İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarihte Türk-Batı İlişkileri

 

«Türkler, Bizanslılar için bilinmeyen yabancı bir düşman değillerdi, Türkler dilleriyle, kültürleriyle ve yaşam tarzlarıyla Bizanslıların tanıdığı, yüzyıllar boyunca çeşitli şekillerde münasebette bulundukları insanlardı.»[1]

«Roma’nın Bizans olarak değişmeye başladığı zamandan itibaren Hunlar, Sabarlar, Avarlar, Göktürkler, Hazarlar, Macarlar, Bulgarlar, Peçenekler, Oğuzlar, Kumanlar; Selçuklular gelmeden önce temas halinde olmuşlardır.»[2]

HUN-ROMA İLİŞKİLERİ

430-DOĞU ROMA İLE DİPLOMASİSİ

Doğu Roma’ya sığınan çeşitli Hun mültecileri Romalılar ve Hunlar arasında gerilime yol açar. Bunlar arasında Tuna’da bulunan Hunlara bağlı kavimler vardır. Rua savaş yapmak isteyince elçi Esla gönderilir. Bu durumda Doğu Roma Hunlara elçi yollamayı istişare eder. Trakya’da konsüllük yapmış olan Plinthas bu göreve gönüllü olur. Rua ölüp Atilla başa geçtiğinde Hunlara elçi gönderilmesi kararlaştırılır. Plinthas önderliğinde Atilla’ya elçi gönderilmesi senato ve imparator onayından geçer. Heyet Mysorum (Morava) ile Istrum (Tuna) nın birleştiği Margus[3] şehrinde buluştu. Atilla bizzat görüşmeye at üzerinde gelmiştir.

Bu anlaşma sonucunda Roma’ya sığınanlar geri gönderildi. Bunlar arasında İskit kraliyet soyundan Mama ve Attacam adlı iki kişi de vardı. Hunlar Trakya’da Carsus’da[4] ele geçirdi. Ülkelerinden kaçtıkları için halkın gözü önünde çarmıha gerip öldürüldüler. Sulh olduktan sonra Atilla ve Bleda İskit kabilelerine baş eğdirmek için yola çıktı ve Sorosguslar’a[5] karşı savaş yaptılar.

447 ATİLLA’NIN THEODOSIUS’A MEKTUBU

Bozulan sulh ortamından sonra çatışmalar meydana gelmiş, Hunlar Margus Psikoposunun kralın gizli hazinesini soyduğunu iddia etmiş, teslimini istemişlerdir. Viminacium’u[6] ele geçirmişlerdir. Bizans Aetius sayesinde barış yapabildi. Onun oğlu rehin verildi. Attila elçilerin kendine gelmesi, kaçaklar ve vergi konusunda Theodosius’a mektup yazdı. Savaş sebebiyle her ne kadar vergi varsa derhal ödenmesini, kendisine elçilerin gönderilmesini talep etti. İmparator kaçakları teslim etmeyeceğini, ancak elçileri yollayacağını beyan etti. Atilla bunu öğrenince Roma’ya tekrar saldırıp, nüfusça kalabalık olan Ratiaria[7] şehrine saldırı düzenledi. Chersones’de[8] yapılan savaş sonrası Romalılar Anatolius adlı bir elçi vasıtasıyla Hunlarla anlaşır. Kaçaklar Hunlara iade edilecek, geçmiş borçlar karşılığında 6000 libra altın, her sene 2100 altın ödenecek. Her Romalı esir için 12 altın alınacaktır.[9]

 PRISKOS’UN BULUNDUĞU ELÇİLİK HEYETİ

447’de Gelibolu’da büyük bir yenilgiye uğrayan Bizans için İstanbul tehlikeye düşmüş, mali bir krize girmiştir. Amaç Atilla’ya suikast tertip etmektir. Suikast planını öğrenen Atilla, Theodosius hakkında onu «haysiyetsiz bir kölesi» olarak kabul ettiğini söyler.

ATİLLA’NIN BATI ROMA DİPLOMASİSİ

Egemenliğini tesis eden Atilla yönünü Batı’ya çevirmeye başlar. 448-50 arası hazırlık dönemi olur. Ayrıca öncesinde de Batı siyasetini takip etmiştir. 435-443’e kadar devam eden Galya köylü hareketi ve bu hareketin lideri Eudoxius kendisine sığınır. Ripuar Franklarının taht kavgasına düşen iki kardeşten büyüğü Atilla’ya sığınır. Küçük olan da Aetius’a[10] sığınmıştır.

Sirmium muhasarası sırasında şehrin psikoposu Sylvianus’u hırsızlıkla itham etti. Bir zamanlar evlenmek için Atilla’ya nişan yüzüğü gönderen İmparator III.Valentinianos’un kızı Honoria’yı eşi olarak kabul ettiğini, çeyiz olarak da Honoria’nın hissesine düşen imparatorluğun yarısını talep eder.

ATİLLA’NIN ROMA HAKİMİYETİNDEKİ KABİLELERLE DİPLOMASİSİ

Diplomatik anlamda savaşı meşrulaştıran Atilla’ya karşı; İmparatorluk ve Aetius’ta barbar kabileler ile anlaşma yoluna gider. 451 başlarında Atilla Cermen ve Slav kabilelerini de egemenliği altına alarak 200.000 kişilik ordusuyla Orta Macaristan’a, oradan Rhen nehrini aşarak Galya’ya girer. Metz, Rheims’i zapteder. Orleans’a gelir. Atilla burada da diplomasiyi kullanarak Romalılarla direkt karşılaşmaz. Vizigotlar’a haber göndererek yaptığı bu hareketin sadece Roma’ya karşı olduğunu belirtir. Roma’ya da elçi yollayarak dost olarak Roma topraklarına girdiğini, esas hedefinin Vizigotlar olduğunu belirtir. Orleans’ı bırakan Hunlar Katalaunum (Campus Mauriacus) da savaşa girilir. Bu savaş sonucunda Vizigot, Galya, Franklardan oluşan Roma ordusu dağılır.

PAPA’NIN ATİLLA’YA ELÇİ OLARAK GELİŞİ

Katalaunum savaşı sonrası Batı Roma’da askeri anlamda dağılma yaşandığından, Atilla ertesi sene 100.000 kişilik bir ordu ile hızlı bir şekilde Kuzey İtalya’yı zapt eder, İmparator başkent Ravenna’yı bırakıp Roma’ya kaçar.

Po ırmağını geçen Atilla büyük korku uyandırır, Aetius ne pahasına olursa olsun barış elde etmek amaçlı Papa Leon’u gönderir. Atilla Papa Leon’u kabul eder, Papa Hristiyanları ve Roma’yı bağışlamasını rica eder, bizzat onun ağzından teslimiyetlerini duyar.  Atilla Batı Roma’yı böylece kendine bağlamış olur.

ATİLLA SONRASI DİPLOMATİK ORTAM

Atilla’nın ardından Hunların federasyonu dağılma dönemi yaşasa da Batı ile diplomatik ilişkiler kesilmez. Tuna’nın kuzeyi ve özellikle Karadeniz’in kuzeyinde ciddi bir Türk otoritesi sağlanır. Bu coğrafya Türkler açısından Avrupa’ya ve Balkanlara sıçrama tahtası olarak değerlendirilebilir.

Atilla’nın üç oğlundan İlek Avusturya bölgesinde Cermenlerle savaşta öldürülmüş, Dengizik ve İrnek Karadeniz’in kuzeyine çekilir. 466-67’de Doğu Roma İmparatoru Leon’a elçi göndermişler, Tuna sahillerinde ticaret yapma teklifinde bulunsalar da Leon bu heyete hoş muamele yapmaz.

Dengizik ordusunu Gotlarla destekleyip Bizans’a girse de İmparator Gotları etkisi altına alıp, Dengizik’i mağlup edip, esir edip, idam eder. İrnek ise Karadeniz’in kuzeyinde kalarak yeni gelen Türk toplulukları ile karışıp Bulgar devletinin oluşumunu başlatır. Hunlardan dağılan gruplar Bulgar devletinde olduğu gibi Macar devletinin oluşumunda da etkili olmuştur.

HUN-ROMA İLİŞKİLERİ SONUÇ

Her ne kadar Hun diplomasisini Atilla’dan başlatsam da Atilla öncesi Batı ile Balamir, Uldız ve Rua’nın diplomasileri Atilla’nın siyasetine yön vermiştir. Balamir Uldız ve Rua bölgede Hun egemenliğini Hazar coğrafyasından Tuna’ya kadar oturtmuştur.

Uldız ve Rua’nın diplomasisi Batı Roma ile iyi ilişkiler kurup, Doğu Roma üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktır. Bunun örneği 423 yılında Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius Batı Roma’da egemenliğini tesis etmek amaçlı ordu ve donanma sevk ettiğinde gençlik yıllarında Hunların yanında rehin bulunan Flavius Aetius’un Hunlara elçi olarak gelip yardım istemesidir. Bu talebe karşılık verilecek Hunlar Batı Roma’ya yardım ederek Doğu Roma’nın erişimini engeller.

Görüldüğü üzere sadece Atilla değil öncüllerinin de bölgede her iki Roma imparatorluğuna karşı büyük bir süper güç olup, aralarındaki çatışmaya dahi müdahil olduğunun istedikleri yönde ilerlettiklerinin kanıtıdır.

Bu durum Atilla’da zirveye ulaşmış olup  Batı ve Doğu Roma’nın hakimi konumuna getirecektir. Onun 453’deki ölümü Türk tarihi için büyük bir dönüm noktası olmuştur.

GÖKTÜRK BİZANS İLİŞKİLERİ

İPEK YOLU’NUN ETKİSİ

Justinien ipek temin etmek maksadıyla Sasani İmparatorluğu topraklarından geçmeden, doğrudan Hint limanlarıyla temas kurmanın yollarını aramış bu amaçla 531’lerde Arabistan’ın güneybatısında, Yemen sahilinde yaşayan Himyeri tacirlerle gizlice temasa geçmişti.

Justinien 531’lerde Himyerilerle Etiyopyalılara bir elçi göndererek, Etiyopyalıların Hindistan’a gidip ipek satın almalarını ve Bizans’a satmalarını teklif etti. Böylece hem onlar büyük kârlar sağlayacaklar, hem de Bizans ciddi bir ekonomik geliri düşmanı İranlılara kaptırmamış olacaktı. Bununla beraber İranlılar da Hindistan’daki deniz ticaretini bütünüyle tekellerine almak niyetindeydiler.

GÖKTÜRKLERİN ASYA’DA YÜKSELİŞİ

Doğu Türkistan’ın doğu ucunda bulunan Hami şehrinden, Karadeniz’e kadar uzanan geniş saha İstemi’nin idaresinde idi. Soğdularla meskûn olduğu bilinen Batı Türkistan şehirlerinin çoğunun İstemi’nin eline geçmesiyle Çin’den Akdeniz’e ulaşan İpek Yolu’na Türkler (Göktürkler) hakim oldular.

Kaynaklarda Akhun ve Eftalit adıyla zikredilen söz konusu devlet MS 350 yılından beri Kuzey Afganistan ve Maveraünnehir havalisinde hüküm sürüyor, İpek Yolu ticaretini elinde bulunduruyordu. Türklerle (Göktürklerle) Eftalitler arasındaki ilk çatışma 555’te vuku bulmuş, fakat fiilî savaşlar, ancak Hüsrev Anuşirvan’ın Justinianos’la barış aktedip müşterek düşmana karşı Türklerle (Göktürklerle) birlikte hareket etme imkânı yakaladığı 562 yılında başlamıştı.[11]

TÜRKLERİN İRAN ÜZERİNDEKİ BASKISI

Türkler İran’ın daha önce Eftalitlere ödediği verginin kendilerine ödenmesini ve artık Türk Kağanlığı’nın tebaaları hâline gelen Soğdlu ipek tacirlerinin İran toprakları üzerinden geçip gitmesine izin vermesini istiyorlardı.

Hüsrev’in bu dayatmayı reddetmesi üzerine Türk ordusu İran sınırlarına doğru yöneldiyse de, Sasanilerin Cürcan’da kurdukları muhkem istihkâmlarla karşılaşınca saldırıya geçmeye karar veremediler. Böylece 571’de Türklerle İran arasında bir barış anlaşması imzalandı ve Amuderya iki taraf arasında sınır oldu.

Türk elçilerinin geldiği tarihlerde 568-572 yıllarında Yemen’de darbe yaptırarak Sasani yanlısı Himyeri sülalesini işbaşına getirtti; böylece Yemen, bir Sasani satraplığı hâline geldi.

Husrev, doğu ile deniz ticaretini kontrol etmek için Güney Arabistan limanlarında bir üs elde etmiş oluyordu. Böylece O, Kızıl Deniz ağzındaki Babü’l-Mendeb Boğazı’nı Bizans’ın Hindistan’a gidecek gemilerine tıkayarak tüccarların, ipek ve diğer kıymetli malları Kızıl Deniz aracılığıyla denizden Bizans’a sevketmelerinin önüne geçmiş, Hint limanlarından deniz yoluyla Kızıl Deniz’e geçmek isteyecek ticaret gemilerine Yemen limanlarında (Aden) engel olmuş olacaktı.

Türkler İranla anlaşmak istese de İran bunun Türk hakimiyeti olacağını düşünüp gelen elçi heyetlerine oldukça düşmanca tavırda bulunmuştur.

DOĞU ROMA İLE İTTİFAK

Bu tavır üzerine Türkler ve Bizanslılar ortak düşmana yani Sasanilere karşı birleşebilirlerdi. Çünkü Çin’den haraç olarak alınan İpek, Soğdlular vasıtasıyla İstanbul’a ulaştırılmaktaydı. İran’ın bu duruma engellemede bulunması Türk Devleti’ne zarar vermekteydi.

Bu engelleme yüzünden, Göktürk elçileri Soğdlu Maniakh tarafından Konstantinopolis’e ipek yolu üzerinden değil Kafkaslar üzerinden kuzey yolundan götürülmüşlerdi.

Türkler henüz 558 yılında Bizans’la ilişki kurmayı denemişlerdi. Gönderdikleri elçi Konstantinopolis’e Avar elçisinden hemen sonra gelmişti.

Maksadı, imparatorlukla daha sonra tesis edilecek ilişkilerin imkân ve hedefini açıklığa kavuşturmaktı. Elçinin bir diğer vazifesi de Bizans’a Avarlar hakkında olumsuz bilgi vermek ve böylece imparatorun Türk Kağanlığı’nın düşmanlarına yardım etmesini engellemekti.

Soğd lideri Maniakh, Türk Kağan’ı İstemi’ye Bizans’la dostluk kurarak ipeği Bizans’a doğrudan satmasını tavsiye etti. Bunun üzerine İstemi bir mektup ve kıymetli eşyalarla birlikte Maniakh’ı Bizans İmparatorluğu’na gönderdi (568-569). 2. Justinus Türk elçiliğini büyük bir saygıyla karşıladı.[12]

Türklerle aralarının açılması yüzünden Avrupa’ya sığınmış olan Avarlar hakkında bildiklerini söyletmek için heyet üyelerini inceden inceye sorguya çektiler. Avarların bir kısmının eski yurtlarında kalmış ve hâlâ Türk idaresinde yaşamakta oldukları, batıya göç ederek Bizanslılara sığınan ve orada yerleşenlerin ise yirmi bin kişi kadar bulunduğu bu sayede anlaşılıyordu.

Türk elçileri Türklerle Bizanslılar arasında bir ittifak anlaşması meselesine dönüp onlara sınırlarına yakın olan bütün düşmanlar tarafından (bilhassa Sasaniler kastediliyor.) Bizans’a karşı vuku bulacak herhangi bir hücumda Türklerin de onlara saldıracağını vadettiler. Anlaşma dini ritüeller uygulanarak onaylanmıştır.

Türkler ve Bizanslılar tarafından, Konstantinopolis’te, görüşmeler sonucu kabul edilen anlaşma maddeleri yazıya da geçirilmişti. Türk elçileri, seyahatlerinin siyasî ve ticarî amacına ulaşmışlardı. Bizanslılar, Türkler tarafından “mitaton / mitata” denilen, Soğdlu ve Türk tüccarların Konstantinopolis’te bir ticarî merkez kurabilmelerine izin vermişlerdir.

Bizans ve Türkler arasındaki diplomatik görüşmeler neticesinde, en eski Kuzey rotasının tekrar kullanılması suretiyle doğrudan ticarî ilişkilere girişilmesi karara bağlanır.

Türkler, ekonomik çıkarlarının yanında, daha önemlisi, Sasanilere karşı Bizans ile askerî ittifaka girişmek üzere antlaşma yapmışlardı. Yeni antlaşma çerçevesinde Bizans, ilk başta ipek ticaretinde öncelik hakkını talep etmekteydi. Diğer taraftan ise, madencilik alanında tanınmış olan Türkler, Soğdlulara aynı zamanda, en iyi kalite demiri de sağlayacaklardı.

2. Justinus zamanında, Bizans ve İran, 561-562’de, elli yıl için imzalanmış olan anlaşma çerçevesinde barış korunmaktadır. Ancak hem ipeği daha ucuza mal etmek, hem de barış için İranlılara para vermeyi reddetmek istediği için, Türk Bizans ittifakı kaçınılmazdır.

 DOĞU ROMA’DAN TÜRKLERE GİDEN HEYET

Konstantinopolis’teki görüşmeler neticesinde, Sasanîler’e karsı Bizans–Türk ittifakı da kararlaştırılmıştı. Altundag’da oturan Türk Silziboulos, yani, İstemi tarafından onaylanması gerekiyordu.

Bu amaçla, Bizans İmparatoru 2. Justinos’un emriyle, bir Bizans heyeti, “Prefectus Pretorioper Orientum” (Doğu İşleriyle İlgili İmparatorluk Müşaviri/Doğu Şehirleri Genel Valisi) pozisyonundaki Kilikyalı Zemarkhos başkanlığında, T’ien-shan (Tanrı dağları)’daki Ek-tag (Ak-Dağ) (Altundağ/Altındağ)’da, İstemi’ye ziyarette bulunarak Sasanilere karşı ittifak anlaşması onaylanacak ve bu antlaşma sonucunda, Bizans–Sasani mücadelesi 571’de başlayacaktı.  

Türk şamanlar Romalı elçiyi alevlerden geçirerek arındırdılar. Elçilik heyeti daha sonra Dizabul’un (İstemi’nin) Menandres’a göre anlamı “Altın Tepe” olan Ektağ’daki ikâmetgâhına gitti.

Elçiler İstemi’ye lazım gelen saygı ile selamladılar, kendisine sunulan armağanları bu işe memur ettiği adamlar derhal teslim aldılar. Güzel sözler söylendikten sonra, elçilerle Türk devlet adamları ziyafet sofrasına oturdular ve neşe içinde akşama kadar beraber kaldılar.

Üçüncü gün hepsinin en süslüsü bir çadırda toplandılar. Ağaç direkler altında kaplı olduğu gibi, altın yaldızlı kerevetin üzerine altın işlemeli dört yastık atılmıştı. Ön avlusunda gümüş sahanlar, gümüş tepsiler, gümüş heykelcikler gibi hep gümüş eşya yüklü arabalar duruyordu. Bizans elçisi gördüğü bu eşyaların güzelliğinden, Bizans zevkinden hiçbir zaman geri kalmayan bu ihtişamdan takdirle bahseder. Kağan Zemarkhos’a Kırgız bir cariye verdi.  Zemarkhos’u daha sonra uğurladı ve Maniakh öldüğü için Tagma adlı Tarkan unvanlı birini yanlarına kattı. Tagma Tarkan ölen Maniakh’ın oğlu idi ve Türk hükümdarı en sevdiği yakınlarından olan bu zâtı, bu nazik ve çok dikkat isteyen tercümanlık ve yol önderliği görevine seçmekle Bizanslılara karşı olan dostluğunun samimiyetini göstermiş oluyordu.

Eutichius, Hirodion, Kilikyalı Pavlos ve Anangast gibiler Türklere elçi olarak gönderilmişti.

ANLAŞMA SONRASI OLUŞAN DURUM: SASANİLERİN DÜŞÜŞÜ

Türkler 569-572 yıllarında İran’a ve Kafkaslara sefer düzenlemiş, ancak şehinşah ordusunun ve sınırdaki kalelerin geçilmez olduğunu düşünüp Kafkaslara yoğunlaşmışlardır. Bizanslılar Nusaybin’i kuşatmışlardır, Sasaniler Dara’yı 573’de zapteder.

 Türkler bu durumda Kafkaslardaki halkları da egemenlikleri altına alınca Sasanilerden vergi borcunu almak niyetinde hareket eder, bu durumdan çekinen Sasani hükümdarı Anuşirvan Türk Kağanlığı’na bir elçi heyeti yollatır, ancak burada hoş karşılanmazlar, Bizans heyeti de buradadır ve onlardan daha aşağı da olduklarını gösterirler.

570-71 yıllarında Sasaniler vergi ödemeyi reddedince Türklerin Media eyaletine kadar girdiğini Menander Protektor’dan öğrenilir. 572’de zor durumda kalan Sasanilere barış konumunda olan Bizans’da vergi ödemeyi reddedip barışı bozarak 591’e kadar savaş durumunda kaldı.

VALENTINUS’UN ELÇİLİĞİ

Tiberius Sezar’ın ikinci naiplik yılında, yani 576’da, Valentin Bizans’tan yola çıkar. Onun görevi Tiberius’un imparatorluk yetkilerini üzerine aldığını Kağan’a bildirmekti. Valentin ayrıca İstemi’yle yapılan anlaşmayı yenilemek ve Türkleri Sasanilere saldırmaya teşvik etmek niyetindeydi.

Valentin, muhtemelen Aral Gölü’nün kuzeyindeki bir bölgede Utrigur kralı Anagai sayesinde hükmeden Akkagas adında bir kadının yönettiği “İskit” halkının arasından geçip giderek, Turksant’ın huzuruna vardı. Turksant, Türk İmparatorluğu’nu yöneten sekiz prensten biriydi ve bunların en eskisinin adı Türkçe “aslan” sözcüğünü anımsatan “Arsila” idi. Turksant, Valentin’i oldukça asık bir çehreyle karşıladı ve çevirdikleri daleverelerden dolayı Bizanslıları acı bir dille eleştirdi. Onları köleleri Varhonitlerle (sahte-Avarlar veya Avrupa Avarları) anlaşma yapmakla suçlayarak, Türkler tarafından yenilgiye uğratılan Alanlar ve Utigurları ezdikleri gibi Varhonitleri de ezecekleri tehdidinde bulundu. Arkasından bizzat elçiyi hedef alarak, ölen babası İstemi’nin yasını tutmak için Türk geleneklerine uygun olarak yüzünü kesmemesinden dolayı tenkit etti.

572’de bu âdete uymayı reddeden Çinli elçi Wang K’ing kadar cesaret sergileyemeyen Valentin ve beraberindekiler, derhal yanaklarını çizdiler ve arkasından İstemi’nin cenaze törenini izlediler.

Türkler Arasındaki İç Mücadeleler ve Türklerden (Göktürklerden) Bizans’a Gelen Mektup

Theopylactos, bir grup Türk’ün, Türk Kağan’ının soyundan gelen Turum (Mavrikios’un çağdaşı olduğu düşünülüyor) başkanlığında Kağan’a isyan ettiklerini yazmaktadır. 598’de Türklerin büyük hükümdarı İmparator Mavrikios’a bir mektup yazmıştı.

Bu mektubun günümüze kadar ulaşmasını sağlayan Theophylactos Simocatta’nın metni çok önemlidir ve mektubun tercümesi ve karanlık noktalar için yorumlar Chavannes’ın eserinde yer almaktadır. Mangaltepe’nin çevirisiyle Türk hükümdarının mektubunun bazı kısımları şöyledir:

 “Ertesi yıl yaz geldiğinde doğuda yaşayan Türkler tarafından Kağan olarak seçilen kişi İmparator Mavrikios’a elçiler yolladı (598). Bir mektup yazdı ve barışı övdü. Mektubun girişi ve selamlama kısmı kelimesi kelimesine şöyleydi: “Yedi farklı milletin ve dünyanın yedi farklı bölgesinin büyük lideri olan Kağan tarafından Roma İmparatoruna” yollanmış bir mektuptu. Kağan Eftalit (Abdeli) denen topluluğun da Hakanı olduğunu mektubunda beyan etmekteydi. (…) Daha sonra, Ogur sağlam bir yenilgiye uğradıktan sonra, Kağan Kolch ulusunun hükümdarını kılıçların pençesine atmıştır. Akabinde üç yüz bin kişilik bu özel kabile savaşta katledilmiştir, böylelikle cesetlerin oluşturduğu çizgi dört günlük bir yolculuk mesafesine ulaşmıştır.  Zafer ışıltılı bir biçimde Kağan’a gülümserken, Türkler iç savaşta çarpışmışlardır. Kağan’a kan bağı ile bağlı (akraba) olan Turum adında bir kişi isyan çıkarmış ve büyük askeri güçler toplamıştır. Savaşta galip gelemeyen Kağan, diğer üç büyük Kağan’a (bey olmalıdır) bir elçi göndermiştir. Bu kağanların (beylerin) adları: Sparzeugun, Kunaxolan ve Tuldich’tir. (…) Kağan galip gelmiş ve ittifak güçleri yön değiştirerek kaçmıştır; büyük bir kırımdan sonra Kağan yeniden bu bölgenin hâkimi olmuştur. Kağan imparator Mavrikios’a elçiler yollayarak zaferini bildirdi.”

HAZARLARIN ORTAYA ÇIKIŞI

Savaşan taraflar da yenişemediklerine göre artık Türklerle Bizanslılar anlaşmalıydı. Resmî bir ittifak sağlanmamışsa da Gürcü hükümdarı Guarami Bagratuni 589’da aldığı yardımlarla bütün İran karşıtı güçleri bir araya getirme işine soyundu.

Aynı dönemde Daryal Boğazı’nda, Ermenistan ve Azerbaycan’da Türk-Hazar savaşçıları ve doğuda Şabe ortaya çıkmıştı.

Hazarlar’ın yaşadığı topraklar 576’da hakimiyetini Karadeniz’e kadar ulaştıran Türk Devleti’nin sahasına dâhil edilmiştir. Hazarlar bu tarihten 630 yılına kadar Türklerin batıdaki en uç kanadını meydana getirmişler ve askerî bir kuvvet olarak Türk Kagan’ının emrinde hizmet etmişlerdir

Şabe üç yüz bin askeriyle Hürmüz’ün üzerine yürüdü ve Badgis ve Herat’a kadar geldi. Bu arada Bizans İmparatoru Suriye Çölü yönünde ilerlerken, Hazar hükümdarı Hazar Denizi güneyindeki Derbend’de her yeri ateşe ve kana boğuyordu. Bu saldırı, Batı Türk (Göktürk) güçleri, Bizans ve onun Arap müttefiklerinin Sasanilere karşı eşgüdümlü bir çabasının bir parçası olarak gözüküyor.

Sasaniler Kudüs’e Girip Gerçek Haçı Götürmesi: Bizans-Sasani Savaşı Hazar-Bizans İttifakı

İmparator Heraklius 610’da Bizans tahtına çıkmıştı. Hüsrev Perviz, Mavrikios’un Bizans’ın Anadolu’daki bazı şehirlerini tahrip etmiş ve 614’te generallerinden biri Kudüs’ü ele geçirerek gerçek haç ağacını alıp götürmüştü.

Heraklius savaşmaya 622’de karar verdi. Türklerin üçüncü ve son savaşta (626-628) ortaya çıktıklarını görüyoruz. Sasaniler saldırıya geçip 626 yazında Avarlarla müttefiken Konstantinopolis’i kuşattılar. Bizanslılar inatla başkentlerini savundular. Avarlar kılıçtan geçirilmiş, Sasaniler hezimete uğratılmıştı.

Küçük Asya’da bulunan Heraklius İran’a karşı yeni bir saldırıya hazırlanmıştı. İran’a karşı düzenlenen ilk seferde uğranılan başarısızlıklar, Heraklius’u Bizans’ın eski dostları Türklerden müttefik aramaya mecbur etmişti. Bizans kaynaklarında ilk defa Hazarlardan bahsedilmeye başlanması da bu münasebetle olur.

HERAKLİUS’UN ELÇİSİ ANDREY

Heraklius’un elçisi Andrey, “Kuzey Kralı”nın nâibi, krallıkta ondan sonra ikinci sırada yer alan Cebu kagan (Yabgu Kagan)’ı muhtemelen Tong Yabgu Bizans’a yardım etmeye ikna etmek için harekete geçti. (626).

Yüklü hediyelerini takdim eder ve Heraklius’un bizzat yardım talebinde bulunduğunu kağana iletir.

Tong Yabgu «Onun düşmanlarından intikamını alacağım ve doğrulup kahraman ordumla birlikte ona yardım etmek üzere bizzat gideceğim. Onun talebini, isteği doğrultusunca kılıç ve yay ile savaşarak yerine getireceğim

Tong Yabgu bin kişilik seçme bir birlik ile Andrey’i imparatorun yanına ulaştırdı. 627’de Tong Yabgu’nun Şad ünvanı taşıyan yeğenini Hazar çevresindeki boylardan oluşturulmuş bir ordunun başında efendisinin gelmesine kadar Heraklius’un Sasani saldırısına uğramaması için Kafkasya’ya girdi.

KAĞAN VE İMPARATORUN BİZZAT MÜNASEBETİ

Ziebel (Cebu Xan, Yabgu Kağan) atından inerek sevecenlikle imparatorun boynunu öptü. Bunu büyük bir onur olarak algılayan imparator, dostlukları bu hâlde kalırsa kendisine at sırtında yaklaşabileceğini ilan etti ve ona oğlum diye hitap etti.

Başındaki tacı çıkararak Yabgu’nun başına koydu ve bir ziyafet düzenledikten sonra, imparatorluk giysileri ve inciyle süslenmiş küpelerin yanında ona, ziyafet masasındaki tüm eşyaları hediye etti. Ayrıca kendi eliyle, diğer Türk soylularına benzer küpeler taktı.

Yine de Avar liderinden gördüğünü görmemek için ve anlaşmayı daha sıkı bir hâle getirmek fikriyle beraber, Yabgu’ya kızı Eudokia’nın portresini göstererek şöyle söyledi:

“Tanrı bizi bir araya getirdi ve seni benim oğlum yaptı. Bak, bu benim kızım Romalı Augusta. Eğer davamı benimser ve düşmanlarıma karşı bana yardım edersen, seni onunla evlendireceğim.”

Yabgu resmin güzelliğinden ve süsünden çok etkilenerek, kroniğin deyimiyle âşık olarak ittifaka gitgide bağlandı. Beklemeden imparatora bir kumandanın yönetiminde çok sayıda Türk’ü teslim etti. Bunları yanına alan Heraklius ise İran’ı istila etmek için yola koyuldu. Eudokia Tong Yabgu ile evlenmek üzere yola çıkmış, yolda bulunduğu bir sırada müstakbel kocasının ölüm haberini almıştı.

KAYNAKÇA

– Prof. Dr. Işın Demirkent, Mikhail Psellos’un Khronographia’sı,TTK Yay, Ankara, 2014. (10-11 Yy.)

– Ali Ahmetbeyoğlu, Grek Seyyahı Priskos’a göre Avrupa Hunları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay, İstanbul, 1995. (5. YY)

-Işın Demirkent, Ionnes Kinnamos’un Historia’sı 1118-1176, TTK Basımevi, Ankara, 2001. (12.YY)

-İsmail Mangaltepe, Menandros Protektor ve Theopylakhtos Simmokates: Bizans Kaynaklarında Türkler, Doğu Kütüphanesi Yay, İstanbul, 2006.

-Hatice Palaz Erdemir, VI. Yy. Bizans Kaynaklarına Göre Göktürk-Bizans İlişkileri, Arkeoloji ve Sanat Yay, İstanbul, 2003.

-Ali Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hun İmparatorluğu, TTK Basımevi, Ankara, 2001.

DİPNOTLAR

[1] Mustafa Daş, Bizansın Düşüşü, Yeditepe Yay, İstanbul,2006, s.124.

[2] Mustafa Daş, Bizansın Düşüşü, Yeditepe Yay, İstanbul,2006, s.172.

[3] Margus: Bugün Požarevac, Sırbistan (Pasarofça)

[4] Carsus: Romanya, Harşova

[5] Hun soyundan bir boy. 435’de Attila tarafından hakimiyet altına alındı.

[6] Viminacium: Bugün Sırbistan, Semendire’nin doğusunda kalmaktadır.

[7] Ratiaria: Bugün Bulgaristan, Vidin’in güneyinde kalmaktadır.

[8] Chersones: Gelibolu

[9] Ali Ahmetbeyoğlu, Grek Seyyahı Priskos’a göre Avrupa Hunları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay, İstanbul, 1995, s.24.

[10] Flavius Aëtius, Batı’nın tabiri ile The Last True Roman Magister Militum

[11] Ahmet Taşağıl, Gök-Türkler, TTK Basımevi, Ankara, 2012, s. 31-32.

[12] Hatice Palaz Erdemir, VI. Yy. Bizans Kaynaklarına Göre Göktürk-Bizans İlişkileri, Arkeoloji ve Sanat Yay, İstanbul, 2003, s.14.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.