlattıkları hikayelerin bulunduğu “From Where I’m Standing (Durduğum Yerden)” dijital sergileri bulunuyor. Serginin fiziki hali ise Brixton Dalberg yolu üzerindeki evlerin önlerinde satılık panoları şeklinde düzenlenmiş ve dönemsel olarak farklı sokaklara taşınıyor. Bu hikayeleri müzenin web sitesinde isteseniz dinleyip, isterseniz okuyabilirsiniz. Eminim sizinle benzer durumları ve duyguları yaşayan bir insanın hikayesiyle karşılaşacak, kendinizi yalnız hissetmeyeceksiniz. Pandeminin en çok etkilediği meslek gruplarının hikayelerini dinleyerek empatiyi deneyimleyebilirsiniz.

      Roman Krznaric’in müzeyle birlikte kurduğu bir online kütüphane de var. Empati Kütüphanesi’nde, empati ile ilgili kitap ve film listeleri bulunuyor. Kitap ve filmlerin birçoğuna siteden erişim sağlanabiliyor ve yorum yapılabiliyor. Ayrıca sizde konuyla ilgili istediğiniz bir kitabı veya filmi kütüphaneye ekleyebiliyorsunuz.

      Sonuç olarak, müzede, farklı toplumsal, sosyal ve etnik gruplardan insanların temsil edilmesi ve bizlerin de hikayelerini rahatlıkla paylaşabileceğimiz alanları oluşturması kapsayıcı ve katılımcı olmasını sağlamış görünüyor. Katılımcıların geri bildirimlerine baktığımızda da Empati Müzesi’nin, gerçek nesneler ve hikayeler aracılığıyla empati geliştirdiğini, böylece önyargıları kırarak toplumda hoşgörü ortamı oluşmasına katkıda bulunabildiğini görüyoruz. Birçok müze de potansiyellerini kullanarak, gerçek nesneler ve hikayelerle empatiyi müze deneyiminin bir parçası haline getirebilir, hoşgörü ortamına katkıda bulunabilir.

     Empati Müzesi’ni keşfetmek ve konuyla ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak için kaynaklara göz atabilirsiniz. Keyifli keşifler!


Kaynaklar

https://www.empathymuseum.com/

https://empathylibrary.com/

https://elifgokcigdem.com/

https://www.romankrznaric.com/empathy-a-handbook-for-revolution

Clare Patey, “Ayakkabımla Bir Mil”, Feminist Pedagoji: Müzeler, Hafıza Mekanları ve Hatırlama Pratikleri (Ed. Meral Akkent ve S. Nehir Doğan), İstos Yayın, İstanbul, 2019.

 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.