İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarihteki İlk İşçi Grevi: Ekmek Bulamazlarsa Pasta Yesinler

       Eski Mısır… Çoğumuzun piramitler ve mumyalardan ibaret gördüğü ölü medeniyet.

      Bazen kötü kimseleri tabir etmek için “firavun gibi” denilir. Peki bu adlandırma onlara müstehak mıydı? Belki hepsine değil fakat III. Ramses (XX. Hanedanın ikinci firavunu) bunu kesinlikle hak etmiş idi.

        Mısır Medeniyetinin binlerce yıl geliştirdiği inanç sistemi, politika ve yaşam tarzı onları görkemli bir hayatta köleliğe itiyordu. Önemli olan tek şey Mısır’ın görkemiydi… Fakat bu kural ancak bolluk ve bereket zamanında geçerli olur; uzun bir savaş dönemi geçirmiş ve kaynağınız tükenmiş ise, görkem düşüneceğiniz son şey olabilir.

       Buna rağmen devlet bir dizi kutlama ve tören organize etti. İ.Ö. 1179 yılında Mısır birden fazla istilacı ile savaşmıştı ve askeri kayıpları kuvvetle hissedilmekteydi. Tapınak kasaları bakır, ve mür doluydu, fakat Mısır ekonomisinin başlıca ürünü olan tahıl ciddi bir biçimde tükenmişti.

      Çatlaklar 1159 yılında, Ramses’in otuzuncu yıl dönümünden biraz önce belirmeye başladı. Devlet çalışanlarından en önemli olanları kralın mezarının kazılmasında ve dekore edilmesinde çalışanlardı. Bu kişiler diğer işçilere göre daha iyi koşullarda çalışıp ortalamadan biraz fazla maaş alıyorlardı ve Mısır’da işçi olmak hiç kolay değildi, tabiri caizse ölene kadar çalışma zorunluluğu vardı. Bahsi geçen işçiler kademeli olarak ücretlerini almakta sıkıntı çektiler. Ertesi yıl devletin nekropol (mezarlık) işçilerine ödeme yapan sistem çöktü ve bu çöküş tarihteki ilk kayıtlı işçi grevlerine neden oldu. İki haftayı geçkin bir süre ödeme alamayan ve görünürde de bir açıklama duyamayan işçiler çalışmama kararı aldılar. “Açız” diye bağırarak protestoya başlayan işçiler tüm gün direnişlerini sürdürdüler ve gece köylerine döndüler. Devletin bu eyleme karşın tek hareketi ise işçilere pasta dağıtmak oldu.

       Ertesi gün hala bir açıklama bulamayan işçiler Teb’in  (Mısır’ın başkenti) başlıca ambarına yerleşerek eylemlerini arttırdılar ve gece de köylerine dönmeyi reddederek gürültülü gösteri yapmaya karar verdiler. Şafakta polis şefi ve rahiplerle görüşen işçileri taleplerini açıkça beyan ettiler:

“Buraya aç ve susuz geldik. Artık ne giysi, ne yağ, ne balık ne de sebze var. Firavun’a, iyi efendimize haber yolluyoruz”

    Olayın ulusal boyutlara ulaşmasından korkan yetkililer grevcilerle anlaşarak onlara önceki aylardan kalan istihkaklarını verdiler. Söz konusu devlet görkemiyle bizi büyüleyen Mısır da olsa, bahsettiğimiz işçiler köle gibi muamele gören itaatkar bir halk da olsa; gözü açılan ve hakkını isteyen kitle karşısında devletin tek seçeneği anlaşma yapmaktır. Fakat bu hareket günü kurtarmaktan daha ileriye gitmez ve işçiler tekrar aynı sorunları yaşamaya başladılar ve yine eyleme gittiler. Gerilim giderek artıyor ve olaylar da aynı oranda çirkinleşiyordu. Haksız yere işten çıkarılan işçilerden biri sonuçlarına bir kraliyet mezarına zarar vermekle tehdit etti (inançlarına göre mezara bir zarar gelirse ruh sonsuz yaşamını yitirirdi).

       Dördüncü defa greve giden işçiler üstlerinin yükselen ricalarını kararlı bir inatla reddederek bir kere daha köylerinden yürüyüşe geçtiler. “Geri dönmeyeceğiz. Bunu patronlarına söyleyin.” Bu sefer sorunlarının yalnızca vadesi geçmiş istihkaklar değil, ama daha büyük yönetim zaafları olduğunu açık bir biçimde ortaya koydular.

“Greve aç olduğumuz için gitmedik, ama gitmek için bir dizi ciddi nedenimiz var: Firavun’un bu yerinde kötü şeyler yapıldı.”

      İtaatkar bir halka alışkın olan yetkililer için, bu aslında tehlikeli bir konuşmaydı. Yine de siyasi yönetimin merkezinde devekuşu zihniyeti hakimdi. Bir hafta sonra Teb’e vezirin kendisi geldi: grevdeki işçileri sakinleştirmek için değil, yakındaki yıldönümü kutlamaları için kült heykelleri toplamak üzere. Ziyaretinde güvenlik şefinden küçük bir bağış alarak işçileri kızdırdı ve gösterilerin daha da alevlenmesine neden oldu.

     Yıldönümü kutlamaları zamanı geldiğinde, yetkililerin kayıtsızlığı ulusun menfaati için geçici olarak askıya alındı. Adap ve kişisel çıkar kralın büyük yılının büyük bir olay olmadan geçmesini gerektirdiğinden işçilere ödemeleri zamanında ve tam yapıldı. Ama yıldönümü kutlamaları biter bitmez sistem bir başka düzenli greve neden olarak bir kez daha çöktü. Siyasi yönetim merkezi çürümüştü ve devlet ile işçileri arasındaki ilişki bir daha tam anlamıyla iyileşmedi. Dış görünüşüne rağmen, Mısır’ın iktisadi canlılığı ve siyasi istikrarı ciddi bir çöküş içindeydi. Fakat tanrıların desteğini almak için kuyruğu dik tutmak zorundaydılar.

KAYNAK: WİLKİNSON, Toby, Eski Mısır, Çev. Ümit Hüsrev Yolsal, İstanbul, 2019.

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.