İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gaudi’nin Şehri: Barcelona


Covid salgını öncesinde tanışıp, kısa zamanda bir çok anı biriktirdiğimiz güzel şehir Barcelona ve bu güzelliğin harika mimarı Gaudi! Şehrin tüm kamusal alanlarında adeta izinle yönümüzü bulduğumuz, ihtişamınla bizi büyüleyip, bizlere adını yeniden anmaktan başka bir şans bırakmayan kent! Her şehrin kendine has bir dokusu, dinamiği ve şehrin adıyla anılan simgesi olduğundan dolayı, Barcelona’ya imzasını atan isim; Gaudi! Bana sorarsanız, Barcelona denildiğinde ilk akla gelmesi gereken isimdir bu.

Katalan mimar Gaudi, Barselona için oldukça önemli bir isim. Şehrin adeta sizi içine alan bir ruhu var. Sanki Gaudi hala orada üretmeye ve yaşamaya devam ediyor gibi. Gaudi’nin dehası şehrin kendi dokusuyla uyumlu mimarisinin içinde hem sırıtan hem de önünde durmak zorunda kalacağınız türden bir görsel şov.
Söz konusu mimar, Antoni Gaudi ya da tam ismiyle, Antoni Placid Guillem Gaudi i Cornet, dünyanın en tanınan, merak edilen ve yaratıcılığıyla ilham kaynağı olan insanlarından biri aslında. Katalan modernizmini kendi hayal gücü ve ruhuyla birleştirip ‘Gaudi Akımı’ yaratabilmiş; Barselona’yı Barselona yapan bir isim olarak anılmakta. İlk eserlerinde geleneksel İspanyol mimarisini ve gotik mimariyi kullanan Gaudi, daha sonra kendisine özgü ve o etkileyici simgeleşen stilini oluşturmaya başlamış. Doğanın organik formları ve kemerli yapılar Gaudi’yi anlatırken stilinin en belirgin özellikleri olarak söylenebilir.

Aynı zamanda Fransız mimar Eugene Viollet-le-Duc ve süsleme sanatının mimarinin özü olduğunu savunan İngiliz düşünür John Ruskin’den etkilenen Gaudi, Londra’da ortaya çıkan Art Nouveau akımının İspanya’daki öncüsü kabul edilmektedir.

Art Nouveau Sanat Akımı

19. yüzyılda Endüstri Devrimine ve sanayileşmeye tepki olarak ortaya çıkmış bir akım aslında Art Nouveau. Tüm dünyadaki reformlara ilaveten, tıpkı müzelerin koruma odağından interaktif bir forma geçerek tüm normları yıkması gibi mimarlıkta da barınma ihtiyacını karşılamanın ötesinde bir tutum ile eserlerde detaylara ve süslemelere önem verilmiştir. Dekoratif sanatların güzel sanatlar statüsüne yükselmesi ve güzel sanatlarla uygulamalı sanatlar arasındaki sınırın kaldırılması gerektiği savunulmuştur.

Gaudi’nin tarzına daha yakından baktığımızda stilize, kıvrımlı, asimetrik ve kavisli şekiller; ritmik motifler, hayvan ve bitki figürleri öncülük ettiği akımın en belirgin detaylarıdır. Bu kıvrımlı ve figürlü stil aslında doğanın bir özlemidir ve bütünlük odağından yön bulur. Gaudi doğaya olan düşkünlüğünün bir yansıması olarak renklerle adeta dans etmiş ve doğadan esinlenmiştir.

 ‘Doğa hiçbir şeyi tek renk ve desen olarak yaratmadığından, mimari de tekdüzelikten uzak olmalı ve doğadan esinlenmelidir” Gaudi

Yükseliş hikayesi, dahiliği ya da keşfedilmesi ise 1878’de çimento fabrikaları sahibi Kont Eusebi Güell ile tanışması ile başlar. Sonrasında ise şehrin her yerine yayılmıştır Gaudi esintisi ve yaratıcılığı.

Gaudi’nin sekiz eseri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır.

Bu eserler;

  • La Sagrada Familia’nın İsa’nın Doğuşu cephesi ve yeraltı türbesi
  • Casa Vicens
  • Palau Güell
  • Park Güell
  • Casa Batllo
  • Casa Mila
  • Colonia Güell Kilisesi

Bunlar dışında ise elbette şehirde bahsi geçmesi mümkün çok fazla yapı, müze, meydan ve mekan mevcuttur .Bunları tek tek yazmak oldukça uzun olacaktır. O yüzden de benim nazarımda olmazsa olmazları yazıp arda kalanı meraklılara bırakmak isterim.

1 numara açık arayla Casa Batllo

Gaudi’nin Casa Batllo’su ailesi için tasarladığı  bina ünlü mimarın en renkli eserleri arasında yer alıyor. Barselona’da iddialı bir şehir planının onaylandığı 1860’tan beri, Paseo de Gracia bölgesi şehrin merkezi haline gelmiş ve en önemli aileleri burada yaşamaya başlamış. 19. Yüzyılda yayalar ve at arabaları için bir gezinti yeri olan cadde, 20. Yüzyıldan itibaren ana cadde haline gelmiş. Barcelona aristokrasisinin en güzel evi yaptırmak için birbirleriyle yarışması sebebiyle birçok zengin Gaudi’ye evini teslim etmiş ve ortaya Casa Batllo gibi muhteşem eserler çıkmış.

Başlangıçta bina,  Gaudi’nin mimarlık profesörlerinden biri tarafından 1877’de inşa edilmiş. 1903’te Barselona’da önde gelen bir iş adamı olan Bay Josep Batlló tarafından satın alınmış ve mimarisi için Gaudi ile anlaşılmış. Dış cephenin tüm görkemini içerde de her detayıyla sürdüren bina adeta sizi o döneme götürüyor ve bir süre de misafir ediyor. İçeride kullanılan sesli ve görüntülü asistanlarla binanın her alanını tam da hayal gücünüzün ötesinde görebilmeniz an meselesi. Müzelerde deneyimi unutulmaz kılmanın ve etkileşimin öneminin kavrandığı bu yüzyılda;  Audio-guide, video ve farklı teknolojilerin kullanımı da deneyime dahil etmek oldukça önemli. Bu dijital hikaye anlatımı sayesinde müze deneyimini daha kişisel ve zevkli hale getirmek mümkün. Casa Batlloda da odalar arasında dolaşırken her alanı yıllar öncesinde ve yaşanmışlıklarıyla görebilmek oldukça keyif verici.

En üst kata çıktığınızda ise masal devam ediyor ve siz bir zaman makinasında müzik dinliyorsunuz. Peri masalı evlerini andıran binanın içerisine girdiğinizde şöminesinden merdivenlerine kadar oval şekillerin kullanıldığı Casa Batllo’nun dış cephesi ise rengarenk mozaiklerle süslü. Doğal ışık kullanımı, Batllo nun çalışma odasındaki mantar şömine, denizi çağrıştıran dalgalı tavanlar,  giriş holündeki kaplumbağa kabuğuna benzeyen tavan pencereleri ve akvaryumu andıran renk seçenekleri gibi tüm bu görsel şov Gaudi’nin mimarisinin doğa ile uyumuna harika bir örnek olarak bizi ağırlıyor. Tüm bina her detayı ile işlevsellik üzerine kurgulanmış. Mimaride hem işlevsellik hem de görsellik adına harika bir uyum söz konusu. Görünümü nedeniyle ise ‘kemik evi’ ismiyle de anılan binanın masalsı hali oldukça ilgi çekiciydi.

2 numara ise La Sagra Familia.

Bu nadide eserin hikayesini anlatarak başlamalıyım. Bu yapının içine girmeden uzun süre yine Gaudi etkisinde kalabilirsiniz çünkü.

Bu kilisenin yerinde 1882’de mimar Lozanzo’nun başladığı bir yapı yükselecekmiş. Lozanzo neogotik bir yapı için adımlar atarken, kendisini destekleyen San Jose Dindarları Birliği’nin başkanı ile fikir ayrılığı yaşayınca proje için o dönemin modern mimari öncülerinden Antoni Gaudí seçilmiş. Ve Gaudi, 43 yılını, yani aslında ölümüne kadar olan süreci, La Sagrada Familia’nın tasarımı ile geçirmiş. Otlak olarak kullanılan bir arazide başlayan yolculuğun yıllar içinde zamanla evrilmesi, belirli dönemlerin ve etkilerin izlerini taşıması projeyi ilginç kılan unsurlar arasında. Sonuç olarak aradan yıllar geçmiş fakat sık sık kesintiye uğraması sebebiyle daha yarısı dahi bitmemiş bir yapıdan bahsediyoruz bu noktada. Önce 1926’da Gaudi’nin ölümü ve o dönemde iç savaş çıkması ve daha sonra da II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi sebebi ile… Yapının inşasının yavaşlaması bir yana, Gaudi’nin eskizleri, orijinal çizim ve modeller büyük hasar görmüş bu süreçte. Tam bu noktada hikayeyi bir kenara bırakıp Gaudi’nin bir sözü ile yine tarzını bu binaya da nasıl yansıttığını anlatmak istiyorum.

“Geleceğin mimarları doğayı taklit edecekler.” Gaudi.

La Sagrada Familia’da 12 tanesi İsa’nın 12 havarisini simgeleyen toplam 18 adet çan kulesi bulunur. 4 çan kulesi İsa’nın etrafındaki 4 adet İncil yazarını, geriye kalan en büyük kule ise İsa’yı simgeler. İkinci büyük kule ise Meryem’i simgeler. Kulelerin üzerinde birçok şekil ve sembol mevcuttur. Bu şekil ve resimlerle İsa’nın doğumu, yaşamı ve çilesi anlatılmaktadır. Bence Gaudi’nin hayal gücü ve bunu gösteriş şekli gerçekten etkileyici. Adeta hayat ve doğadan esinlendiğini  gözler önüne sermiş. İç yapısında ise kullandığı kolonlar dallanıp budaklanan ağaçlar şeklinde tasarlanmış. Yapının içine girdiğiniz zaman ormandaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Hikayeye dönecek olduğumuzda ise en vurucu kısma şimdi geliyorum aslında.

  Hayatının son yıllarını Sagrada Familia kilisesinin yapımı ile geçiren mimar, doğru mudur bilemem ama bir gün eserini tam olarak görebilmek için geri geri yürümeye başlar ve bir tramvay tarafından ezilir. İşine aşırı yoğunlaşması sebebiyle paspal bir görünümde olmasından dolayı kimse onu tanımaz  ve yaklaşmaz. İki gün sonra 10 haziran 1926’da da kaldırıldığı hastanede ölür.

3 numarada ise park guell var.

  Park guell bahsi geçen yapılar arasında en büyüğü ve aslında içinde birden çok yapının bulunduğu, bir parktan daha fazla detay içeren açık bir alandı. Beni en çok etkileyen kısmı parkın sokaklarında fonda müzisyenlerin melodileriyle dolaşmak ve hatta çimlerde, her detayına özenilmiş banklarda size o melodilerin eşlik etmesine müsaade ederek uzanmaktı.

  Her şey şehrin zengin ve önde gelen isimlerinden Eusebo Güell’in mimar Gaudi‘ye Barselona’nın yüksek bir tepesinde bir bahçe-şehir siparişi vermesiyle başlamış. İçerisinde çeşitli sosyal etkinlikler için bir meydan, evler, bahçeler gibi birçok alanı barındıran bu proje 1914 yılında yarım bırakılmış ve maalesef devam etmemiş. Bu haliyle bile etkileyiciliğini sürdüren bir bölgeye dönüşmüş ve 1922 yılında halka açık bir parka çevrilmiş.

Park Güell’in en dikkat çekici noktalarından biri, Barselona şehrinin panoramik manzarasına bakan terası. Gaudi, terasa parkın kıvrımlı akışına eşlik eden bir bank tasarlamış. Terasta kullanılan renkli mozaikler, seramik parçaları ve demir parmaklıklar parkın hareketli atmosferine eşlik ediyor. Ziyaretçilerin kamusal bir alan oluşturduğu banklar, farklı renklerdeki mozaiklerden yapılmış detaylar ile bezenmiş ve tüm ziyaretçiler için parkı cazibe merkezi haline getirmiş. Parkın içinde olan Gaudi’nin evi ise ünlü mimarın kendi işlerinin sergilendiği bir müze olarak hizmet veriyor.

YEMEK VE EĞLENCE ZAMANI

 Konudan bağımsız bir bölüme geldik!Elbette bu detaylı bir gezi rehberi değil. Barcelonayı anlatmak için oldukça kısa. Ama Barcelona’dan ve Gaudi etkisinden bahsedip bazı şeylerden bahsetmemek pek mümkün değil.O yüzden nacizane bir iki tavsiyeyle yazıyı bitirmek istiyorum.

  Girişi Barcelona’nın ünlü La Rambla’sından olan yeme içme pazarı halk arasında  La Boqueria adıyla bilinen Mercado de la Bouqeri; çeşit çeşit hatta çoğunu hiç duymadığım taze ve egzotik meyve ve meyve suları, deniz ürünleri, peynir ve çikolata çeşitleriyle dolu çılgın bir Katalan mutfağı ziyafeti. Burayı bildiğimiz alışveriş odaklı pazarlar gibi düşünmeyin. Bu pazarda bulunan birçok mini restoran ve bar alanlarında kısa bir mola vererek anında istediğinizi yeme ve içme şansınız var.

  Tatlı için ise not aldığım La Rambla nın ara sokağında  Chök the Chocolate Kitchen isminde butik bir pastane vardı. Denemelisiniz. Keşke bu fotoğrafi çekmek yerine bir iki şey daha tatsaymışım diye düşünmeden edemedim. Yanlış hatırlamıyorsam çıkarken içeceklere çarpmıştım arkama bakarak yürümem sebebi ile.

TAPAS

 Bir şeyler yemekten laf açılmışken “Tapas”tan bahsetmeden olmaz… Her çeşidini sever misiniz bilmem ama damak tadınıza göre bir çeşit bulma ihtimaliniz yüksek. Küçük tabaklarda servis edilen paylaşmaya çok müsait ve küçük ekmeklerle sunulan kanepelere benzetebileceğimiz bir İspanyol lezzeti. Eskiye dayanan bir kültürün uyarlaması olduğu söyleniyor bu lezzetin. Eski zamanlarda İspanyol restoranlarında çok fazla sinek olmasının sonucu olarak şaraplarını korumak isteyen İspanyolların müşterilerine kapat anlamındaki  ”tapa’ demesiyle başlamış. Tabaklarını şarap kadehlerinin üzerine kapatmaları için de müşterilere zamanla küçük tabaklarda sunum yapmaya başlamışlar. Bu minik atıştırmalık tapasların hikayesi de böyleymiş.

Flamenko

Flamenko, Güney İspanya’nın Endülüs bölgesine özgü ama bu bölgeyle sınırlı kalmamış bir müzik ve dans türüdür.

PAELLA

Paella Valensiya pirinci ile yapılan safran eşliğinde 7 çeşit deniz ürününü, bazen kırmızı et ve tavuk da kullanılarak yapılan İspanyol usulü bir çeşit pilavmış, biz fiyat, içerik ve zaman gibi sebeplerle tatmamıştık.

CAFE MİLK

Ve bonus cafe milk!
Bir diğer öneri ise butik bir cafe milk. İsim yazdırmanız ve sıra beklemeniz çok yüksek ihtimal olan kafenin kahvaltıları gerçekten denemeye değer.  

FİNAL

Biliyorum; sıkıldık, bunaldık ve tüm dünyayı derinden sarsan bir pandeminin içinde son bulmasını umut ediyoruz. Bu süreçte bir yurtdışı seyahati çok yakın gözükmese bile umudumuzu kaybetmemek adına keşfetmeye, hayal etmeye devam etmeliyiz .Zira sanatı hayatımızdan çıkarmamak ve okumaya devam etmek bizi güçlü kılacaktır zaman bir sonraki durak neden Gaudi harikalar diyarı olmasın?

https://www.casabatllo.es/en/antoni-gaudi/casa-batllo/history/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sagrada_Fam%C3%ADlia

https://parkguell.barcelona/en/park-guell/gallery

http://www.boqueria.barcelona/the-boqueria-market-traders-renovate-theis-stalls-n-17-en

Bir yorum

  1. Halil Özkan Halil Özkan 13 Temmuz 2021

    Harika bir yazı. Emeğine sağlık. Barcelona’ya gidip Gaudi’nin eserlerini göreciğim mutlaka.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.