İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cumhuriyet’in Devraldığı Ekonomik Miras

Tek parti döneminde uygulanan ekonomik politikaların anlaşılabilmesi için Osmanlı Devleti’nden yeni kurulan Cumhuriyete kalan mirası ve içinde bulunulan ekonomik durumu bilmek önem taşımaktadır.

Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne zengin bir ekonomik miras kalmadığını ifade etmek gerekir. Osmanlı Devleti 18. ve 19. yüzyıllarda Batı’da meydana gelen sanayi devriminin dışında kaldığı için tarıma dayalı ekonomisini sürdürmekteydi. Nüfusun beşte dördü tarımla uğraşmakta, fakat ekonominin temelini oluşturan tarımsal üretim, 1920’lerin başında hala tarih öncesinden kalma yöntemlerle insan ve hayvan gücüne dayalı olarak çok ilkel yöntemlerle gerçekleştirilmekteydi. Buna ek olarak yeterli insan, hayvan ve araç bulunmuyordu. Osmanlı Devleti’nin 1913 yılından sonraki on yılda sürekli savaş içinde bulunması ve etnik yapısındaki değişim nüfusta ciddi azalmaya sebep olduğu için bağlantılı olarak 1913 ve 1922 yılları arasında tarımsal üretim düştü. Ayrıca Anadolu toprakları İtalyan, Fransız, Yunan istilaları ve Kurtuluş Savaşı sonucunda büyük hasar görmüş, Lozan Antlaşması sonrasında Yunanistan ile Türkiye arasında yapılan nüfus mübadelesi ile ticaret, sanayi ve birçok el sanatı zarar gördü. Türkiye’yi 1926 yılına kadar terk eden tüccar, esnaf ve zanaatkarlardan oluşan 1.3 milyon Yunan’a karşılık gelen Türklerin 400 bini çiftçilik yapıyordu. Bunların yanında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda sahip olunan altyapı sermayesi fakirdi. Üretilen tarımsal ürünleri pazarlara ulaştıracak iletişim kanalları mevcut değildi. Tren yolları azdı, olanlar da kara yolları gibi kötü durumdaydı. Limanlar arasındaki deniz taşımacılığı, okul ve hastane gibi tesisler az, enerji kullanımı ve kaynaklarının niteliği çok yetersizdi. İç ve dış ticaretin neredeyse tamamı azınlıkların elinde bulunuyordu, sanayi üretimi ise el sanatlarından öteye geçemez durumdaydı.

 Dış borçlanmalar, Düyunu Umumiye İdaresi’nin kurulması, verilen sürekli imtiyazlar sonucu ülkeye giren yabancı sermaye yatırımları, giderek ağırlaşan kapitülasyonlar neticesinde ülke önce ekonomik sonra askeri ve siyasi olarak emperyalizmin denetimine girdi. Bu yarı sömürgeleşmiş toplum yapısında dünya ekonomisi içinde hammadde ihraç eden ve sanayi ürünlerini ithal eden bir yapı söz konusuydu. 19. yüzyılın ilk on yılından itibaren devam eden süreçle beraber Avrupa’dan ithal edilen sanayi ürünleri Osmanlı Devleti’nin iç yapısına hakim duruma geldi. Bununla birlikte ithal malların karşısında Osmanlı Devleti’nin zanaata dayalı yerli üretimi çökme noktasındaydı. Osmanlı ekonomisinin dışa açılması ve Avrupa sermayesinin denetimi altına girmesinde belli başlı dönüm noktalarını belirtirsek; 1838 yılında İngiltere ile imzalanan Baltalimanı Ticaret Antlaşması ile gümrük vergileri aşağılara çekildi ve dış ticaret politikası bağımsızlığını kaybetti. Öte yandan 1854 yılında Kırım Savaşı ile birlikte başlayan dış borçlanma süreci ve 1850’lerde demiryolları yapımı hususunda yabancı sermayeye verilen imtiyazlar bu dönüm noktalarını teşkil eder.

Osmanlı Devleti 1854 yılından itibaren almaya başladığı dış borçları ödenemeyecek duruma gelince borçlara karşılık gösterilen vergi gelirlerini toplayıp alacaklılara dağıtmak maksadıyla 1881 yılında İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya, İtalya gibi ülkelerin temsil edildiği Düyunu Umumiye İdaresi kuruldu ve devletin en önemli gelir kaynakları yabancıların yönetimine geçti. Böylelikle ekonomik bir esaret altına girildi.

Devralınan miras içinde sanayinin durumuna baktığımızda verilen kapitülasyonlar neticesinde Osmanlı zanaatı çökmüştü. 1923 yılının rakamlarına göre imalathane niteliğinde olan 386 işyeri, 20.000 sanayi işçisi bulunuyordu. El tezgahı yabancı ülkelerden gelen mallar ile yarışamıyordu. Bunun yanında tarımsal üretim de iyice düştüğü için bazı ürünleri dışarıdan alma zorunluluğu ortaya çıktı. Elektrik, ulaştırma şirketleri, İstanbul ve rıhtım işletmeleri yabancı şirketlerin elinde bulunuyordu. Tüm bunların üstüne de yeni kurulan Cumhuriyet, kalan 86 milyon liralık dış borcu da devraldı. 1930’larda ödenmesine başlanan borçlar ancak 1954’te kapatılabildi.

  Yeni kurulan Cumhuriyet’e kalan miras büyük ölçüde tarıma dayalıydı ve dışa açıktı. Bu özellikleri pek çok az gelişmiş ülkede görmek mümkündür. Osmanlı Devleti’ni diğer az gelişmiş ülkelerden ayıran belki de en önemli nokta, güçlü merkezi yapının siyasi otoritesini zaman içerisinde kaybetmesi ve ülke genelinde küçük çaplı üretimin ağır basmasıdır.

Tüm bunlardan hareket ile Atatürk’ün yeni kurulan Cumhuriyet’te uyguladığı ekonomik politikaların bu problemlere karşı mücadele edebilme çerçevesinde şekillendiğini söylemek mümkündür.

Atatürk’ün ekonomi politikası, ülkeyi çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırma hedefine yöneliktir. Zor koşullar altında uygulamaya koyduğu ekonomi politikaları sayesinde hızlı bir kalkınma gerçekleştiği görülmektedir. Bu başarının temelinde ekonomik kalkınmanın ulusal politika olarak benimsenmesi ve halka dönük olarak uygulanması vardır. Nitekim Cumhuriyet’i Osmanlı’dan ayıran en önemli nokta da budur. Ülke nüfusunun beş kat artmasına karşılık okuryazar nüfus 53, işgücü 52 ve gelir düzeyinin de 62 kat arttığı görülür. Uygulanan bu Kemalist kalkınma modeli verilen siyasal bağımsızlık mücadelesinde de olduğu gibi ezilen uluslara ilham olacak nitelikteydi.

Yeni kurulan Cumhuriyetin belirlediği iktisadi kalkınma modeli İzmir İktisat Kongresi ile Atatürk’ün söylev ve davranışlarında şekillendi. Atatürk, Osmanlı Devleti’nin çöküş sebeplerini çok iyi analiz ederek siyasi bağımsızlığın ancak ekonomik bağımsızlıkla sağlanabileceği kanısındaydı. İzmit’te İstanbul gazetecilerine toplanacak olan İzmir İktisat Kongresi’nin haberini verirken; “Yeni Türkiye devleti temellerini süngü ile değil, süngünün de dayandığı iktisat ile kuracaktır. Yeni Türkiye devleti dünyayı alan bir devlet olmayacaktır. Ama, yeni Türkiye devleti bir iktisat devleti olacaktır.’’ ifadelerini kullanması Atatürk’ün ekonomik kalkınmaya verdiği önemi ve geleneksel toplumdan modern topluma geçiş arzusunu gözler önüne sermektedir.

Atatürk döneminde ülke ekonomisinde iki farklı ekonomi politikası izlenilmiştir. 1929 Dünya Ekonomik Krizi’ne kadar olan dönemde, Lozan Barış Antlaşması’na ek olarak imzalanan Ticaret Sözleşmesi ile getirilen geçici sınırlamalar beş yıl daha gümrük tarifesinin aktif bir politika aracı olarak kullanılmasını engelledi. Sınırlamalar 1928 yılında kaldırılana dek ülkeye giren yabancı sermaye aynı düzeni sürdürebildi. Bu bağlamda ekonomi politikasında liberal yaklaşım benimsenirken, 1929 sonrası dünya konjonktüründe yaşanan gelişmeler neticesinde devletçi bir politika uygulanmıştır.

1923-1938 yılları arasında uygulanan Kemalist Ekonomik Kalkınma Modelinin amaçları en belirgin şekilde Atatürk’ün ekonomik sorunlara ve ekonomik kalkınmanın amaçlarına önemle yer verdiği T.B.M.M açılış konuşmaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu amaçlar şu şekilde özetlenebilmektedir:

a. Tam çalışma,
b. Hızlı ve dengeli sermaye birikimi,
c. Dış ödemeler ve dış ticaret dengesinin sağlanması,
d. Dengeli gelir dağılımı,
e. Enflasyonsuz hızlı kalkınma,
f. Bölgeler arası dengeli kalkınma,
g. Özel girişimin geliştirilmesi,
h. Yabancı sermaye ile işbirliği.

Atatürk’ün uyguladığı ekonomik kalkınma modelinin başarıya ulaşabilmesi için; dengeli, hızlı ve planlı bir ekonomik modelin uygulanması gerekmekteydi. Bunun için de özel girişim işletmeleri ile devlet işletme faaliyetlerinin tümünün eş zamanlı kalkınma sağlaması gerekiyordu. Bu hedefi sağlayacak dengelerin birbirleriyle aynı düzlemde kesişmesi sağlandı. Savaş yıllarından beri süregelen bütçe açıkları ve yüksek enflasyonlarla geçen dönemden sonra “denk bütçe” ilkesi sağlam ekonominin temel taşı oldu. Bu durum aynı zamanda enflasyonun da önüne geçen önemli bir faktördür. Öte yandan en çok çekinilen noktalardan birisi de paranın değerinin düşmesidir, dolayısıyla para politikası daima sağlam ve istikrarlı olmalıdır. Vergi politikasına baktığımızda ise vergilerin artış oranı halkın gelir düzeyi ile orantılı bir şekilde gerçekleştirilmelidir. Yatırım politikasının temelinde ise ‘’ılımlı devletçilik’’ ilkesi ile devlet, özel sektör işletmelerinde denetleyici, yönlendirici ve özendirici bir role sahiptir. Buna ek olarak, halkın ve girişimcilerin yapamadıkları, işletmeyi yönetemedikleri sektörlerde devlet öncülük işlevi üstlenerek doğrudan yatırım yapar ve kurulan işletmeyi doğrudan yönetir.


Sonuç olarak, 1923’lerin yeni kurulan Cumhuriyet’inde Osmanlı Devleti’nden devralınan mirasın yetersizliklerine rağmen hızlı bir şekilde kalkınma çabası içine girilerek ekonomik çözümler üretildi. Ekonomik yapı ve kurumlar oluşturulmaya çalışıldı. 1929 yılında yaşanan Dünya Ekonomik Bunalımı’nın etkisiyle özel kesim beklenen ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmekte yetersiz kalınca ek olarak Osmanlı Devleti’nden kalan borçların da ödenmesinin getirdiği büyük yük devletin müdahaleci bir yapıya geçmesine neden olarak devletçi bir politika izlenmesine yol açtı. Atatürk’ün devletçilik modeli, özel kesime öncülük yaparak ülkeyi ekonomik açıdan refaha kavuşturma amacı taşımaktadır. Denk bütçe politikası, altın kural ve Türk Lirası’nın değerinin korunması ile uluslararası alanda Türk ekonomisinin saygınlık kazanması sağlandı. Çağdaşlaşmayı zorunlu olarak gören Atatürk, ülkedeki kalkınma hamlelerini akıl ve bilime dayanarak gerçekleştirerek dünyada ezilen tüm milletlere bir örnek teşkil etti.

KAYNAKÇA

AKTAN, Okan H. ‘’Atatürk’ün Ekonomi Politikası: Ulusal Bağımsızlık ve Ekonomik Bağımsızlık’’, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 15, Cumhuriyetimizin 75. Yılı Özel Sayısı, 1998.
AVCIOĞLU, Doğan. Türkiye’nin Düzeni Cilt 1, Tekin Yayınları, İstanbul, 1996.
AYSAN, Mustafa Aydın. ‘’Atatürk’ün Ekonomik Görüşü: Devletçilik’’, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 6, 1986.
BORATAV, Korkut. Türkiye İktisat Tarihi (1908-2002), İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2005.
CEM, İsmail. Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi, Can Sanat Yayınları, İstanbul, 1997.
KAYA GÖZE, Dilek. Ayşe Durgun, ‘’1923-1938 Dönemi Atatürk’ün Maliye Politikaları: Bütçe ve Vergi Uygulamaları’’, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 19, 2009.
KURUÇ, Bilsay. Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi, Bilgi Yayınları, Ankara, 1982.
ÖZERDİM, Sami N. Atatürkçü’nün El Kitabı, Atatürkçü Düşünce Derneği Yayını, Ankara, 2014.
PAMUK, Şevket. Osmanlı-Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914), İletişim Yayınları, İstanbul, 2005.
TEZEL, Yahya Sezai. Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi (1923-1950), Yurt Yayınları, Ankara, 1982.
TOYNBEE, Arnold J. Türkiye III (Bir Devletin Yeniden Doğuşu), çev. Kasım Yargıcı, Cumhuriyet, İstanbul, 2000.
ULUSOY, İzzettin. ’’Atatürk Dönemi İktisadi Kalkınma Modeli (1923-1938) ’’, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 2, 2017.
UYAR, Hakkı. ‘’Utangaç Modernleşmeden Köktenci Modernleşmeye: Osmanlı Modernleşmesi ile Kemalist Modernleşme Üzerine Bir Karşılaştırma Denemesi’’, Türkiye Cumhuriyeti’nin 90. Yılına Armağan, Adnan Menderes Üniversitesi Yay., Aydın, 2014.
YENAL, Oktay. Cumhuriyet’in İktisat Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2010.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.