Bırakın Tanrı Yargılasın: İlk ve Orta Çağ Hukukunda Ordeal (Sınama) Uygulaması - NovaSofya

Bırakın Tanrı Yargılasın: İlk ve Orta Çağ Hukukunda Ordeal (Sınama) Uygulaması

VII. yüzyıl Fransa’sında ya da XII. yüzyıl Rusya’sında yaşadığınızı hayal edin. Bir anlaşmazlık sebebiyle mahkemeye çağırıldınız. Elinizde suçluluğunuzu ispat edebileceğiniz herhangi bir kanıt yok. Aynı zamanda sizi dava eden kişinin de bir kanıtı bulunmuyor. Ortada sizi suçlayan yalnızca iddialar var. Adli görevliler bu uzlaşmazlığı çözebilmek adına elinizi kaynar suya sokuyorlar. Belirtilen süre sonunda acı içerisinde elinizi sudan çekiyorsunuz. Eğer haşlanmış ve yara olmuş ise siz suçlusunuz, tam tersine, eliniz sağlıklı görünüyorsa mahkemede kazanan taraf sizsiniz. Evet, Orta çağ hukukunun oldukça tuhaf yöntemlerinden biri: Ordeal.

Ordeal Nedir ve Ne Zaman Ortaya Çıkmıştır?

İngilizcede “ordeal”, Fransızcada “ordalie” olarak bilinen ve Türkçe’ye “ordali” olarak geçen bu kavram, en genel anlamda eski toplumlarda bir tür suçlu bulma yöntemidir. Temel mantığı, kanıtın ya da şahitlerin bulunmadığı durumlarda; Tanrı’nın takdirine başvurmaktır. Keza Orta Çağ Avrupası’nda bu uygulama Iudicium Dei, yani “Tanrı Yargısı” olarak adlandırılmıştır. Fakat bilinen en eski ordali uygulaması, semavi dinlerin oluşumundan evveline dayanmaktadır.

Ordali ya da sınama uygulaması, hukukun tarihi kadar eski bir uygulamadır. İlk örneği Sümer devri kanunnamelerinde görülmektedir. İnsanlık tarihinde elimizdeki ilk yazılı hukuk kodu olan Ur-Nammu Mecellesi’nde (M.Ö. 2100’ler), çözülemeyen ihtilaf durumunda nehir sınaması uygulamasına başvurulduğu görülür. Bu mecelleye göre zina, büyücülük, iftira gibi durumlarda davacı ve yahut davalı nehire atılır; eğer nehirden boğulmadan çıkabilirse suçsuz sayılır. Ur-Nammu Mecellesi’nde ordali ile ilgili maddeler şöyledir:


“Bir adam bir adamı büyücülükle ithâm ederse nehir tanrısının adaletine götürülür. Eğer nehir tanrısı temize çıkarırsa, o zaman onu itham eden kişi üç şekel gümüş öder”
“Bir adam bir başkasının eşini kucakta yatmakla (zina) itham ederse, kadın nehre atılır. Nehir tanrısı temize çıkarırsa, onu itham eden kişi 1/3 gümüş mana öder”

“Bir kimse, bir adam hakkında bir suçlamada bulunur ve suçlanan kişi ırmağa gidip ırmağın üzerinden atlar da batarsa, suçlayan kişi onun evine sâhip olur. Ama ırmak suçlanan kişinin suçlu olmadığını kanıtlar ve o kişi canı yanmadan kurtulursa o zaman onu suçlayan kişi ölümle cezalandırılır ve ırmağa atlayan kişi kendisini suçlayan kişinin evine sahip olur”

Ur-Nammu Mecellesi’nde görülen bu uygulama, Hammurabi Kanunnamesi’nde de görülmektedir. Fakat ikisi arasındaki temel fark, Ur-Nammu Mecellesi’ndeki ordali hükümlerinin Hammurabi Kanunnamesi’nden daha hafif olduğudur. Keza Hammurabi Kanunnamesi’ne göre, davalı nehir sınamasından sağ çıkar ise, onu suçlayan davacı öldürülür.

Hammurabi Kanunnamesi’nde de zina iftirası ve büyücülük gibi ithamlarda nehir vasıtasıyla sınama uygulaması görülmektedir. Yine ilerleyen dönemlerde, Assur hukukunda da bu uygulamaya yer verilmiştir. Assur hukukuna göre evli bir kadına zina eden kimse, bu iddiasını şahitlerle ispat edemezse, elleri bağlı bir şekilde nehre atılır. Burada hakemlik yapan, yine nehrin kendisidir. İftira eden adam nehirden sağ çıkarsa, suçsuzdur.

Sümer, Babil, Assur hukuklarında ordali, sınama uygulamasına rastlanılsa da Hitit hukukunda bu tür bir yargılama yöntemi bulunmamaktadır. Nitekim Hitit hukukunun muadillerinden ve seleflerinden daha ilerici bir anlayışa sahip olduğu bilinmektedir.

Ordali uygulamasının erken dönemlerdeki en kapsamlı hali Hint Hukuku’nda görülmektedir. Babil ve Assur hukukundan ziyade buradaki uygulamaların daha ayrıntılı ve çeşitli olduğu bilinmektedir. Nehire atıp su ile sınama uygulamasının yanı sıra, kızgın demir, zehirli ot, kaynar yağ ve zehirli yılan vasıtalarıyla sınama şekilleri de karşımıza çıkmaktadır.  İşlenilen suçun türüne göre sınama şekli de değişmektedir. Örneğin bazı durumlarda zanlının kızgın demiri tutması istenir. Eğer eli yanarsa suçlu, yanmazsa suçsuzluğu ortaya çıkar. Yahut zehirli ot yedirtilen zanlı ölür ise suçlu, ölmezse suçsuz sayılmaktadır. Bir diğer uygulama, sanığın sığır pisliğiyle karıştırılmış kaynar yağın içerisine kolunu sokmasıdır. Burada kolu haşlanırsa suçlu sayılmaktadır. Zehirli yılan mevzusunda ise, içine bir yüzük ya da para konulmuş bir sepete zehirli bir yılan koyulur. Gözleri bağlı olan sanık, sepetten bu yüzüğü ya da parayı almaya çalışır. Eğer yılan tarafından ısırılmadan alabilirse suçsuzluğu ispat edilmiş olur.

Dini normların hukuk ile iç içe geçtiği Orta Çağ’da da bir sanığın suçlu olup olmadığı, ateş, su demir gibi unsurlarla sınanarak ortaya çıkarılırdı. Örneğin sanık ateşte yanmaz ya da suda boğulmaz ise suçsuz sayılmaktaydı. Öte yandan Orta çağ hukukunda ordali uygulamasının bir çok türü bulunmaktaydı.

Ordali uygulamasının Avrupa’daki ilk örnekleri MS 500’lü yıllarda belirdi. Uygulamaya dair ilk bahis, 510 tarihli Salic Yasasında yer aldı. Genellikle bu yasaya göre ordali, kaynar su vasıtasıyla uygulanırdı. Ekseriyetle özgür insanlara uygulansa da bazı istisnai durumlarda köleler de nasibini alabilirdi. Sanık, kaynayan bir suya elini sokup, suyun dibindeki taş ya da diğer bir nesneyi almalıydı. Bu işlem neticesinde elin haşlanmasından kaynaklanan yara temiz ise bu durum sanığın suçsuzluğu anlamına geliyordu. Öte yandan eldeki yanıklar fazla ve kirli ise sanık suçlu bulunurdu.

Yine İrlanda hukukunda da ordali uygulaması görülmekteydi. Fakat İrlanda’da bu uygulama farklı bir şekilde icra edilmişti. Zanlı, kızgın bir demiri diline bastırır, dili yanmış bir şekilde görünürse suçlu sayılırdı. Demir yoluyla sınama, Avrupa’dan ziyade Rusya’da da yaygındı. Rusların ilk hukuk metni olan Russkaya Pravda’da şahitin bulunmadığı durumda sanığın kızgın demirle sınanacağı belirtilmişti. Fakat Rusya’da bu uygulama İrlanda’daki gibi kızgın demiri diline bastırma yoluyla değil, elinde tutması şeklinde icra edilirdi.

Tüm bu örneklerin temelinde, adaleti Tanrı’nın sağlayacağına duyulan inanç yatmaktaydı. Bu inanç, yargıçları, hukukun çözemediği durumlarda davayı ilahi bir gücün takdirine bırakıyordu. Hatta Tanrı’ya, Tanrı yargısına duyulan bu inancın neticesi, X. yüzyıldan itibaren adli düelloların yaygınlaşması oldu. Ordali, yani sınama uygulamasının yerini; hukukçuların gözetiminde gerçekleştirilen düellolar almaya başlamıştı.

Bir yanıt yazın