İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Siyasilerin Değil Bilim İnsanlarının Yönettiği Rejim: Teknokrasi

1929’da Amerika Birleşik Devletleri “Büyük Buhran” olarak da bilinen yıkıcı bir ekonomik krizle mücadele ediyordu. I .Dünya savaşından sonra geçici olarak durulan dünya, savaş sonrası sanayinin iflası sebebiyle yerini ekonomik krize bırakmıştı. Böylece dünya arenası da yeniden kızışmaya başlamıştı. O dönemde Amerika’da siyasilerin tetikçiliği ile çıkan savaşların bedelini halkın ödediği inancı çok yaygındı.

Dönemin medya bültenlerinden, sanat eserlerine kadar hemen hemen her yerde sivil itaatsizlik emarelerine sıklıkla rastlanılmaktaydı. İnsanlar siyasetçilerin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini, aslında halkın kendi isteklerinin gerçekleşmediğini düşünmekteydi. Dolayısı ile Amerikan halkı bu büyük çöküşün faturasını Hoover yönetimine kesti. Bir sonraki seçimde Hoover’ın başkan seçilmeyeceği aşikârdı. Onun yerine ekonomik sistemde köklü değişiklikler vaat eden Franklin D. Roosevelt başkan seçildi.

Franklin D. Roosevelt, ABD tarihinde hakkında en çok kitap yazılan ilk 20 kişi listesindedir.

Hardvard Üniversitesi Ekonomi bölümü mezunu olan Roosevelt, alanında yaptığı başarı çalışmalar ile adını duyurmayı başarmış, başkanlık koltuğuna oturmadan önce başarılı bir ekonomist olduğunu ispatlamıştı. Muhalefet partilerden hatta ve hatta kendi partisinden, diğer politikacılardan tepki çeken hamleler ve açıklamalar yapmasına rağmen ekonomik reformlar düzenledi.

Alanında iyi bir ekonomist olan Roosevelt, ABD’nin ekonomisini toparlamıştır. Roosevelt halkın refah düzeyini yeniden tahsis edebildiğinden demokratik çevrelerce çok taktir edilmiştir. Öyle ki Roosevelt ABD tarihinde üst üste iki defadan fazla seçilmiş tek başkan olmayı da başardı. ABD tarihindeki en başarılı başkanlar arasında anılan Roosevelt döneminde olayların etkisiyle bir fenomen ortaya çıkmıştı:

“İşi Ehline Vermek”

Amerikalı iktisatçı ve sosyolog Thorstein Veblen büyük buhran durumunu bir kaç yıl önce ön görmüştü. Bu gidişatın siyasiler tarafından daha da kötüleştirildiği, yakın zamanda ciddi bir ekonomik krizin ABD’nin kapısını çalacağını ve bunun için de profesyonel ekonomistlerden oluşan bir kurulun ABD ekonomisini yönetmesi gerektiğine dair açıklamalarda bulundu.

Veblen bu dönemde Sovyet Rusya devriminin “bilim insanları” tarafından yapıldığını ve yeni bir ekonomik sistem olarak “Mühendisler Devleti”‘nin kurulacağını öngördüğü “The Engineers and the Price System” (Mühendisler ve Fiyat Sistemi) adlı kitabı yayınladı.

Thorstein Veblen‘ın Kitabı, demokrasinin maddi güç ile manipüle edilerek bir ülkenin tarikatlara veya dış etmenlere savunmasız bırakılabileceğini, sivil darbeye maruz kalabileceğini kanu almaktadır.

Bu düşüncelerinin gelişmesini sağlayan kurumlar olan “Teknoloji İttifakı” ve “Teknokrasi Eylemi” adlı açılımlara katkılar yaptı.

Ancak Roosevelt gibi kendini ispatlamış, yetenekli kişilerin ülkenin yönetiminde söz sahibi olmasını savunan Veblen, Roosevelt’i desteklemesine rağmen söylemleri ve çalışmalarının neticesinde “Demokrasi karşıtı” veya “Komunist” suçlamalarına maruz kalmıştır. Bununla birlikte o dönem teknokrasi ve “hak edenin yönetmesi” söylemleri medya, bürokratlar ve yargı tarafından susturulma girişimlerine maruz kalmıştır. Düşüncesi bile politikacılar tarafından bu kadar tehlikeli görülen fikir daha sonra Teknokrasi olarak adlandırılmıştır.

Nedir Bu Teknokrasi ?

Teknokrasi, “tekno” ifadesinden ötürü yeni ortaya atılmış bir fikir gibi gelse de aslında kökleri çok eskiye, bir çok yönetim rejimi gibi antik yunan medeniyetine dayanmaktadır.

Teknokratos antik Yunanca’da uzmanlık ve beceriklilik anlamına gelen “tekna“, teknikos sözcüğü ile yetki ve otorite anlamına gelen kratos sözcüğünün birleşmesinden oluşan bir kelimedir. “Teknokratos” ve Türkçe telaffuzu ile “Teknokrasi”; Teknokratların yönetimi anlamına gelmektedir.

Teknokrasi bütün karar verme süreçlerinin teknik uzmanların yönetiminde olduğu bir siyasi rejimdir. Yönetim kademelerinde sadece bilgi, deneyim ve yetenek sahibi bilim insanları, mühendisler yer alır. Devletin yönetimi ve yürütmesi ile ilgili tüm süreçlerin böylelikle bilimsel, materyalist ve somut temellere dayandırılır. Bu yönetim biçiminin teknoloji, bilgisayar, matematik ve benzeri sayısal kavramlar ile bir ilişkisi yoktur.

Teknokrasi Meritokrasi‘nin bir çeşididir. Meritokrasi, yönetim hakkının kişilerin bireysel üstünlüğüne yani liyakata dayandığı yönetim biçimidir. Bu yönetim şeklinde idare gücü, üstün özellikleri olduğu düşünülen kişiler arasında paylaştırılmaktadır. Osmanlı Devleti’ndeki Devşirme sistemi bir Meritokrasi örneğidir. Osmanlı’da hiyerarşinin en üstünde padişah yer alsa da (monarşi) divan kurulu alanında uzmanlaşmış devlet adamlarından, paşalardan, mimarlardan seçilmektedir. Teknokrasi’ nin Meritokrasi’ den temel farkı ise tüm yasama ve yürütme yetkilerinin tamamen teknokrat bir irade tarafından idare edilmesidir.

Platon’un “Aptallar Gemisi” örneği günümüzde Teknokrasi’yi açıklamak ve anlamak için bir metafor olarak kullanılır.

Platon’un Ship Of Fools (Aptallar Gemisi) metaforunu anlatan bir çizim

Bir gemide doktorlar, denizciler, askerler ve çiftçiler ve çocuklardan oluşan bir kafilenin yolculuk ettiğini düşünelim. Bu gemide hayvanların bakımı, geminin savunması, dümenin sürülmesi ve hastaların tedavisi olarak 4 ana görev var.

Demokrasinin olduğu gemide yolcular kaptan adayı olur. Bir asker ikna ve hitabet kabiliyeti ile halkı etkiler ve seçilir.

Teknokrasinin olduğu gemide ise denizcilerden en çok görev yapmış, en az kazalı olanlar arasından kaptan adayları belirlenir. Bu adaylardan yine denizcilerin oyları ile kaptan seçilir.

Demokratik ve Teknokratik gemiye de buzdağına doğru kafa kafaya ilerlemektedir.

Demokrasi ile yönetilen gemide yöneten asker olduğundan bu durum ile daha önce karşılaşmamıştır. Halk, buz dağının kırıp geçilmesinden yanadır, galeyana gelmiştir. Halkın desteği için kaptan gemiyi buz dağına çarpar ve gemi içindeki herkes ile beraber batar.

Öte yandan Teknokrasi ile yönetilen gemide kaptan, tecrübeli bir denizcidir. Halk buz dağına çarpmak için galeyan etse de buz dağının kırılıp geçilemeyeceğini bildiğinden manevra yapar. Gemiyi göndürür. Halk hoşnut olmayabilir ancak gemi ve içindekiler için en doğru karar verilmiştir.

Platon’un Gemi Metaforu

Platon’un Devlet’te de bahsettiği gemi örneğinde, halkın isteklerinin yine halkın bekası için her zaman en iyi çözüm olmadığı eleştirilmektedir. Örneğin ekonomi üzerine bir karar verilecek ise halkın çoğunun ekonomi hakkında fikrinin olmadığı bir ülkede halkın iradesi, halkın kendi iyiliğini garanti etmeyebilir. Teknokrasi yine halk içinden yetişmiş bilim insanları ve görevliler arasından ilgili eğitimi almış kişilerin oyları ile seçim yapılmasını sağlar.

Teknokrasi Nasıl İşler ?

Bu yönetim biçiminde mebuslar (vekiller) veya senatörler yerine teknokratlar yer almaktadır. Teknokrasinin farklı kültürlerde farklı uygulama biçimleri olsa da genellikle halkın içerisinden kendini ispatlamış, yetkinliği ve yeterliliği ile önderlik edebilecek kişiler arasından adaylar belirlenir. Bu adaylar yine ilgili eğitimi almış kişilerin oyları ile seçilir.

Gemi metaforunda işin püf noktası, ömründe hiç dümen tutmamış birinin kaptan olmasının önüne geçilmesidir. Zira halk buz dağına çarpıp, dağı kırıp geçebileceğine inanabilir. Ancak denizcilik eğitimi almış, uzun yıllar ömrünü denizde geçirmiş bir kaptan bunun gerçek olmayacağını, teşkil ettiği tehlikeyi bilir. Gemideki yolcular buz dağına çarpmak (ve kırıp geçmek) istese de kaptan kimsenin zarar görmemesi için hangi manevranın yapılması gerektiğini tespit edebilir ve uygulayabilir. Halk buna karşı olsa da geminin, halkın ve kaptan kamarasının iyiliği için bu en optimum çözüm olacaktır.

Zira gemi battıktan sonra kimin istediğinin gerçek olduğu polemiği de önemsiz olacaktır.

Teknokraside oy kullanmak için bir bakanlığın çalışma alanına yönelik tahsil sahibi olmak gerekmektedir. Örneğin üniversitenin mühendislik fakültesinden mezun olanlar, sanayi ve teknoloji bakanını seçmek için oy kullanabilirken sağlık bakanını seçmek için oy hakkına sahip olamazlar. Dolayısı ile kabine seçimi için yapılan oylamalar paralel olarak, ancak herkesin farklı oy haklarına sahip olduğu bir tabanda yapılır.

Aynı şekilde, üniversitelerin sağlık bölümlerinden mezun olan birisi, sağlık bakanını seçmeye oy kullanabilirken diğer bakanlıkların seçiminde oy hakkına sahip olmaz. Modern teknokrasi, akademik eğitim üzerine kurulmuştur. Bu bağlamda yalnızca alanında akademik olarak çok başarı sahibi olmuş kişiler bakan adayı olabilmektedir. Örneğin bir tıp profesörü sağlık bakanı adayı, çok başarılı çalışmalara imza atmış bir bilgisayar mühendisliği profesörü sanayi ve teknoloji bakanı adayı, bir tarih profesörü ise kültür ve turizm bakanı adayı olabilmektedir.

Lisans eğitimleri mutlaka bir bakanlığa bağlı olacak şekildedir. Dolayısı ile teknokraside her üniversite mezunu bireye kendi alanındaki bir aday üzerine oy kullanma hakkı verilmektedir. Bununla beraber teknokrasi modeli, ilgili seçimde oy kullanacak yetkinliğe sahip olmayan (lisans düzeyinde eğitime sahip olmayan) kişilerin seçimi manipüle etmesini engelleyerek oyların değer teşkil etmesini de sağlamaktadır.

Teknokrasi ve Demokrasi Farkları

Teknokraside kararlar çok hızlı alınırken demokraside bu süreç bir parlamento veya referandum onayı ile alındığından çok daha uzun sürmektedir.

Teknokraside siyasi bir hesap verme kaygısı yoktur. Çünkü teknokratlar politikacı olmadığından görevleri yalnızca yetkinlikleri ile yönetmek olacaktır. Demokraside ise siyasetçiler hem kendi iktidarlarını sürdürmek hem de ülke çıkarına yönelik hareket etmeye çalışmaktadır. Bu durum bazen çelişebilir veya başarısızlığa yol açabilir.

Teknokraside seçim kaygısı olmadığından teknokratların tamamen ülke çıkarlarına yönelik karar alması daha olası olacaktır. Bu ülke lehine çok hızlı ve cesur kararlar alınmasının önünü açmasının yanında; belirli bir zümrenin diktatörleşmesine sebep olabilecek kadar kapsamlı yetkiler vermektedir ve bu nedenle tehlikeli olabilmektedir.

Demokraside herkes ülke yönetimine katılmak için aday olabilir veya adaylara oy kullanabilir. Teknokraside ise yalnızca ilgili alan ile uzmanlığı bulunan kişiler, kendi aralarından adaylığını koyan kişiler arasında seçim yapabilmektedir. Örneğin demokraside halkın oyları ile bir siyasi parti iktidara gelir. İktidar ve muhalefet partilerden oluşan bir meclis yasama organı olarak görev alırken iktidar partisinin kabinesi, bakanlar kurulu olarak yürütme organının başına geçer.

Politik kutuplaşma ve yozlaşmayı Teknokrasi ile kıyaslayarak açıklayan Joseph J. Pilotta’ın kitabı

Demokraside genel bir hükümet seçimi için herkes oy kullanır, iktidara gelen parti kendi kabinesini oluşturur. Teknokraside ise her bir yürütme görevi için bağımsız olarak ve o konuda eğitimli kişilerin oyları ile göreve getirilir. Örneğin eğitim bakanını seçmek için yalnızca üniversite eğitim fakültesi oy kullanabilir. Adaylar ise eğitim alanında en çok çalışma yapmış akademisyenlerden seçilir.

Demokrasiye baktığımızda aynı kişinin sırayla ulaştırma bakanlığı, kültür ve turizm bakanlığı, eğitim bakanlığı yaptığı görülebilmektedir. Bir kişinin hem ulaştırma, kültür-turizm hem de eğitim alanlarında bir ülkeyi yönetebilecek kadar yetkinliğe sahip olması kuşku duyulan bir durumdur. Teknokrasinin en önemli avantajı, bakanların her birinin kendi alanında akademik başarıya sahip olmuş, kendini ispatlamış ve siyasi rüzgarla değil kendi çabası ile mevki sahibi olmuş kişilerden seçilmesidir.

Günümüzde Teknokrasi

Covid-19 pandemisinde hükümetler, idari kararlarda bilimin izinden gitmenin önemine şahit oldu. Bazı ülkelerde politikacılar, pandemi veya virüs hakkında bilimsel olarak hiçbir bilgi birikimleri olmadığından ülkelerini ve halklarını sıkıntıya sokacak hamleler yaptılar.

Örneğin yazının ilk paragrafında örnek verdiğimizAmerika Birleşik Devletleri’nin pandemi dönemi başkanı Donald Trump; insanların derisine dezenfektan enjekte ederek virüse karşı bir tedavi yöntemi bulunmasını öne sürdü. Bu her ne kadar komik ve önemsiz bir detay gibi görülse de ABD’de siyasetçilerin basiretsizliği ve aldığı yanlış kararlar neticesinde ABD’de yaklaşık 500 bin kişinin Covid19 pandemisi sebebiyle hayatını kaybettiği görülmektedir.

Nitekim pandemi döneminde ekonomik süreçleri yönetmekte başarısız olan hükümetler de benzeri şekilde halk arasında “halkın iradesi” söylemleri yerini “bu işten iyi anlayan birisi yok mu” serzenişine bırakmıştır.

Ülkemizde pandemi hakkında karar vermesi açısından bilinçli davranılmış ve salgının erken safhalarında hükümet tarafından bir bilim kurulu oluşturulmuştur. Alanında uzmanlığı ispatlamış bilim insanlarından oluşan bu kurul, siyasetçilere danışmanlık ederek bilimin ışığından uzak kararlar verilmesini, hatalar yapılmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Ancak yine siyasi kaygılardan ötürü bilim kurulunun kararları tam anlamı ile uygulanamamıştır.

2021 yılı itibari ile bir çok ülkede iktidarların, bilim insanlarından oluşan kurullardan danışmanlık aldığı görülmektedir. Bu sözde teknokrasi (Pseudo Teknokrasi) olarak adlandırılsa da tam anlamı ile teknokrasi rejimine geçiş yapan ülkeler mevcuttur.

Teknokrasi’ nin son örneği İtalya’da görülmektedir. İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, ülkenin içinden geçtiği salgın koşulları ile yol açtığı ekonomik ve sosyal acil durumlarla yüzleşecek bir hükümetin kurulması için yüksek profil bir kurulu görevlendireceğini belirtti ve teknokrat hükümete geçişi onadı. Bilimin ve teknolojinin öneminin her geçen gün arttığı; uzay, yapay zeka ve robotik devrimlere her gün bir adım daha yaklaştığımız günümüz dünyasında teknokrasi belki de ülkelerin ayakta kalmak için geçmek zorunda kalacağı yegane yönetim biçimi olabilir.

Kaynakça

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.