Yazar: Ceren EREN

 

                         

  HELEN TOPLUMUNDA SOSYAL VE KÜLTÜREL YAŞANTI

 

             

 

Yunan kültürünün sanat anlayışı, mimarisi ve gündelik yaşam stili ilgi uyandıran ve geniş kitlelerin hedef noktası haline gelen bir konudur. Felsefe, tıp, astronomi ve matematik alanlarında insanlığa büyük katkılar sağlayan isimlerin çoğu yunan kültürü ile yetişen bireylerdir. Bu bilgi birikimine Mezopotamya, Mısır ve Hitit kültürlerinin katkıları da yok sayılamayacak derecede önemlidir. Karanlık çağın ortalarında Yunanistan’ da yazının ortaya çıkmasıyla birlikte kültür ve sanat ortamı da şekillenmeye başlamıştır. Yazı öncesi sözlü geleneğe bağlı olan bu birikim yazı sonrası Homeros ve Hesiodos aracılığıyla kalıcı hale gelmiş ve ortak bir kültür oluşturmuştur. Antik Yunan’ da din yaşamın her alanında kendisini göstermektedir. Yeni bir işe başlarken bile mutlaka tanrılara danışılır ve onların  yardımına başvurulur. Erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü ve sınıf ayrımı net bir şekilde hissedildiği bu toplumda varlıklı ailelerin mutlaka köleleri bulunur. Günümüzde varlığını sürdüren bazı geleneklerin ve faaliyetlerin izlerini Antik Yunan toplumunda da olduğunu görmek mümkündür. Antik Çağ’ da veya günümüzde yaşıyor olsun insanlar mutlaka aynı içgüdü ile hareket etmekte ve ortak bir paydada buluşabilmektedir.

 

 

 

 

EV VE AİLE YAŞANTISI

 

Atina’ da varlıklı aileler genellikle kırsal kesimde, Atina’ ya giden ana yol üzerinde yaşarlardı. Geçimlerini temin ettikleri topraklardan sağlarlar ve bu topraklar da evlerinin yakınlarında bulunurdu. Varlıklı ailelerin sahip oldukları tarlalarda köleleri vardı. Erkek çiftliği yönetme görevini üstlenirdi ve zamanının geri kalan kısmını Atina Agorası’ nda geçirirdi. Kadının bu döngüdeki rolü ise ev işlerini yönetmek ve evlerinde bulundurdukları kadın hizmetkarları denetlemekti. Gününün çoğunu elbise dikerek tezgah başında geçiren kadınlar, güneş battıktan sonra ise evin üst katında kendilerine ait bir bölüme geçerlerdi.

                                                   

 

                                             

 

Yunan toplumunun ataerkil bir toplum olduğunu söylemek bu yaşam tarzı sebebiyle hiç yanlış olmayacaktır. Ev planına baktığımızda ise; ev üyelerinin mahremi olan yatak odasının en geri bölümde bulunduğu, konukların kabul edildiği ana odanın ise evin girişinde bulunduğu bilinmektedir. Ev sahiplerinin geçimlerini sağladıkları tarlalardan elde edilen ürünler ise ev avlusunun çevresini saran işliklerde depolanır.

    

                              

 

 

 

 Yunanlılar için soyunu sürdürebilme düşüncesi oldukça önemlidir. Dünyevi hayatta elde ettikleri mal varlıklarının miras yoluyla ilerideki aile fertlerine aktarmaya özen gösterirler. Tüm bunların yanında çocuk sahibi olmak, ileride kendilerine bakacak güvenilir bakıcılara da sahip olmak demektir. Ailede söz sahibi olan ve işleri yöneten baba yaşlandığında onun sorumluluklarını erkek çocuk devralır.

    

                                 

 

  Yunan dünyasında bir erkeğin çocuğunun olması toplumdaki saygınlığını arttırmaktadır. Çocuğu olmayan erkekler yüksek mevkiilere gelemezler. Kadınlar doğumlarını genellikle evlerinde yaparlar, doğum sırasında ise maia adı verilen yardımcılar veya tecrübeli ebeler onlara yardım ederlerdi. Çocuk doğduktan sonra evin kapısına erkek ise zeytin dalından bir çelenk, kız ise yün çilesi asılırdı. Doğan bebek 5 gün sonra düzenlenen bir seremoni ile ev halkına tanıtılır ve tanrıların koruması altına alınırdı. Amphidromia ( etrafında koşma) olarak adlandırılan bu törende bebek babasının kollarında ocak etrafında döndürülürdü. Bu sayede Hestia ( Ev ve Ocak tanrıçası) ‘ nın koruması altına alınırdı. Yunanlılarda dini inancın hayatlarında ne kadar ön planda olduğu aşikardır.

 

HELEN TOPLUMUNDA EĞİTİM

 

Yunan toplumunda çocukların seçkin birer vatandaş olabilmeleri için aileleri tarafından eğitimlerine başlandığı görülür. Yürümeye ve söylenilenleri anlamaya başlayan bebekler paidogogos adı verilen bir bakıcıya verilirdi. Paidogogoslar sadık kölelerden seçilirdi ve kültürlü ailelerde yetişen fakat mal varlıklarını kaybeden kişilerdi.

Eğitimde ilk zamanlarda spor ve müzik yeterli olurken, ilerleyen dönemlerde seçkin birer vatandaş olabilmeleri için okuma yazma öğrenmeleri gerektiğine karar verildi.

                             

 

Temel olarak okuma yazma öğrenen çocuklar sonraları müzik ve spor eğitimleri alırlardı. Okumayı öğrenen öğrenciler başta Homeros olmak üzere çeşitli ozanların metinlerini okuyup öğrenirlerdi. Fakat bu eğitimin içeriği zengin ailelerde çeşitlilik gösterirdi. Helen toplumunda eğitim 12 yaşına kadar Didaskeleon’ da , sonrasında ise gymnasion’ da gerçekleştirilirdi.

                                                    

 

 

 

 Yunan kültüründe eğitim güzel ahlaklı olmaya yönelikti. Hitabet dersleri ise eğitimin en önemli parçasıydı. Varlıklı ailelerin çocukları tıp, hukuk ve hitabet eğitimi alırlardı. Tıp eğitimi 14 yaşında başlardı ve öğrenciler 18 yaşında mesleklerini yapabilir hale gelirlerdi. Kos’ ta, Pergamon’ da, Side’ de ve Aigai’ de büyük tıp okulları bulunmaktaydı. Tıp eğitiminde usta çırak ilişkisi hakimdi. Gezici hekimler bulunurdu ve bu kişiler köyleri/ kentleri dolaşarak insanları tedavi eder, sağlık hizmetini erişilebilir kılarlardı.

 

 

KADININ TOPLUMDAKİ YERİ

 

Helenlerin bakış açısıyla evlilik ticari bir anlaşma olmanın yanı sıra evlenen erkek için soyun devamlılığıydı. Atinalı evin hanımı yemeğini odasında tek başına yiyor, eşinin evde verdiği şölenlere katılamıyordu. Sadece zor zamanlarda eşinden izin alarak evden çıkabiliyorlardı. Genç kız ve kadınlar onlara özel düzenlenen festivaller dışında toplum yaşantısında aktif değillerdi. Ev işlerinde ustalaşırlardı. Yemek pişirmeyi ve örgü örmeyi öğrenmek ve sonrasında evlendirilmek onların yaşam

döngüsünü oluşturuyordu.