İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yeteneği Aşkı Tarafından Çalınan Dahi Sanatçının Akıl Hastanesinde Biten Trajik Sonu: Camille Claudel

Tarih boyunca sanat ve yazın hayatının çeşitli alanlarındaki kadın azınlığı bir çoğumuzun aklını meşgul etmiştir. Cevabı ise erkek hegemonyasında kadınların olabildiğince baskılanması ve hiçbir şekilde sosyal hayatta erkeklerin önüne geçmemeleri için kurgulanmış bir düzende saklıdır. Ve bu düzenin kurbanı binlerce kadından biridir Camille…

8 Aralık 1864 tarihinde Fransa’nın Aisine bölgesinde hali vakti yerinde bir ailede doğan sanatçının yeteneği, henüz çocukluğunda çamurdan şekillendirdiği heykeller sayesinde ailesi tarafından keşfedilmiştir. Annesi katı bir Katolik olduğu için kızının sanatını hiçbir zaman onaylamamıştr. Fakat babası maddi manevi olarak her zaman Camille’in en büyük destekçisi olmuştur. Aile kızının heykel eğitimi alması için 1881 yılında Paris’e taşınmıştır. Dönemin Fransa’sında kadınların büyük sanat akademilerinde eğitim alması yasaktır. O yüzden Camille, sadece kadınlara eğitim veren sanatçıların atölyelerinde eğitim almaya başlamıştır. İlk olarak Alfred Boucher’den ders almaya başlayan Camille, daha sonra hayatını karartacak olan Rodin’in atölyesinde ders almaya başlamıştır. Rodin, onun güzelliğinden ve yeteneğinden çok etkilenmiştir. Böylece yirmi yıldır Rose Beuret’le evli olan Rodin, Camille’i diğer öğrencilerden ayırarak özel eğitim vermeye başladı. Rodin’in gözdesi ve ilham kaynağı olarak tanınan dahi sanatçı kısa sürede onun sevgilisi ve ondan daha iyi bir sanatçı olmuştu fakat yine de onun gölgesi altında yaşıyordu. Rodin’e ilham ve ün getiren bu ilişki onun içinse yıkım olacaktı.


Rodin’in eserlerinde Camille’in etkisi çok açık görünse de Rodin bunu kabul etmiyor sadece ayak işi olarak nitelendirdiği işlemleri Camille’in yaptığını söylüyordu. Hatta Rodin’in en büyük eseri olan Cehennem Kapıları’nın büyük bölümünün de Camille’e ait olduğu rivayet edilir. Tabii Cehenem Kapıları Rodin’in Camille’den çaldığı ne ilk ne de tek eserdir. Bu süre zarfında yeteneği Rodin’den çok daha üstün olmasına rağmen hep onun gölgesi altında kalmış olan Camille bir de gayrimeşru ilişkisinden hamile kaldı. Fakat geçirdiği kaza sonucu bebeğini kaybeden Camille ağır bir bunalıma girdi. Bu olay onun büyük depresyonlarının başlangıcı oldu. Annesi de onu yaşam tarzını onaylamıyordu. Böylece Camille evden kovuldu ve Rodin’le birlikte yaşamaya başladı ve sanatına devam etti. 1898 yılına kadar devam eden bu aşk Camille için çok yıpratıcı olacaktı.

Rodin kadınlara karşı oldukça kaba ve önyargılı bir insandı. Üstelik Camille’in yeteneğini kıskanıyor ve onu kendisine büyük bir rakip olarak görüyordu. Rodin’in egosunu zedeleyen bu durum çok büyük kavgalara sebep oluyordu. Defalarca Camille’in Rodin’den kesin ayrılışı 1898 yılında oldu.

Rodin ile olan ayrılığı ona acı verse de o bu acılardan beslenerek en büyük eserlerini verdi. “Olgunluk Çağı” isimli eserinde ayrılığının bütün acılarını yansıtan sanatçı oyulması en zor madde olan oniksi kullanarak bir ilke de imza atmıştır. Özellikle Olgunluk Çağı’nda oniksi kullanması sanatçının kadın erkek ilişkisine açık bir eleştirisidir. Bu dönem Vals, Clotho, Kayıp Tanrı, Geveze Kadınlar ve Sakuntala gibi eserlerini de veren ve büyük beğeni toplayan sanatçının Rodin’den ayrıldıktan sonra yaptığı eserlerinde ki özgünlük gözlerden kaçmaz. Rodin’den öğrendiği klasik heykel heykelden uzaklaşarak Art Nouveau’ya yaklaşır.

Auguste Rodin

Heykellerine adeta ruh katan dahi sanatçı, Rodin’den ayrıldıktan sonra çok yalnız kaldı. En büyük destekçisi babasını kaybetmiş ve diğer destekçisi olan erkek kardeşi, Çin’e taşınmıştı. Rodin’in kadınlarla olan ilişkisi alkışlanırken, Camille’ye fahişe deniliyordi; Rodin’in erotik eserleri büyük beğeni toplarken Camille’in erotik eserleri uygunsuz görülüyordu. Bakanlığa satmak istediği Vals isimli eseri “fazla eşitlikçi” olduğu için reddedilmişti. O dönemde Camille gibi bir yaşam tarzı olan kadınlar için hayat zaten çok zordu. Üstelik hiçbir eserini satamıyordu ve ağır maddi bunalımlar da yaşıyordu. 1906 yılında bir gece sinir krizi geçirerek eserlerinin çoğunu parçaladı. Bir süre sonra akıl sağlığını kaybettiği gerekçesiyle ailesi ve Rodin tarafından hastaneye kapatıldı. Camille’in hayatı esas burada karardı. Ona heykel yapması için bir parça çamur bile vermiyorlardı. Oysaki sanatçı ölene kadar heykel yapmak istediğini söylemişti.

Camille’in yaşadığı acıları kardeşi Paul’e yazdığı mektuplardan takip edebiliyoruz:

“…akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok! Onların keyfine kalmış işim! Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi… Mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye, yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü. Kurtların kemirdiği bir lahana gibiyim şimdi, yeni filizlenen her yaprağımı büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar…”

1920 yılında doktorlar ailesine eve götürebileceklerine dair mektup yazılsa da annesi ve kız kardeşi ona sırt çevirdi. Böylece Camille Claudel 19 Ekim 1943 tarihinde yaşamını yitirdi. En verimli çağında sevgilisi ve ailesi tarafından ihanete uğrayarak akıl hastanesine kapatıldı ve tam 30 yıl burada yaşamaya mahkum edildi. Binlerce yıldır kadının ezilmesin ve sömürülmesini sağlayan sistemin ilk kurbanı Camille değildi ve son da olamayacak.”

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.