İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türk Dilinin Yeri ve Altay Dilleri Teorisi

Diller, benzerliklerine ve farklılıklarına göre daha iyi incelemeler yapabilmek adına sınıflandırılırlar. Bu sınıflandırma dil ailelerini oluşturur. Türk dili ise genel olarak Ural- Altay dil ailesinin Altay kolunda kabul edilir. Bu görüşü kabul etmeyen bilim insanları da mevcuttur. Bir dili incelememizde bize yol gösteren materyaller yazılı metinlerdir. Türk dilinin en eski yazılı metni Çoyren (688-692) yazıtıdır. Yani Türk dilinin ilk yazıtı kaynağı VII. yy’da yazılmıştır. Bu yazıtta 6 satırlık bir yazı mevcuttur, yazıt her ne kadar dilimizin en eski örneği olsa da Köktür yazıtları dilimizin VIII. yy’da yazılan en önemli ilk yazılı kaynaklarıdır. Köktürk yazıtlarını incelediğimizde buradaki dilin gelişmiş, gramer kuralları olan bir dil olduğunu görüyoruz. Bu da bizi “öncesi” de vardı düşüncesine itiyor. Bir dil kuralları ile doğmaz bu zamanla oluşur. Yeni kanıtlar bulana kadar şimdilik ilk yazılı kaynaklarımız Köktürk yazıtlarıdır.

        Türk dilinin yazı öncesi dönemi karanlık dönemdir. Bu dönemle ilgili çeşitli görüşler mevcuttur. Karamanlıoğlu, komşu yabancı kaynaklardaki bilgiler, çoğu şekil değiştirerek geçen Türkçe kelime, özel ad ve cümleciklerle Türk dilinin daha eskiye gittiğini bildiğimizi belirtir (2007: 7).  Ahmet Caferoğlu Türk dilinin bu dönemlerini:

  1. Altay devri (Türk-Moğol dil birliği)
  2. En Eski Türkçe devri (Proto Türk dil birliği)
  3. İlk Türkçe devri
  4. Eski Türkçe devri (Köktürk, Uygur)
  5. Orta Türkçe devri
  6. Yeni Türkçe devri
  7. Modern Türkçe devri

şeklinde 7 başlık altında verir, A. Karamanlıoğlu ve Ali Akar da karanlık devri bu şekilde inceler. (2015: 39; 2007: 8-9; 2018: 61).

       Altay devri, Altay Dilleri Teorisine dayanır. Bu teoride Türk, Moğol, Tunguz, Japon dillerinin ortak bir ana dilden meydana geldiği ve ortaya çıktığı düşünülür. Son zamanlarda Kore dili de buraya dâhil edilmiştir. Farazi ve karanlık bir dönemdir. “Altay dil ailelerini kabul etmeyenler için böyle bir şey yoktur. Onun yerine ancak Ana Türkçe düşünülebilir.” (Karamanlıoğlu 2007: 9).

         Altay Dilleri teorisi oluşmadan önce Ural-Altay Dil Birliği kabul edilirdi. M.A. Castrén, bu birliği Ural ve Altay olarak ayırmıştır. “Ural-Altay dilleri ailesini, ilk defa olarak beş muayyen dil grubuna ayıran Castrén bu alandaki fantastik araştırmalara son vermiş ve Türk dilinin mensup olduğu dil manzumesini makul bir şekilde tespite muvaffak olmuştur.” (Caferoğlu 2015: 15). Castrén’den sonra bu dilleri Wilhelm Schott, fonetik ve morfolojik olarak karşılaştırmalı yöntemle inceledi. Bu inceleme sonucunda Schott, Çuvaşça /r/ ve /l/’nin Türk dillerinde /z/ ve /ş/ şeklin geldiğini buldu.  “Diller arasındaki akrabalığın ispatı için:

  1. Ses denkliği,
  2. Şekil denkliği,
  3. Temel kelimelerin ortaklığı,
  4. Cümle bilgisi bakımından ortak bir kaynağa giden benzerliklerin olması lazımdı.” (Akar 2018: 28).

          Martias Castrén, ilk ayrımı yapsa da teorinin asıl kurucusu G. John Ramstedt’dir. “Türkçe-Moğol arasındaki denkleri çalışmaları 1903’te onunla başlar.” (Ercilasun 2005: 19).  Ramstedt, Moğolca ve Türkçe arasındaki ses denkliklerini buldu. Buna göre Türkçe /z/ Moğolca /r/, Türkçe /ş/ Moğolca /l/’ye denk idi. “Ramstedt’e göre Ana Altay dilinin dört diyalekti vardı. Ana Kore dili, Ana Türk dili, Ana Moğol dili ve Ana Mançu-Tunguz dili.” (Tekin 2013: 71). Ramstedt’ten sonra Macar bilgini Gombocz; Moğol, Çuvaş, Mançu-Tunguz ve Türk dilleri arasındaki r=z ve l=ş ses denkliklerini Moğolca d-, n- = Türkçe y-denkliklerine ayırır. “Gombocz, Ramstedt’in eserlerini devam ettirmekle beraber Türkçe /z/ ve /ş/’nin Çuvaşça ve Moğolca /r/ ve /l/’den daha eski olduğuna inandığı için Ramstedt’ten ayrılır.” (Takin 2013: 72).

Ramstedt’in şeması:

N. Poppe’nin şeması

Altay Dil Teorisi üzerine çalışma yapan pek çok dil bilimci vardır. Bu alandaki en önemli diğer iki isim ise Nicholas Poppe ve Pentti Aalto’dur.  “N. Poppe Moğolca ile Mançu- Tunguzca arasındaki akrabalığın öteki dallar arasındaki yakınlıktan daha fazla dil verirli ile desteklendiğini, diğer taraftan Türkçe ile Moğol-Mançu-Tunguzca arasındaki benzerliklerin Koreceden daha fazla olduğunu ileri sürmüştür.” (Akar 2018: 32).

  1. Poppe’nin şeması:

N. Poppe’nin şeması:

         Altay Dil Teorisinin temelini, ses denklikleri oluşturur. Fakat bu ses denkliklerini de kabul etmeyen filologlar mevcuttur. Teoriyi destekleyenler arasında bu isimlerden başka Miller, Pritsak, Menges, N. A. Bakakov, T. Tekin, O. Nedim Tuna[1], A. Temir, T. Gülensoy ve O. F. Sertkaya örnek verilebilir.

        Teorinin karşıtlarının başında ise ilk etimolojik sözlüğümüzü hazırlayan Sir Gerard Clauson, J. Benzing, G. Doerfer, A. Róna-Tas, A. M. Şçerbak, Ligeti gibi isimler vardır. “Clauson’a göre Altay dillerinde ortak bir söz hazinesi yoktur; örnekle sayılarda ve “söylemek, almak, vermek, gitmek, at, iyi, kötü” vb. gibi esas fiil nesne ve kavramları karşılayan kelimelerde bir lik ve aynılık bulunmamaktadır.” (Tekin 2013: 78).

       Alman bilgin Doerfer de bu teoriye şiddetle karşı çıkar. Doerfer bu konuda “Temel Sözcükler” üzerinde durur. “Temel Sözcükler ve Altay Dilleri Sorunu”[2] adı esrinde görüşlerini bildirir.  Doerfer’e göre Moğolca ile Türkçedeki ortak kelimeler ödünçleme ürünüdür. “Bu iki ilden Türkçe ödünç veren, Moğolca da ödünç alan dildir.” (Tekin 2018: 78). Bu noktada ise Talat Tekin, Doerfer’in itirazlarında tasarladığı Ana Türkçe şekillerinin birçok halde Klasik Moğolcadaki şekillerle aynı olmasının dikkat çekici olduğunu belirtir (2018: 78).

         Karamanlıoğlu, önceleri Fin-Tatar, Türk-Tatar, Turanî gibi isimlerle de adlandırılmış Altay dillerinin kelime benzerliklerinden başka fonetik bakımdan bu dillerde ses uyumu olduğunu, morfolojik olarak kelime yapımı ve çekiminin son eklerle oluşturulduğunu, kelimelerde cinsiyet ayrımı yapılmadığını, isim çekiminde nominatif halin (yalın hal) ksiz yapıldığını, genellikle sayı sıfatlarından sonra gelen isimler, özel durumlar dışında çokluk eki getirilmediğini, sentaks bakımından tamlayanın tamlanandan önce geldiğini ve şekil değiştirmediğini, cümle kuruluşunda öznenin fiilden önce ve genellikle başta yüklemin ise sonra bulunduğunu belirtir (2007: 4).

        Altay dillerinin akrabalığı kesin değildir. Bu nedenle hala bir teoridir. Tekin, akrabalık kesin olmasa bile karşıt görüş sahip olanların hiçbirinin de şimdiye kadar bir dilcinin kabul edebileceği deliller göstererek bu teoriyi çürütemediğini belirtir. (2013: 80).

        Ali Akar da “Altay dilleri kuramı henüz ispatlanmamış olmamasına rağmen, bilimsel çalışmalarda sınıflandırma yapmak için Türk dilini, dünya dil aileleri içerisinde Altay dilleri grubunda ele alarak incelemek gerekir” ifadelerine yer verir (2018: 13).

“Söz dizimi bakımından da Altay dilleri arasında pek çok ortaklıklar vardır. Konuyu en iyi şekilde Tuna özetlemiştir:

”      Ana Altaycada en küçük fiil cümlesi çekimli bir fiildir. Bu, emir cümlesinde sadece (ekli) fiil kök veya tabanından ibarettir. Cümlede öznenin yeri fiilden, belirtenin yeri belirtilenden, ikinci dereceden olan üyelerin yeri birincilerden önce gelir. Fiil, sonda yer alır. Tamlamalarla isim cümleleri arasındaki fark üyelerin sırasına dayanır ve bir cümle meydana getirir (declarative sentence). Böyle bir cümlede koşaç kullanılması mecburiyeti yoktur. İsim ve sıfat arasında kesin bir sınır yoktur. Bu daha çok, bir sıra meselesidir. Ana Altaycada cins (gender) farkı belirtilmez. Bu bakımdan cümlelerde cins farkı dolayısı ile değişiklik de yapılmaz. Tamlamalarda yalnız tamlanan çokluk eki alabilir. Bunlarda çokluk-teklik dengelemesi yapılmaz. Cümleler, içindeki üyelerin ilgisi bakımından, gelişmekte olan fikirlerin akla geliş sırasına göre ifadesi değil (cursive), tamamlanmış bir fikrin düzenli bir hierarchy halinde (complexive) sunuluşudur. Bunlardan birinci tip, bir tesbih dizisine, ikinci tip, küçükleri daha büyüklerinin içine yerleştirilmiş, birçok kuruyu içine alan büyük bir kutuya benzetilebilir. Birincisinde, eskileri çıkarmadan tesbihe yeni taneler eklenebilir. İkincisinde ise, büyük kutuyu daha büyüğü ile değiştirmek ve ilâve edilen kutuyu veya kutuları yeniden ve iç-içe koyup en büyük kutuya doldurmak gerekir. Ana Altaycada ön takı (preposition) yoktur. Buna karşı son takılar (postposition) zengindir. Bununla birlikte, olumsuz emir kipleri için Çuvaşçada, Moğol ve Tunguz dillerinde ‘olumsuzluk fiillerinden ayrı olarak bazı ‘particle’lerin kullanıldığı hatırlanmalıdır. Bunlar, eski bir düzenin izleri olabileceği gibi, Altay Dili dışında başka bir kaynaktan da gelmiş bulunabilir” (Ercilasun 2005: 26-27).

Kaynakça:

Akar, A. (2018). Türk Dili Tarihi. İstanbul: Ötüken.

Caferoğlu, A. (2015). Türk Dili Tarihi. Ankara: Altınordu.

Ercilasun, A. B. (2005). Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi. Ankara: Akçağ.

Karamanlıoğlu, A. F. (2007). Türk Dili. İstanbul: Beşir

Tekin, T. (2013). Makaleler I-Altayistik. Ankara: Türk Dil Kurumu

 DİPNOTLAR

[1] Ayrıntılı bilgi için bkz. Osman Nedim Tuna, Altay Dilleri Teorisi.

[2] Gerard Doerfer, Temel Sözcükler ve Altay Dilleri Sorunu. Belleten. 1980-1981.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.