İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Osmanlı Türkçesi Nedir, Ne Değildir?

  Türk Dili Tarihinde Osmanlı Türkçesinin Yeri

     X. yüzyıla kadar Köktürk, Uygur ve Karahanlı yazı dilleri daha çok dilin dış unsurundaki değişimlerle ortak yazı dili olarak devam etse de bu yüzyıldan sonra Türk boylarının geçirdikleri siyasi, kültürel ve coğrafi değişimlerden dolayı farklı yazı dilleri oluşmaya başlamıştır. Özellikle XII. yüzyılın başlarında Moğolların baskısından batıya gerçekleştirilen göçler yoğunlaşmış ve Oğuz Türkçesinin yazı dili olma süreci hızlanmıştır.

    XI. yüzyıldan sonraki dönem Oğuz Türkçesinin, Anadolu’da bir yazı dili hâline gelmesinin başlangıcını oluşturur. Literatürde Eski Türkiye Türkçesi, Eski Osmanlıca ve Eski Oğuz Türkçesi gibi terimler kullanılsa da genel kabul Eski Anadolu Türkçesi teriminden yanadır. “Eski Anadolu Türkçesi, Oğuzcanın ilk yazı dilidir” (Akar 2018: 241).

     Eski Anadolu Türkçesinin ilk çağını oluşturan Selçuklular döneminde Oğuzca veriler çok azdır. Ercilasun, Oğuzların geldikleri bu topraklarda iki dili hazır bulduklarını, ilim dili olarak Arapçayı ve edebiyat dil olarak Farsçayı, resmi dil olarak da daha çok Arapça ve kısmen Farsçayı kullandıklarını belirtir (2005: 436). Durum böyle iken Oğuzca yalnızca halkın konuşma dili olarak kalmış ve devletin dili Türkçe olmadığı için yazı dili olarak da gelişememiştir.

      XIII. yüzyılda Moğol baskıyla birlikte Selçuklu Devleti’nin zayıflaması, Türkistan’da kalan diğer Oğuzların da Anadolu’ya göç etmesi ve Anadolu’daki Türk nüfusunun artması Oğuzcanın yazı dili olmasının zeminini oluşturmuştur. Moğolların, Anadolu Selçuklu Devleti’ni Kösedağ’da yenilgiye uğratması üzerine Oğuz beyleri tarih sahnesine çıkmış, Oğuz Türkçesinin Anadolu’da gelişmesinin başlangıcı olarak kabul edilen Beylikler Dönemi başlamıştır.

     Anadolu’da hüküm sürmeye başlayan bu beyler Arapça ve Farsçaya yabancı idiler ve bu dillere karşı Türk dilini koruma altına aldılar. Beylikler dönemi Anadolu topraklarında Beylikler Dönemini oluşturan “Karamanoğulları, Candaroğulları, Aydınoğulları, Osmanoğulları gibi beyliklerin başında bulunan boy beyleri umumiyetle Farsça ve Arapçaya yabancıydılar ve Türkçe yazan bilgin, şair ve edipleri teşvik ettiler” (Ercilasun 2005: 438). Bu devrin ana özelliklerinden biri, Arapça ve Farsçaya karşı Türkçeyi hâkim kılma mücadelesinin yürütülmüş olmasıdır. Oğuzların Salur kolundan geldiği bilinen Karamanoğulları, bilindiği üzere Anadolu beyliklerinin, Osmanoğullarından sonra gelen en büyüğü ve en güçlüsüdür. 1250 yıllarından 1487 yıllarına kadar ortalama 237 yıl devam eden bu beyliğin tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey’in özel bir yeri vardır (Korkmaz 2017: 432-433). Karamanoğlu Mehmet Bey’in 1277 tarihli “Şimden girü hiç kimesne kapıda ve dîvânda ve mecâlis ve seyranda Türk’i dilinden gayri dil söylemeye.” fermanı Türk dil tarihi açısından bir dönüm noktası olmuştur ve Anadolu’da Türkçenin hâkimiyetini sağlamlaştırmıştır.

     Beylikler döneminden sonra Eski Anadolu Türkçesinin üçüncü dönemi Osmanlı Türkçesine geçiş dönemi başlar. XV. yüzyılın ikinci yarısını kaplayan bu dönem dil yapısı bakımından Eski Anadolu Türkçesini Osmanlı Türkçesine bağlayan bir geçiş evresi durumundadır. “Dile Arapça ve Farsça kelimelerin girmesi ile varlık gösterir” (Korkmaz 2015: 126).

      Osmanoğulları Beyliği, Anadolu’daki beylikleri tek tek hâkimiyeti altına alarak Anadolu, Balkanlar, Kafkasya, Kırım, Kuzey Afrika ve Arap yarım adasının kuzeyine kadar sınırlarını genişleten bir imparatorluk hâline gelir.

XIV. yüzyıl başında kuruluşu sırasında Osmanlı devleti, İslam dünyasının sınırlarında kendini “gaza”ya, yani “Hristiyanlığa karşı kutsal savaş”a adamış küçük bir beylikti. Anadolu ve Balkanlar’daki eski Bizans topraklarını adım adım alıyor ve kendine katıyordu; 1517’de Arap ülkelerinin fethiyle de İslam dünyasının en güçlü devleti oldu” (İnalcık 2018: 9).

     Beylikler döneminde bir sınır beyi iken imparatoluğa uzanan bu tarihî seyir elbette ki Türk dilini ve tarihini de etkilemiştir. Akar, XIV. yüzyıla kadar ilk yazılı metinleri meydana getirilen Anadolu Oğuzcasının, Osmanlı devletinin resmi dili olmasıyla önemli bir avantaja sahip olarak Anadolu’da yazı dili olmaya başlayan Oğuzcanın artık bir devlet dili olduğunu belirtir (2018: 243). Osmanlılar döneminde devlet dili olan Türkçe, imparatorluğun sınırları içinde “linguafranca” hâini alarak edebiyat, bürokrasi, kültür ve en nihayet öğretim dili olarak kullanılan bir imparatorluk dili hâline gelmiştir. Nihad Sami Banarlı, imparatorluk dillerinin büyük milletlere ait olduğunu, milletlerin hâkim oldukları topraklardan vergi alır, baç alır, mâhsul toplar gibi, kelime de aldığını söyler. Türkçenin daha Orta Asya’daki kuruluş asırlarında bile bir imparatorluk dili olduğunu ifade eder (2004: 22; 27).

     Osmanlı Türkçesi ile ilgili Türkologlar çeşitli tanımlar yapmışlardır. A. Fehmi Karamanlıoğlu, “Osmanlı hanedanının hâkimiyeti altında Anadolu’da siyasi birliğin sağlanmasından, özellikle Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’ un fethinden ve burada yeni bir Türk kültür ve medeniyet merkezi kurulmasından sonra gelişen yazı dilidir.” açıklamasını yapar. Zeynep Korkmaz, “Anadolu’daki Türk yazı dilinin genel çizgileri ile XVI. yüzyıldan XX. yüzyıl başına, Milli Edebiyat dönemine kadar süregelen ve eskisinden farklı yeni bir dönem oluşturan sürecine Osmanlı Türkçesi denir.” açıklamasını verir. Mertol Tulum, “Osmanlı Türkçesi, tarih bakımından Osmanlı Beyliği’nin gittikçe güçlenerek Anadolu’da siyasi birliği sağlamasından sonra, özellikle İstanbul’un fethiyle birlikte bu kentin yeni bir bilim, kültür ve uygarlık merkezi hâline gelmesiyle gelişen bir yazı dilidir.” şeklinde açıklar. Genel olarak dil tarihçileri Osmanlı Türkçesinin XV. yüzyılın sonundan XX. yüzyıl başlarına kadar -Milli Edebiyat Dönemi-  olan dönemi kapsadığını belirtir.

      İmparatorluk dili haline gelen Türkçe, Osmanlı devletinin hüküm sürdüğü topraklarda 400-450 yıl boyunca hem iç yapısında hem de dış yapısında değişiklikler yaşamıştır. Devletin imparatorluk haline gelmesi kültür ve edebiyatı da doğrudan etkilemiş, Osmanlı şairleri kendi özgün metinlerini oluşturmaya başlamışlardır.

      Bu dönemde dilin dış yapısında yani imla ve söz varlığında çok fazla değişim olsa da Arapça ve Farsçadan kelime alınsa da hatta bu kelimelerle söz diziminde yani dilin iç yapısında değişiklikler olsa da Osmanlı Türkçesi, Türk dilinin tarihî bir dönemidir.  Osmanlı aydınları eserlerini Türkçeden ziyada Arapça ve Farsça kelimeler ile örse de halkın dili ve halk edebiyatı ürünleri Türkçe ile oluşmuştur. Bu da demektir ki Osmanlı Türkçesi içinde bulunduğu sosyal, kültürel, siyasi ve coğrafi şartlardan dolayı iki yönlü gelişmiştir.

     Hayati Develi, Osmanlı’nın Dili adlı eserinde A. Sırrı Levend, Suat Baydur ve T. Yücel’ in görüşlerine yer vererek benzeri pek çok olan bu görüşlerin ortak argümanlara dayandığını belirtir ve bunları: a) Osmanlıca yapay/ düzmece bir dildir; b) Üç dilin karışmasıyla oluşmuş bir aşuredir; c) Osmanlıca halktan kopuktur; d) Osmanlıca aydınların yapay dili iken Türkçe halkın dilidir, şeklinde kategorize eder (2013: 62-63).

      Osmanlı Türkçesi için kullanılan Osmanlıca terimini ayrı bir dil terimi olarak görmemeliyiz ve Osmanlıcayı Türkçeden ayrı, yapay bir dil olarak kabul etmemeliyiz Osmanlıca, Türkiye Türkçesinin de dayanağı olan Türk dilinin tarihî bir dönemidir. Bu dönemde Türkçe imparatorluk dili olarak Osmanlı ile birlikte altı kıtaya yayılmış, halkın -konuşma- dili olduğu için de pek çok yerde öğrenilmesi zorunlu olmuştur. Nitekim bu çalışmanın kaynakları arasında yer alan A Grammar of the Turkish Language adlı eserin sahibi Thomas Vaughan, İzmirli bir tüccardır. Hayati Develi, konuşma dili ile yazı dili arasındaki farka dikkat çekerek yukarıda sıralanan görüş ve değerlendirmelerin bilimsellikten ve durumu anlamaktan uzak olduğunu belirtir. Osmanlıca diye ayrı bir “dil” olmadığını Osmanlı aydınlarının yüzyıllar içerisinde, Oğuzların içine girdikleri kültür ortamının bir zorlaması veya bu kültür ortamının paylaşıldığı diğer dillerle rekabet etmenin ve bu rekabette yenilmeme arzusunun bir yazı dili/ üst değişke yaratmasına sebep olduğunu, konuşma dili veya halk dili bu yazı dili/ üst değişke arasındaki anlaşılırlık makasının giderek açıldığını yazar (2013: 63; 67-68).

     Dil tarihçileri, Osmanlı Türkçesinin iki yönlü ilerlediğini kabul etmelerine rağmen bu dönemin Türkçesini yalnızca yüksek zümre/ divan edebiyatı üzerinden değerlendirmekte ısrar ediyorlar. Bu dönem dilinin karma olduğunu belirten Zeynep Korkmaz, sanatkârların ustalık göstermek istedikleri zaman bu yapma dile, öğretmek ve yararlı olmak istedikleri zaman da açık dile başvurduklarını, devletin iç yazışmalarındaki emirname ve kararnamelerdeki dilin de açık ve sade sayıldığını belirtir (2013: 115).  Aynı görüşe sahip olan Ali Akar da “XVI. yüzyıldan itibaren Osmanlı Türkçesinde Arapça ve Farsça unsurlar gittikçe artmış olmasına rağmen Lami Çelebi’nin Nefehâtü’l-üns Tercümesi’nde, Kâtip Çelebi’nin eserlerinde, Evliyâ Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde, Kınalı-zâde’nin Ahlâk-ı Alâi’sinde, Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Sefaret-nâme’sinde kısa ve yalın cümleli konuşma dili kullanılmış, Türkçe tamlama sistemi nispeten, söz dizimi ise tamamen korunmuştur.”  açıklamasına yer verir (2005: 291).

      Osmanlı Türkçesi dönemi, Türk dilinin tarihî bir dönemidir.  Karma bir dil yapısına sahip olmaktan ziyade dönemin kültürel ve coğrafî şartlarından dolayı alıntı kelimelerin fazla olduğu bir yapıya sahiptir. Bu yapı da kendini elit (yüksek zümre) içerisinde gösterir, halkın konuştuğu dil veya halk edebiyatı dili Eski Anadolu Türkçesinden izler taşıyan ve Türkiye Türkçesinin temellerinin de olduğu dil yani Türkçedir. İsmail Ünver, “Türkiye’de Osmanlıca Öğretiminin Dünü ve Bu Günü” adlı yazısında şu açıklamaya yer verir:

“Biz, bu dilin Türkçe, Arapça ve Farsça’nın karışımından oluşmuş bir dil olduğunu da kabul etmek istemiyoruz. Bu dil için, Türkçenin Arapça ve Farsçadan çok sayıda kelime ve tamlama kuralları almış şeklidir demek daha doğrudur kanısındayız. Aksi halde, günümüz Türkiye Türkçesini dayandıracak bir temel bulamayız. Türkçeye Arapça ve Farsçadan giren sözlerin, cümle içinde ancak Türkçe yardımcı fiillerle, yapım ve çekim ekleriyle görev ve anlam kazanabildiğini göz önünde tutarsak, Osmanlıca denen dilin Türkçeden başka bir dil olmadığını, Arapça ve Farsçadan alınmış öğelerin, Türkçe söz dizimi kurallarının mutlak hâkimiyeti altında bulunduğunu kabul etmek zorundayız.” (1996: 413).

     Özkan Öztekten, “İki Dilli Sözlüklerine Göre Osmanlı Türkçesinin ‘Temel Sözcükler’i” adlı çalışmasında Swadesh’in belirlediği ve yaygın olarak kabul gören 92 temel anlam ve kavramın karşılığı halinde Osmanlı Türkçesinde kullanılan sözleri, XIX. yüzyılda yazılmış üç farklı sözlüğün verilerine göre belirleyerek dönem için önemli sonuçlara ulaşmıştır. Bu sonuçlardan bazıları şunlardır:

  • 92 temel anlam ve kavramın % 11’ini oluşturan bu 10 maddenin dışında kalan 82 (% 89) anlam ve kavramın 23’ü için iki (% 28), 57’si için üç (% 71) ve 1’i içinse dört (% 1) farklı dilin sözcükleri eş ya da yakın anlamlı olarak kullanılmıştır. Bu maddelerin hepsinde en az bir Türkçe karşılık vardır.
  • 92 anlam ve kavram için 153 Türkçe (% 44,5), 122 Arapça (% 35), 70 Farsça (% 20) ve 2 Rumca (% 0,5) kökenli sözcük, eş ya da yakın anlamlı olarak ve birleşik bir yapı oluşturmadan tek başına kullanılmaktadır.
  • 211’i Türkçe (% 44,6), 171’i Arapça (% 36), 89’u Farsça (% 19) ve 2’si Rumca (%0,4) kökenli olmak üzere toplam 473 sözcük, müstakil ya da başka sözlerle birleşik olarak yer almaktadır.
  • Genellikle et-, ol-, bul-, bulun- gibi fiillerle (8. pâ-istâde ol-, kıyâm bulun-, 9. vüsûl bul-, 10. cülûs et-) veya -lı, -li yapım ekiyle (83. fâc ideli, gayretli, hünerli) oluşmuş Arapça-Türkçe 43(%70) ve Farsça-Türkçe olarak 14(% 22) birleşik yapıdaki Türkçeleştirilmiş söz yer almaktadır. Bunların dışında Farsça-Arapça (nev-zuhûr vb.) 3 (% 5), Arapça-Farsça-Türkçe (fedâ-yı cân et-) 1 (% 1,5) ve Türkçe-Arapça-Farsça olarak (yeni zamân kârı) 1 (% 1,5) birleşik karşılık vardır.

     Bu sonuçlar ışığında Öztekten, birisi hariç, 91 maddeye karşılık en az bir Türkçe sözcüğün Osmanlıca söz varlığında bulunması Osmanlı Türkçesinin temel söz varlığının % 99 oranında Türkçe, alıntı sözcükleri, Türkçe fiil veya eklerle yapısal olarak Türkçeleştirme oranının ise % 90 olduğunu belirterek bunun da Osmanlıcanın tarihî bir Türk yazı dili olduğunu ortaya koyduğunu söyler. Bunun yanında eklediği tabloda yer alan temel söz varlığının % 88 oranında Türkçe sözlerin yanında eş ve yakın anlamlı alıntıların bulunmasının, yani “sözlüğün irileşmesi”nin Osmanlı Türkçesinin fakirliğini değil, bütün imparatorluk dilleri gibi sözlüğünün iri ve zengin olduğunu gösterdiğini ifade eder (2017: 433-48).

     Tüm bu incelemeler neticesinde Osmanlı Türkçesinin Türk dilinin tarihî bir dönemi olduğunu kabul etmemiz ve dış yapıdan ziyade iç yapıdaki değişimleri incelememiz gerektiğini görürüz. Türk dilinin diğer tarihî yazı dilleri için yapılan klasik gramer incelemeleri Osmanlı Türkçesi için eksik kalmıştır. Arapça-Farsça ve Türkçeden oluştuğu söylenen Osmanlı Türkçesi döneminde dilin dış yapısında olduğu kadar iç yapısında da değişimler görülür. Araştırmacılar, klasik gramer incelemeleri ile dönem metinlerini incelediklerinde iç yapıda görülen başka değişimlere de rastlanacağına inanıyoruz. Türk dilinin tarihî dönemleri için yapılan klasik çalışmaların Osmanlı Türkçesi için de yapılması önem teşkil etmektedir. Türkiye Türkçesinin temelini oluşturan bu dönemi yok saymak yerine daha çok çalışma yapılmalıdır.


Kaynakça

  1. Akar, A. (2018). Türk Dili Tarihi. İstanbul: Ötüken.
  2. Banarlı, N. S. (2004). Türkçenin Sırları. İstanbul: Kubbealtı Neşriyâtı.
  3. Develi, H. (2009). Osmanlı’nın Dili. İstanbul: Kesit
  4. Ercilasun, A. B. (2005). Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi. Ankara: Akçağ.
  5. İnalcık, H. (2018). Osmanlı İmparatorluğu Klâsik Çağ (1300- 1600). (Çev. R. SEZER). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  6. Korkmaz, Z. (2013). Türkiye Türkçesinin Temeli Oğuz Türkçesinin Gelişimi. Ankara: Türk Dil Kurumu.
  7. Korkmaz, Z. (2015). Türk Dili Üzerine Araştırmalar IV. Ankara: Türk Dil Kurumu.
  8. 8. Korkmaz, Z. (2017). Anadolu’da Türkçenin Yazı Dili Oluşu ve İlk Öncüleri. TDÜA I- II. Ankara: Türk Dil Kurumu. s. 429-434.
  9. Öztekten, Ö. (2017). İki Dilli Sözlüklerine Göre Osmanlı Türkçesinin “Temel Sözcükler”i. Elginkan Vakfı 3. Türk Dili ve Edebiyatı Kurultayı Bildirileri 19- 21 Nisan 2017. s. 431- 443.
  10. Salur, G. “Osmanlı Türkçesindeki Çekimsiz Fiil Şekilleri Üzerine Bir İnceleme” (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi, 2021).
  11. Ünver, İ. (1996). Türkiye’de Osmanlıca Öğretiminin Dünü ve Bu Günü. Uluslar arası Türk Dili Kongresi 1988. Ankara: Türk Dil Kurumu. 413-421.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.