İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Osmanlı ve Modern Türk Devleti Arasında Geçiş Dönemi: Meşrutiyet

 

Modernleşme toplumların ekonomik, bilimsel, teknolojik, siyasal ve toplumsal alanlarda refaha en yakın düzeye ulaşabilme amacına yönelik türlü reformların gerçekleşmesine zemin hazırlayan teşebbüsleri ifade eder. Osmanlı Devleti’nde modernleşme hareketinin en önemli basamaklarından bir tanesi Meşrutiyet ve onun getirdikleridir.

Meşrutiyet dönemi ile birlikte gerek idare şekli gerekse diğer yapısal reformlar başta olmak üzere cumhuriyet rejimine belirli bir birikim oluşturan kurumların önemli bir kısmı bu dönemde tesis edildi. 1876 ilkbaharına gelindiğinde, Osmanlı idaresine karşı olan hoşnutsuzluk durumu alternatif iktidar arayışlarını doğurmuştu. İdare içindeki değişikliler istikrar getirmeyince sorunun kendisi olarak görülen Padişah’ın değişmesi gerektiğine karar verildi. Akabinde veliaht Murat ile temas kuruldu ve kendisinden meşruti bir idareye engel olmayacağına dair söz alındıktan sonra Sadrazam Mütercim Rüşdü Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Şeyhülislam Hayrullah Efendi ve Mithat Paşa’nın başını çektiği ‘’erkan-ı hal’’ Sultan Abdülaziz’i tahttan indirdi (30 Mayıs 1876).[1] V. Murat’ın kısa süreli idaresi sonrası Mithat Paşa’nın gölgesi altında tahta geçen II. Abdülhamit, anayasa konusundaki pazarlığa uydu ve başkanlığını Sadrazam Mithat Paşa’nın yaptığı özel bir kurul (Meclis-i Mahsus) oluşturuldu. Kanun-ı Esasi’yi üye sayısı 30’a varan bu kurul hazırladı.[2]  Özel kurul, Kasım 1876’da iki aylık yoğun bir çalışma sonrası görevini tamamlayarak tasarıyı padişaha sundu. Padişahın onayıyla tasarı kanunlaşarak 23 Aralık 1876’da ilan edildi ve yürürlüğe girdi.[3] Abdülhamit rejimi kendisini sınırlayan Mithat Paşa’yı tasfiye etmek istemekteydi. 5 Şubat 1877’de Mithat Paşa makamından azledilerek sürgüne yollandı. [4] 1877 başında yapılan seçimle Meclis-i Umumi ilk kez açıldı ve üç buçuk ay çalışabildi. Ardından yeni bir seçimle ikinci kez açılan Meclis-i Umumi’nin üç ay çalışabildiği görülmektedir. 1878 başında Osmanlı ordusunun Rusya karşısında aldığı ağır yenilgi (93 Harbi), Osmanlı meclisinde çokça eleştirilere neden oldu ve bu eleştiriler karşısında öfkelenen Sultan Abdülhamit, varlığına son vermek istediği Mebuslar Meclisini dağıtarak önde gelen muhalifleri başkentten sürdü. Böylece ilk Türk parlamentosunun varlığı kısa süreli oldu.[5]

Meşrutiyet’in ilk deneyimi bu gelişmeler çerçevesinde idareye kısmi katılım ile mutlak monarşinin zayıflatılmasına yönelik girişimler olarak kabul edilebilir. Çok değerlidir, lakin danışma organı olmanın ötesine maalesef geçemediği görülmektedir. Öyle ki, yasal olarak yaptırım gücünün olmayışı, Sultan Abdülhamit’in anayasayı ilk fırsatta tasfiye edebilmesinin önünü açmıştır.

II.Meşrutiyet’in altyapısını oluşturan sürece bakacak olursak, Sultan Abdülhamit Osmanlı-Rus savaşı ile iç siyasette rafa kaldırdığı anayasa ve meclisi tam 30 yıl boyunca o tozlu raflarda saklı tuttu. İdaresinin ilk 10 yılında da kendisine ve yürüttüğü siyasete yönelik herhangi bir müdahaleyle karşılaşmadı. Lakin Abdülhamit’in ileride kendi sonunu getirecek olan Harbiye ve Mülkiye okullarındaki genç subaylar Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın eserleriyle yetişmekteydi.[6] Yine Abdülhamit istibdadını aydınlar üzerinde yoğunlaştırmaktaydı. Sultan Abdülhamit emrindeki hafiye ekibi, genç kuşaklar üzerinde sürekli bir tehdit unsuru olarak bulunuyor, hareket alanı bırakmayan bu ortamda genç kuşaklar çareyi Avrupa kentlerine gitmekte buluyordu. Bu kentlerden Paris, iyiden iyiye bu kuşağın toplanma merkezi haline geldi. Sultan Abdülhamit, idaresine tehdit olarak gördüğü herkesi sürgün ve hapis yoluyla tasfiye ederken, bir yandan da yanı başında Abdülhamit’in sonunu hazırlayacak olan kuşak arasında örgütlenmeler yaşanıyordu.

1908’e giden süreçte Osmanlı içindeki sivil, bürokrat ve askeri kesimden pek çok kitlenin talebi, Kanuni Esasi’nin tozlu raflardan çıkarılıp tekrar yürürlüğe konulması ve Meclis’in açılması yönündeydi. Bu şekilde siyasi-idari anlamda ülkenin içine düştüğü durumdan çıkış sağlanacaktı. İttihat ve Terakki Cemiyeti uzun yıllar boyunca yürüttüğü bu mücadeleyi kabaca bu iki istek üzerine bağlamakta, buna yönelik olarak devlet içinde sorun yaşanılan tüm yerlere nüfuz etmek yoluyla halkı bilinçlendirme faaliyetleri yürütmekteydi. 1908 öncesi kitlesel ayaklanma, boykot, grev hareketleri her kesimin sorunlarına bağlı olarak farklı cephelerde cereyan ediyordu. Osmanlı Devleti’nde devam eden siyasi mücadele, artık Sultan Abdülhamit’in kontrolünden çıkmış bir vaziyetteydi. II. Meşrutiyet, rejim değişikliği isteyen orta sınıf aydın kesim ve İttihat Terakki Cemiyeti’nin yürüttüğü faaliyetlerin etkisinde kalan asker kesiminin de katıldığı bir hareketti. [7]

1908 Meşrutiyeti, Resneli Niyazi Bey’in ipini çektiği ve kısa sürede Osmanlı Devleti’nin diğer bölgelerine yayılan, ardından Binbaşı Enver Bey tarafından Avrupa basınına duyurulan bir halk hareketi olarak Türk tarihinde çok önemli bir gelişme olarak kaydedildi. Bu hareketin Türk modernleşmesine çok kıymetli katkılar sağladığı söylenmelidir. Meşrutiyet topluma anayasa, seçim, meclis, idarenin tek elden alınıp halkın gözetiminde bir yönetimin tesisine olanak sağlaması gibi demokrasiyi oluşturan yapısı itibariyle ilerlemenin önünü açan kurumları getirdi. İttihatçılar, yaptırım gücü yüksek olan bir konumdaydı. Öyle ki halkın tepkilerini yoğunlaştırdığı Said Paşa hükümeti, İttihatçıların da yönlendirmesiyle 1 Ağustos günü toplu olarak istifa etti ve Said Paşa yeni kabine kurmakla görevlendirildi. Sadrazamlığı kabul eden Paşa, hükümet programını içeren Hatt-ı Humayun’u hazırladı. Hatt-ı Hümayun’da, ırk ve din ayrımı olmaksızın tüm vatandaşların yasalar önünde eşit sayılacağı, yargılanmadan kimsenin cezalandırılmayacağı, yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerin kısıtlamasız olacağı, basın sansürünün kaldırılacağı, toplanma hürriyetinin güvence altına alınacağı gibi çeşitli hak ve özgürlükleri içeren bir paket tasarısı şeklinde açıklandı. [8] 1876 Kanun-u Esasi ve II. Abdülhamit’in atama konusundaki hakimiyeti görüldüğü üzere sona erdi ve İttihat ve Terakki cemiyeti yasalarla da güvence altına aldığı atama yetkisini padişahın elinden çekip aldı. Bu açıdan 1908 Devrimi, I. Meşrutiyet’ten ayrı değerlendirilmeye tabii nitelikler barındırmaktadır. Özellikle getirdiği kurumlar ve çok partili siyasi hayat Türk modernleşmesine en olgun katkıları sağladı. Yine Tarık Zafer Tunaya’nın siyasi laboratuvar olarak tanımladığı II. Meşrutiyetin Osmanlı ve Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu öncesi bir geçiş/ara dönemi olarak durması da bize bu konuda önemli fikirler vermektedir.

1908 Devrimi, yarattığı değerler içinde baktığımızda sıkı sıkıya sarıldığı özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri, cemiyetin faaliyetlerinde rehber edindiği kavramlar olarak ifade edilir. Nitekim söz konusu devrim Osmanlı Devleti’nin tebaasını vatandaşa dönüştürdü. Yine tebaa olan ve ikinci sınıf muamelesi gören halk, eşitlik ilkesiyle her kademede etnik, dini mensubiyeti fark etmeksizin eşit muamele görüyordu. Rejimin de niteliğini değiştiren bu devrim, mutlak monarşiyi bitirerek yerine meşruti monarşiyi tesis etti. İttihat ve Terakki Cemiyetinin 1908 Devrimi ile birlikte, Padişah’ın yetkilerini kısıtlamak üzere yoğun çalışmalarının olduğunu ve Saltanatı sembolik bir kurum haline getirme uğraşı içinde olduklarını görüyoruz.

İkinci Meşrutiyet ile beraber, Osmanlı Devleti’nin özellikle gelişmiş kentlerinde, yoğun biçimde toplumsal ve siyasal bir gelişim yaşandı. Geleneksel iktidar yapısının yıkıldığı bu özgürlük günlerinde her türden dernekler kuruldu, gazeteler çıkarılıp kitaplar yayımlandı.[9] II. Meşrutiyet sonrası grev, boykot eylemlerinde gözle görülür artış gerçekleşti. Toplanma hürriyeti, basın sansürünün kaldırılması gibi özgürlükler, taleplerin her koldan dile getirilmesi olanağını sağladı.[10] Sonuç olarak 1908 yılı, özgürlük ortamının her kesimden insanların yararlandığı ve ilerlemenin önünün açık olduğu bir ortam yarattı. Bu bağlamda yaşanan deneyim Türk modernleşmesine yaptığı katkı dolayısıyla anılmaya değer bir gelişme oldu.

DİPNOTLAR

[1]Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi [TDV], Mithat Paşa, 30. Cilt, 2005,  s. 8, 9.

[2] Tarık Zafer Tunaya, Türkiyede Siyasal Gelişmeler (1876-1938), Birinci Kitap, Kanuni Esasi ve Meşrutiyet Dönemi, 4.baskı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2016, s.6.

[3]Tunaya, s.7

[4]Ernest Edmondson Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilali, çev. Nuran Ülken, Sander Yayınları, İstanbul, 1972, s.25.

[5]Yuriy Aşatoviç Petrosyan, Sosyalist Açıdan Jöntürk Hareketi, çev. Mazlum Beyhan, Ayşe Hacıhasanoğlu, Yordam Kitap, İstanbul, 2015, s.112-113.

[6]Petrosyan, s.183.

[7]Aykut Kansu, 1908 Devrimi, çev. Ayda Erbal,  İletişim Yayınları, İstanbul, 8. baskı, s.95, 96.

[8]Kansu, s.165, 169.

[9]Ülkü İleri, ‘’Tanzimat’tan Cumhuriyet’e İşçi Örgütlenmelerini Hazırlayan Etmenler’’, Emek ve Toplum Dergisi, Cilt:3, Sayı:7, 2014, s.36.

[10]Y. Doğan Çetinkaya, 1908 Osmanlı Boykotu, Bir Toplumsal Hareketin Analizi, 2.baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014, s.45.

KAYNAKÇA

Çetinkaya, Gökhan. Ş. Tufan Buzpınar. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi [TDV], Mithat Paşa, 30. Cilt, 2005.

Çetinkaya, Y. Doğan. 1908 Osmanlı Boykotu, Bir Toplumsal Hareketin Analizi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014.

İleri, Ülkü. ‘’Tanzimat’tan Cumhuriyet’e İşçi Örgütlenmelerini Hazırlayan Etmenler’’, Emek ve Toplum Dergisi, Cilt:3, Sayı:7, ss: 32-59, 2014.

Kansu,  Aykut. 1908 Devrimi, çev. Ayda Erbal, İletişim Yayınları, İstanbul, 8.baskı.

Petrosyan, Yuriy Aşatoviç. Sosyalist Açıdan Jöntürk Hareketi, çev. Mazlum Beyhan, Ayşe Hacıhasanoğlu, Yordam Kitap, İstanbul, 2015.

Ramsaur, Ernest Edmondson. Jön Türkler ve 1908 İhtilali, çev. Nuran Ülken, Sander Yayınları, İstanbul, 1972.

Tunaya,  Tarık Zafer. Türkiyede Siyasal Gelişmeler (1876-1938), Birinci Kitap, Kanuni Esasi ve Meşrutiyet Dönemi, 4.baskı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2016.

Bir yorum

  1. Mustafa Mustafa 26 Ağustos 2021

    Sayın hocam emeğinize sağlık başarılarınızın devamını dileriz yeni yazılarınızı beklemekteyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.