İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İki Şehrin Tarihi: Roma ve Semerkand

 

MEDENİYET VE KENT

Tarih boyunca kentler, kültür ve medeniyetlerin doğduğu, geliştiği ve yayıldığı yerler olmuştur. Medeniyetlerin çoğu zaman kentlerde ortaya çıktığı ve kentlerin çökmesi ile birlikte medeniyetlerin de çöktüğü görülmektedir . Kentler her daim medeniyeti beraberinde getiren başlıca unsur olmuştur. Etimolojik anlamda da keza Arapça kökenli olan “medeni” kelimesi kente uygun davranan insan anlamında kendini göstermiş, uygar, çağdaş gibi anlamları da içermiştir. Dolayısı ile dil kültür ilişkisi her zaman paralel olduğundan ötürü medeniyet kavramı kent ile her zaman paralel bir durum arz etmiştir.

Pek çok tarihçiye göre insanoğlunun medeniyete adımı şehirleri kurması ile başlatılır. Bu kentler; yerleşik hayata geçiş, yani avcı-toplayıcı bir anlayışı bırakan insanoğlunun buzullarında çekilmesi ile tarımı keşfetmesi paralelinde gelişmiştir. Nitekim ilk kentler Anadolu’nun Güney-Doğu’sunda “Verimli Hilal”

 denilen Antik ismi ile Mezopotamya bölgesinde kurulmuştur. Tarımın getirisi ve artı ürün ile çoğalan insan toplulukları farklı kentler kurmuş, ticarete başlamış, artık kendi bölgeleri dışında yeni yerler iskan etmeye başlayarak büyük bir yayılım göstermiştir. Anadolu, Yunanistan ve Avrupa’ya doğru yayılımlar ardışık bir şekilde gerçekleşmiştir. Arkeologlara göre bu bir silsile içinde gerçekleşerek tedrici olarak insanın yayılımı içten dışa doğru görülür.

Kentin tanımı hakkında sosyal bilimler alanında pek çok ünlü isim yorum yapmıştır. Weber bir yerleşimin kent olabilmesi için şartlar sıralamış, Marx üretim ve ticaretin olduğu yer gözüyle bakmıştır. Temel itibarıyla kent sosyal, siyasal, ekonomik, hukuksal, dini vs. belli kurumları bünyesinde toplayabilmiş insanların birbiri ile iletişimde olduğu yerleşim biçimleri olarak göze çarpmaktadır. Dolayısı ile yönetim sınıfı kendini göstermeye başlamış, devlet kurumunun temelleri de atılmıştır. Örneğin Antik Yunan Kentlerinde görülen “Polis” kavramı hem kent için hemde devlet için aynı anlamda kullanılmıştır.

ROMA

“Akdeniz Havzası, Sicilya adasıyla batıda ve doğuda olmak üzere iki bölüme ayrılmaktadır. Apenninler Yarımadası’nın (İtalya) hâkim konumu ise, tüm Akdeniz Havzası’nın buradan siyasal, ekonomik ve kültürel açıdan birleştirilmesini ve “teritoryal” bir devletin kurulmasını kolaylaştırmıştır.” İleride kurulacak olan bu teritoryal devlet stratejik konumunun ve özellikle teşkilat yapısı itibari ile diğer halklara üstün oluşu gibi etmenlerin desteği ile Avrupa ve Asya’da büyük bir medeniyeti oluşturacak olan devleti yaratacaktı.

Remus ve Romulus’un Annesi Rhea Silvia

Romalılar, kent hayatına girişmeden önce Latin Halkları 30 köy halinde dini bir kült etrafında yaşamaktaydılar. Bu kültün merkezi Alba Longa idi. Bu Alba Longa kült merkezini Roma’nın ilk krallarından olacak olan Tullius Hostilius ele geçirerek bu parçalı yapıda olan Latin halklarını Roma merkezinde birleştirecektir. Yani temelde birbirlerine dini açıdan bağlı olan Latin halkları gerek ekonomik çıkar gerekse komşu halk olan Etrüsklerin şehirsel gelişimdeki etkisi ile tek çatı altında toplanacaklardır.
Kendi içinde de dönüşüm geçiren Roma ortaya çıkış yılı olarak kabul edilen tarihi 752/751 olarak kabul edilir.

Romalılar diğer İtalyan halklarına karşı kazandıkları askeri başarıları, bu başarılara ek olarak diplomatik anlamda kurnaz davranışları ve devlet teşkilatlarındaki sağlam iradeleri sonucu kendine bağlı şehir-devletlerinin sayısı zamanla artarak büyüyecektir. Romalılar diplomasiyi ve askeri nizamını pratikleştirerek etkili bir siyaset izleyecektir. Bütün İtalya’ya hakim olacak olan bu İtalyan şehir devleti izlediği politikasını profesyonelleştirecek Afrika merkezi büyük rakipleri Kartacalıları mücadeleler sonucu devirerek topraklarına hakim olacak, Kuzey’e doğru açılarak Barbarları yok edecek Fransa ve İngiltere’ye kadar uzanacak, Yunan şehir-devletleri ile işbirliği yaparak Balkanlarda egemenlik kuracak, İspanya, Anadolu, Mısır, Arabistan’ın bir kısmı yani Doğu’da Persler’in bölgesine kadar hakim olacaktır.

İmparator Trajan Dönemi Roma Sınırları

“Başlangıçta Roma şehrine krallar hükmederdi.” Tacitus’unda belirttiği üzere Roma ilk devrinde “Rex”de denilen senatonun tayini ile atanan krallar tarafından yönetilmekteydi. Bu krallar aynı zamanda en yüksek hakim ve rahip konumundadır. Yani en büyük askeri ve sivil emretme yetkisine sahip bir konumdadır. Bu krallarda ilk dönemde bir veraset monarşisi yoktur. Ancak İmparatorluk döneminde tam anlamıyla bir veraset monarşisi görülecektir.

Rahipler ve Senato üyeleri kralın danışmanlığı konumunda görülürlerdi. Senato üyeleri büyük toprak sahiplerinden oluşan meclislerin başkanlarından oluşmaktaydı.
Büyük toprak sahiplerinden oluşan “Halk Meclisleri” adı verilen yapılar şehir içindeki büyük ailelerin birleşiminden oluşuyordu. Bu halk meclisleri askeri ve idari bir amaç taşıyordu. Krallık devrinde savaşa ve barışı belirleyen kurum buydu.

Roma kentinde hakim olan krallık devrinin sonlanması; Kral Tarquinius Superbus döneminde şehir her ne kadar gelişse de Superbus tiranvâri tutumu ile halkın tepkisini çekmeye başlamıştı. Oğlu Sextus’un da bir takım rivayetlere göre amcasının karısına tecavüz etmesi ile halk iyice galeyana gelir ve Lucius İunius Brutus önderliğindeki ayaklanma ile kral şehirden sürülmüştür.

Cumhuriyet döneminde yol yapımı gibi büyük projelerin ihaleye çıkarılması iki magistra ve censor’ların görevi idi. Bu yüksek memurlar aynı zamanda halkın geleneğini göz önünde bulundurur ve senatörlerin itibarlarını geri alabilirlerdi. Bir senatörün savaşa gidip ordu komuta etmesi için önce konsül seçilmesi gerekirdi.

2.Yy dolaylarında Magistra’lar, savaşların uzamasına binaen görev süreleri uzadığından dolayı ordu ile bir bağ kurmaya başlamışlardı. Senatörler ile birlikte paralel yürütülen idare Magistra’ların uyuşmazlık halinde kuvvet üssü sağlamasıyla artık siyaset güç dengelerine göre şekillenmeye evrilmişti.

1. Toplumsal Yapı

Her şeyden önce baba anlayışı yani ataerkil yapı toplumsal yapının temelini oluşturuyordu. Bunun akabinde aileler ve soylar toplumdaki sınıfsal yapının belirleyicilerindendi. Bu ailelere “Gens” adı verilirdi. Temel olarak dört sosyal sınıftan bahsetmek mümkündür.

Patricius’lar: Siyasal haklara sahip tek gruptur. Askerlik yapma yükümlülükleri vardır. Senato ve Halk Meclisleri’ni oluşturan sınıftır. 7. Yy. Roma’sında oldukça etkilidirler , şehrin kararlarını alırken ve krallık devrinde kralların seçiminde birinci elden görev alırlardı.

Patriciler

Pleb’ler: Genelde küçük çiftçilerden, zanaatçılardan, tüccarlardan ve çobanlardan oluşan gruptur. Bu sınıfın siyasal hakları ve askere gitme yükümlülüğü krallık devrinde yoktur. Patricus’larla birleşmemeleri için krallık devrinde iki sınıf arasında bir yasak vardır.

Pleb

Cliens’ler: Patricus’lara bağlı, onların himayesinde yaşayan genelde zanaatçı ve arazi kiracısı kimselerdi.

Köleler: Eşya gözüyle bakılır ve hiçbir siyasal ve özgürlük hakları yoktur.

 

2. Ekonomik Yapı

Krallık döneminde; Tarım ve hayvancılık temel geçim kaynağı idi. İlk başta değiş-tokuş ölçüsü olarak “hayvan” olarak kullanılsa da “Pecunia” adındaki para kullanılmaya başlayacaktır.

3. Mimari Yapı

Şehrin ortaya çıkışının 752-751 olduğundan bahsetmiştik. Bu tarihten itibaren gerek idari, gerek dini, gerek siyasi, gerekse halkın kişisel ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir çok mimari eserler ortaya koyulmuştur. Bu eserler Roma İmparatorluğu ile tüm dünyaya yayılacak başlıca mimari kültürleri ve estetikleri de beraberinde getirecektir.

375 yılında krallık devrinden kalma surlar yenilenerek geliştirilmiştir. “Servius Duvarı” adı verilen cumhuriyet dönemine ait bu surlar on metre yükseklikte olup, on bir kilometre uzunluğundadır.

Servius Surları

“Aqua Appia” olarak bilinen su kemerleri önemlidir. İçleri oyulmuş tüf taşları bloklarından oluşturulmuş ve su kaynağı ile Caelius tepesi arasında yeraltı kanalı olarak düşünülebilir. Bu tepe ile Aventinus bölgesi arasında kalan vadiye kemer sıralarının üst üste yerleştirilmesi ile köprü yapılmış ve Forum Boarium’a kadar uzatılmıştır. 60 bin nüfuslu Roma için bu su kaynağı oldukça önemliydi. 3. Yy’larda çeyrek miyona gelen nüfusa Aqua Appia su kemeri yetmediği için Tivoli kaynaklı “Aqua Anio” adlı su yeni bir su kemeri inşa edilmiştir.

Su Kemeri

Romalılar ilk kez denizde kazandıkları ilk zaferin anısına, Forum Romanum’a su perisi Iuturna’ya adadıkları bir tapınak inşa etmişlerdi.

2. Yy’da Yunanistan’ın alınması ile Yunan kültürü mimari açıdan da Roma’da oldukça etkin olmaya başlamıştı. Bunun en tipik örneğinden bir tanesi de “kral salonu” anlamında gelen dikdörtgen planlı orta bölümünde pencere bulunan “Bazilika”dır. Diğer bir örnekte Yunanca’da Stoa yani “sütun galerisi” anlamına gelen “Porticus”dur. İlk hamam örnekleriyle de bu dönemde tanışılmıştır. İmparator Augustus döneminde Roma’da 170 hamam vardır.

SEMERKAND

20. yüzyılda bölgede yapılan arkeolojik kazılardaki bulgularla bu rivayetlerin birlikte değer lendirilmesinden şehrin milartan önce 535 yılında Pers Hükümdan Büyük Cyrus tarafından ileri bir karakol olarak kurulduğu ortaya çıkmıştır. Semerkant adı, şehrin kuruluşunda etkin olan şahsın ismi Semer ile Soğdca’da “şehir” veya “yerleşim birimi” anlamındaki kent /kant kelimesinden meydana gelmiştir. Zerefşan (Soğd) nehrinin güney kıyısında kurulmuş olup günümüze ulaşan harabelerine de Efrasiyab adı verilmektedir. Arkeolajik bulgular Semerkant’ın Persler döneminde 218,5 hektarlık bir alanı kapladığını ortaya koymuştur. Buradan Semerkant’ın o dönemde Orta Asya’nın, hatta dünyanın en büyük şehirlerinden biri olduğu belli olur. Kalıntılarına Efrasiyab adının verilmesi büyük Türk Hükümdarı Alper Tunga’nın bölge de hâkim olması ile ilgilidir. Milattan önce 329 yılında Semerkant’ı Persler’den alan Büyük İskender kendisine karşı ayaklanmayı bahane ederek şehri tahrip etmiştir. Semerkant milattan önce 189 yılında Grek-Baktria Krallığı’nın hükmü altına girdiyse de Grekler şehirde küçük bir idareci sınıf olarak kaldı. Hakim dilin Sağdca olduğu şehirde nüfusun çoğunluğunu İran menşeli Soğdlar ve Saka Türkleri oluşturuyordu.


Ardından bazı Türk kavimleri şehri 1. Yy’da ele geçirerek burayı yeniden imar ettirip, eski ve güzel görünümüne yeniden sokmuştur. 4. Yy’da Akhunlar ve Eftalitler şehre hakim olmuş, 562 yılında Göktürklerin eline geçerek şehir halkının ticaret ve çevre ülkeleri iyi tanımasından dolayı onları elçilik gibi görevler vermişlerdir. 659’da Batı Göktürk Devleti yıkılması ile Çinlilerin hâkimiyetine girse de Semerkand bağımsız bir konumda olmuştur. Şehir tarihi boyunca Türk etkileri bulunmuş olup, stratejik önemi nedeniyle Baharat Yolu, İpek Yolu gibi önemli ticaret yollarının üzerinde bulunuyordu. Bu Semerkand şehrini önemli bir ticari merkez yapmakla beraber kültürel olarak da merkez olmasında etkili olmuştur. 680 yılında Selm Bin Ziyad önderliğindeki Emevi seferi ile şehir Emevilere bağlanmış ancak kontrol etmeleri güç olmuştur. Ardından tekrar kurulmuş Göktürk Devleti’nin başında olan Kapağan Kağan’ın ordularını Semerkand’a yollaması sonucu şehir tekrar alınsa da, Kuteybe Bin Müslim önderliğindeki Emevi orduları şehre tamamen hâkim olmuştur. Semerkand Emevi ordularının üssü haline gelerek diğer bölgeleri ele geçirmek için kullanılmıştır.

875 yılında Maveraünnehir bölgesi Halife Mu’temid Alellah tarafından Nasr Bin Ahmed’e verilerek Semerkand Samanî Devleti’ne bağlanmıştır. Samanîler devrinde şehir İslam Dünyası’nın önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Ayrıca Samanîler her zaman Bağdat halifesine bağlı görünerek coğrafyasındaki mezhepsel gelişimi de etkilemişlerdir. Samaniler ile Karahanlıların 992 yılından beri gelen savaşlar sonucu, 999’da Karahanlıların hakimiyetine girmiş ve 1052 yılında Batı Karahanlıların başkenti olmuştur. Aslında gene Samanîlerin göçebe Türk kavimlerini paralı asker olarak Maveraünnehir’e alması Maveraünnehir’in anahtarını onlara bizzat kendisi vermişti. 1089’da Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah’ın hakimiyetine girmiştir. 13. Yy’da Harizmşahların hâkimiyetine girse de Harizmşah Hükümdarı Tekiş Moğol akınları sonucu tutunamamıştır. 1220 yılında Moğollar şehri önemli ölçü de tahrip etmiş halkı da sürgün etmiştir. 1350 yılında şehri ziyaret eden İbn Battûta harabeler arasında ancak az miktarda meskûn ev gördüğünü ve şehri çevreleyen surun neredeyse yok olduğunu kaydeder.

“Allaha bir şey diledim mi, hikmeti rabbaniye, neye karar verdiyse onun husule gelmesi için esbabı o şekilde tanzim eder. Timûr’a ve ahfadına Asya imparatorluğunu yazmıştı. Çünkü onun, milletleri mes’ut edecek olan idaresindeki yumuşaklığı görmekte idi.” Semerkant’ın yeniden imarı ve ikinci parlak dönemi, 1369 yılında Maveraünnehir’i hâkimiyeti altına alan Timûr’un Semerkant’ı kendisine başkent yapması ve çeşitli bölgelerden âlim ve sanatkârları burada toplaması ile başlamıştır. Günümüze ulaşan tarihi yapıların pek çoğu Timûr ve torunlarının eserleridir. 1500’de Özbek Hükümdan Şeybanî Han tarafından ele geçirilen Semerkand, 1868 yılına kadar Özbek hanlarının idaresi altında kalmıştır.

1) Toplumsal Yapı

“Samanîler döneminde bir süre başkent olan Semerkant’ta çok sayıda büyük alim yetişmiştir. Necmeddin en-Nesefî, “el-Kand fî zikri ‘ulemâ’i Semerkand isimli eserinde 1000’den fazla Semerkantlı âlimi tanıtmıştır. Meşhur muhaddis Abdullah b. Abdurrahman ed-Darimi, Şafii fıkhının öncülerinden İbn Hibban, yine meşhur fakihlerden Ebü’l-Leys es-Semerkandl ve adını doğup büyüdüğü Semerkant’ın Matürid mahallesinden alan aklı ön plana çıkaran ünlü kelamcı imam Matûridî bunların başında gelmektedir. Tarih-û Semerkand yazarı Abdurrahman b. Muhammed el-İdrisi, Alaeddin es-Semerkandi, Çehâr Makâle müellifi Nizami-î Arûzî, Rükneddin el-Amidî, Nakşibendî şeyhi Nizâmeddin Hâmûş, Uluğ Bey, Şehabeddin İbn Arabşah ve Ali Kuşçu çeşitli dönemlerde Semerkant’ta yaşamış meşhurlardan bazılarıdır.”
Semerkant’ta nüfusun çoğunluğunu Hint-Avrupalı halklardan olan Doğu İranlı Soğdlular oluşturuyordu. Nüfus bakımından ikinci sırada Semerkand tarihinde etkin olmuş Türkler ve onların ardından İslâm ile yayılım gösteren Araplar geliyordu. Müslümanların fethinden önce Budizm, Zerdüştllik, Maniheizm ve Hıristiyanlık gibi dinler yaygındı. Bununla birlikte Kuteybe bin Müslim’in şehri fethi sırasında halkın çoğunluğunu Zerdüştler teşkil ediyordu. Semerkant ve çevresinde azımsanmayacak miktarda Yahudi ve Hıristiyan vardı. IX. yüzyılda Semerkant’ta bir Nestûri başpiskoposluğu bulunmaktaydı.

2) Ekonomik Yapı

Orta Asya ticaret yolları üzerindeki önemli merkezlerden biri olan, İbn Havkal’in Maveraünnehir’in limanı dediği Semerkant dünyanın her tarafından gelen tüccarlar ve getirdikleri mallarla dolup taşardı. Semerkant ve civarında yaşayan Soğdlular, VI-VIII. yüzyıllarda ipek yolu ticaretini neredeyse tekellerine alarak bu yolun pek çok güzergahında ticaret kolonileri kurmuşlardı. Özellikle kağıdı ile meşhur olup İslam toprakları üzerinde en kaliteli kağıt orada üretiliyordu. Ayrıca ipek, yün kumaş ve dokumaları ile de meşhurdu.

Bugün dâhi önemi bir merkez olan Semerkand, dokumacılık, meyve ve sebze konserveciliği, traktör ve otomobil parçaları imalatı başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Ayrıca halısı ve seramiğiyle de ünlüdür.

3) Mimari

İstahrî ve İbn Havkal, şehrin varaşlar (rabaz), asıl şehir (şehristan) ve kale (kuhendiz) şeklinde üç bölümden oluştuğunu söyleyip bu üç bölüm hakkında geniş bilgi vermişlerdir.

Şehirdeki mimari üslûp Kuteybe bin Müslim döneminde Orta Asya etkisi ile şekillenmiş Arap mimarisi şeklinde gözükmüştür. Ancak Timûr döneminde tamamen Türk-İslam Mimarisi açıkça görülmektedir. Örneğin 1399-1405 yılları arasında inşa edilen Bibi Hatun Câmiî buna en uygun örneklerdendir. Ayrıca şehrin önemli bir simgesi olmuş mimari açıdan şâheser olan çini ile kaplanarak yapılan Gûr-ı Emir, içerisinde medrese, mescid bulundurmuş ve hankâhın merkezi olmuştur.

Şehrin en önemli eserlerinden biri mutlaka Uluğ Bey Rasathânesidir. Çocukluğunda Merâga Rasathânesi’ni ziyaret eden, aynı zamanda astronomi ve matematik konularında geniş bilgi sahibi bir âlim olan Timurlu Hükümdarı Uluğ Bey tarafından 1409’da inşa edilmiştir. Fen bilimleri alanında Müslüman Türkler’in ulaştığı yüksek seviyeyi göstermesi bakımından son derece önemli olan bu yapının günümüze sadece meridyen ölçümünün yapıldığı bölümü gelebilmiştir. Araştırmacılar bu mimarlık şaheserinin çok katlı silindirik yapıda bir bina olduğunu ileri sürmektedir.

Ulugh Beg Observatory Museum, also known as Ulugbek Observatory Museum, Samarkand, Uzbekistan. (Photo by: Mel Longhurst/VW Pics/UIG via Getty Images)

Şâh-ı Zinde Mezarlığında bulunan türbeler de renkli mozaikleri ve çinileri ile mimari açıdan önemli eserler barındırmaktadır. Uluğ Bey tarafından yaptırılan Çihilsütun adlı sarayla meşhur rasathane bu dönemin en önemli eserleri arasındadır.

Karşılaştırma ve Sonuç

Her şeyden önce bu iki ayrı coğrafyadan hemen hemen aynı zamanlarda kurulmuş bu iki ayrı şehri seçmemizin sonucunda, gelişimlerini takip ettiğimizde belli tarihi sonuçları daha iyi anlayabileceğiz. Bu tarihi sonuçlar belki bugünkü bulundukları coğrafyaları da daha iyi anlamamıza yardım edecektir. Şöyle ki, Batı’da gelişen Roma basit bir kabile yaşamından Roma merkezli büyük bir devlete dönüşerek o zaman için medeniyetin olduğu dünyanın neredeyse tamamına hükmetmişti. Bunun temelinde bahsetmiş olduğumuz sosyal, siyasal etkilerin yeri oldukça büyüktür. Gücünü gösterdiği kavimler ile uzlaşma yoluna gitmiş ve siyaseti etkili kullanarak büyük bir imparatorluk oluşturmuştur. Roma şehri ise bu büyük imparatorluğun kalbi ve beyni olmuş, bu büyük yapının nimetlerinden en çok faydalanan şehir olmuştur.

Semerkand’a baktığımızda başta Pers hükümdarı tarafından kurulmuş, Soğdlular hakim olmuş, Türklerin kuzey ve doğudan gelmeleri ile şehir tekrar bir sosyal ve siyasal dönüşümler göstermiş, daha sonrasında Arapların gelmesi temelde dini bir dönüşümle sosyal, siyasal yapıları etkilemiştir. Büyük Moğol İstilâsı ile birlikte şehir yok olmaya tabi olsa da kaderinde bir dönüşüm daha görecek Timûr ile birlikte her anlamda şehir refah ve gelişim gösterecektir.

Ancak Semerkand’ın kaderinde uzun bir refah dönemi asla olmamıştı. Bunun temel sebebi ticaret yollarının kilit noktasında oluşu, ekonomik açıdan önemli bir şehir oluşu, stratejik açıdan önemi bir bölge oluşu ve pek çok millet ile boyların aynı coğrafyada hâkim olmak istemesi temel nedendendir. Bu gibi sorunlar Semerkand’a uzun süreli bir huzur getirememiş, Batı’da Roma İmparatorluğu ile gelişen Roma şehrinin görkemli yapısından uzak kalmasında etkili olmuştur.

Kaldı ki Roma’da Kavimler Göçü’nün başlaması ile imparatorluğun sarsılması ile önemli krizlere girmiş ve Barbar halklar tarafından yağmalanmış, saldırıya uğramış ve hatta yakılmıştır. Ancak istisnâi bir durum olan kavimler göçünün kaos ortamı sonra Roma tekrar önemli bir merkez konumuna gelmiş imparatorluğun siyasi mirasını alan kilise tarafından tüm Avrupa’yı din ve kendilerine has siyasetleri ile yönetme erkine sahip olmuştur. Bu zenginlikleri şehri önemli derecede gelişmesine de yardım etmiştir.

Sonuç olarak Roma ve Semerkand, iki köklü ve büyük şehir olmakla beraber medeniyetlere ve dünyaya yön vermiş iki büyük merkez olmuştur. İkisi de dünya siyasetinde etkili olan devletlerin merkezleri olmuş şehirlerdir. Batı’nın himayesinde Roma, Doğu’nun himayesinde Semerkand önemli medeniyet ve kültür oluşumları yaratmış, bu iki dünyanın gelişiminin mihenk taşları olarak tarihe geçmişlerdir.

KAYNAKÇA

DÖNEME İLİŞKİN KİTAPLAR VE BELGELER
Ruy Gonzales de Clavijo, Timur Devrinde Kadis’ten Semerkand’a Seyahat, Kesit Yaınları, İstanbul, 2007.
Gıyasiddin-i Kaşi, Uluğ Bey ve Semerkant’taki İlim Faaliyeti Hakkında’nin Mektubu.
Titus Livius, Roma Tarihi-Kitap I-II-III, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 1992.
Ebubekr Muhammed bin Cafer En-Nerşahi, Tarih-i Buhara.

BELGESELLER
İpek Yolu’nun Kalbi Semerkant, Euronews (Türkçe), https://www.youtube.com/watch?v=zRLNALH7Q8g ,( Son Erişim Tarihi: 10.11.2015)
Semerkant Tarihi Mirasını Özenle Koruyor, Euronews (Türkçe), https://www.youtube.com/watch?v=zt-AhFAJjW0, ( Son Erişim Tarihi: 10.11.2015)

KİTAPLAR
Leonardo Benevolo, Avrupa Tarihinde Kentler, Literatür Yayınları, İstanbul, 2006.
Rene Grousset, Stepler İmparatorluğu: Atilla, Cengiz Han, Timur, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 2011.
Ruşen Keleş, Kentleşme Politikası, İmge Yayınları, Ankara, 2006.
Ira M. Lapidus, Muslim Cities In The Later Middle Ages, http://ebooks.cambridge.org/ebook.jsf?bid=CBO9780511583803 (Son Erişim Tarihi: 10.11. 2015).
Lewis Mumford, Tarih Boyunca Kent: Kökenleri, Geçirdiği Dönüşümler ve Geleceği, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2007.
Henri Pirenne, Ortaçağ Kentleri: Kökenleri ve Ticaretin Canlanması, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014.
Korkut Tuna, Şehirlerin Ortaya Çıkış ve Yaygınlaşması Üzerine Bir Deneme, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınevi, İstanbul, 1987.
Max Weber, Şehir: Modern Kentin Oluşumu, Yarın Yayınları, İstanbul, 2012.

MAKALELER
Osman Aydınlı, “Semerkant”, Cilt: 36 (Sf: 481-484), Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 2013.
Salim Aydüz, “Semerkant Rasathanesi”, Cilt: 36 (Sf: 486-487), Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 2013.
Vahit Celal, “Maveraünnehir’de IX-XII Yüzyıllarda Felsefi Düşüncenin Yagınlaşması”, International Journal of Science Culture and Sport, http://www.iscsjournal.com/Makaleler/1815137520_si_1_48celal.pdf (Son Erişim Tarihi: 10.11.2015), 2014.
Yaşar Çoruhlu, “Semerkant (Mimari)”, Cilt: 36 (Sf: 484-486), Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 2013.
Yusuf Pustu, “Küreselleşme Süresince Kent: Antik Siteden Dünya Kentine”, Sayıştay Dergisi, Sayı 60, http://dergi.sayistay.gov.tr/icerik/der60m7.pdf (Son erişim tarihi: 10.11.2015).

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.