İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Ders Kitaplarında Pek Göremediğimiz Bir Konu: Milli Mücadele’de Yerel Kongreler”

Kars İslam Şurası5 Kasım 1918
Birinci Kars Kongresi14 Kasım 1918
Kars İslam Şurası Büyük Kongresi30 Kasım-2 Aralık 1918
Birinci Ardahan Kongresi3-5 Ocak 1919
İkinci Ardahan Kongresi7-9 Ocak 1919
Büyük Kars Kongresi17-18 Ocak 1919
Birinci Trabzon Kongresi23 Şubat 1919
İzmir Büyük Kongresi17-19 Mart 1919
İkinci Trabzon Kongresi22 Mayıs 1919
Birinci Balıkesir Kongresi27 Haziran-12 Temmuz 1919
ERZURUM KONGRESİ23 Temmuz-7 Ağustos 1919
İkinci Balıkesir Kongresi26-30 Temmuz 1919
Birinci Nazilli Kongresi6-8 Ağustos 1919
Alaşehir Kongresi16-25 Ağustos 1919
Muğla Kongresi18 Ağustos 1919
SİVAS KONGRESİ4-12 Eylül 1919
Üçüncü Balıkesir Kongresi16-27 Eylül 1919
İkinci Nazilli Kongresi19-20 ya da 23-24 Eylül 1919
Üçüncü Nazilli Kongresi6 Ekim 1919
Birinci Edirne Kongresi16 Ekim 1919
Sivas İçin Muğla Kongresi20-31 Ekim 1919
Dördüncü Balıkesir Kongresi19-29 Kasım 1919
İkinci Edirne Kongresi15 Ocak 1920
Oltu İslam Terakki Fırkası Kongr.21 Şubat 1920
Beşinci Balıkesir Kongresi10-23 Mart 1920
Lüleburgaz Kongresi31 Mart-2 Nisan 1920
(T)BMM’nin AÇILIŞI23 Nisan 1920
Üçüncü (Büyük) Edirne Kongresi9-14 Mayıs 1920
Afyon Kongresi2 Ağustos 1920
Birinci Pozantı Kongresi5 Ağustos 1920
İkinci Pozantı Kongresi8 Ekim 1920
(Kaynak: Tanör, 2016, s. 97-98)

 

       Bülent Tanör’ün zengin bir kaynakçaya dayanarak hazırladığı bu tablo, 1918-1920 yılları içerisinde Anadolu’da toplam otuz kongre toplandığını göstermektedir. Erzurum Kongresi öncesinde on kongre toplanmış, Sivas Kongresi’ne kadar geçen süre zarfında bunlara dört kongre daha eklenmiştir. Akabinde, Sivas Kongresi’nden Büyük Millet Meclisi’nin açılışına kadar on kongre daha toplanmış, BMM’den sonra bile kongreler kendi bölgelerinde toplanmaya devam etmiştir. Ülkemizde lise düzeyinde tarih bilgisine sahip herhangi bir vatandaştan “Milli Mücadele’nin aşamalarını” sayması istendiğinde en iyi ihtimalle Samsun-Havza-Amasya-Erzurum-Sivas-Ankara şeklinde bir sıralama yapması kuvvetle muhtemeldir. Fakat Bülent Tanör’ün ortaya koyduğu bu tablo, pek çok noktada “kendi kendini yönetemeyeceği” düşünülen yerel eşraf, esnaf, bürokrat ve diğer ileri gelen kimselerin, yerel imkanlar doğrultusunda kendi bölgelerinde “mini-devletler” şeklinde örgütlendiklerini ve kongrelerin Erzurum-Sivas çizgisinden ibaret olmadığını göstermektedir. Bahsi geçen kongrelerin listesini verdikten sonra, bu kongrelerin toplanmasının altında yatan sebepleri ve kongrelerin otorite boşluğunda nasıl hareket ettiklerinden kısaca bahsedeceğiz.

      30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros bırakışması ile Osmanlı Devleti yenilgiyi kabul etmişti. Fakat İttihat ve Terakki yönetimi, lider kadrosu yurtdışına kaçmış olmasına rağmen, mücadeleye devam edebilmek amacıyla Karakol adlı gizli yeraltı hareketi kanalıyla Anadolu’ya gizlice silah kaçırıyor; bunun yanında kimi ileri gelenler de Anadolu’nun bazı noktalarına giderek direnişi örgütlemeye çalışıyorlardı (Zürcher, s. 109-135; Kalkavanoğlu, s. 15-42). 24 Ocak 1919 tarihli LeTemps, “Cemiyetin birçok üyesi, yoldaşlarını güçlendirmek ve nihayetinde komiteler örgütlemek için vilayetlere gidiyor” diyordu (Le Temps, 24 Ocak 1919, s. 2).  Bununla birlikte, Doğu ve Güney bölgelerinde de kumandanlar Anadolu’da girişilecek bir mücadelenin altyapısını hazırlamaya çalışıyorlardı (Atay, s. 64-70; Cebesoy, s. 76, 80-82; Karabekir, s. 50-53).

       Mütarekenin imzalanmasından sonra çeşitli “Redd-i İlhak” cemiyetler örgütlenmeye başlamıştır. Bölgesel kongreler de, tablodan anlaşılacağı üzere, ilk olarak Kasım 1918’den Mart 1919’a kadar Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde toplanmıştır. Batı Anadolu’daki ilk bölgesel kongre ise İzmir Büyük Kongresi adıyla 17 Mart 1919’da toplanmıştır. O tarihte İngiliz işgali altında bulunan Güney vilayetlerde ise bu tür bir oluşum görülmemektedir. Kronoloji takip edildiğinde, işgallere karşı bölgesel direnişlerin esasen Ermeni ve Yunan tehditlerine karşı başladığı görülmektedir. Toplumun gözünden olaya bakıldığında İngiliz ve Fransız bir gün gidebilirdi, fakat tehcirden döndürülmesi muhtemel Ermenilerin ve Anadolu’ya göz diken Yunanların kalıcı olacağı ve kan dökeceği açıktı. Nitekim mütarekenin imzalanmasından hemen sonra Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’de alelacele örgütlenilmesinin Ermenistan ve Pontus endişesi (Atatürk, s. 4) ile yakından alakalı olduğu düşünülebilir. İtilaf donanmaları 13 Kasım 1918’de İstanbul’a demirlediğinde önemli bir silahlı direniş görülmemiş; aynı şekilde İngilizlerin 6 Aralık 1918’de Hatay’ı, 1 Ocak 1919’da Antep’i, 22 Şubat 1919’da Maraş’ı ve 24 Mart 1919’da Urfa’yı işgal etmeleri ve Kasım 1919’a kadar oralarda kalmaları toplu bir silahlı direnişe neden olmamış, işgaller genel itibariyle sakin geçmiştir. İstisnalar vardır ki, o da İngilizlerle birlikte yanlarında 400 kadar silahlı Ermeni’yi de alan Fransızların Hatay’ın Dörtyol ilçesine girmesine halkın gösterdiği tepkidir. Ermeni faktörü o kadar önemlidir ki; Antep, Maraş, Urfa, Kilis ve Adana’da İngilizlerin işgaline direniş göstermeyen halk, İngilizlerle yaptığı antlaşmada burayı devralan Fransa’nın Ermeni lejyonlarla birlikte bölgeye girmesinden (Kasım 1919)  kısa bir süre sonra (Ocak 1920) silahlı direnişe başlamıştır(Yavuz, s. 53, 57; Özçelik, s. 301-302; Akbıyık, s. 338-339; İnce, s. 184-185). Yunan sınırındaki Trakya’da ise kongrelerin başlangıç tarihi, esasen Trakya Paşaeli Cemiyeti’nin kuruluşudur (7 Kasım 1918), ki bu da Kars İslam Şurası’ndan iki gün sonrasıdır. Bu durum, gerek Doğu, gerekse Batı sınırlardaki örgütlenmelerin mütarekeden hemen sonra başladığını göstermektedir (Tanör, s. 100).

        Güney bölgelerde (Kilikya) İngiliz işgalinde “tehdit altında” görülmemesine rağmen, Ermenistan ve Pontus tehlikesi ile karşılaşan Doğu vilayetler hızlı bir şekilde teşkilatlanmıştır. Batı Anadolu’da ise ilk kongrenin, Paris Barış Konferansı’nda İzmir’in Yunanlara verileceği şeklindeki haberlerin basına yansıması ve Yunan gemilerinin Ege limanlarında sık görünür olması (Albayrak, s. 45) akabinde, İzmir’in Yunanistan’a verilebileceği öngörüsü üzerine teşkilatlandığı da açıktır. 17 Mart 1919’da toplanan be iki gün süren İzmir Büyük Kongresi sonrasında toplanan ilk kongre Birinci Balıkesir Kongresi’dir, ki kronolojik olarak İzmir’in işgalinden kısa bir süre sonra (27 Haziran 1919’da) toplandığı görülmektedir. Nitekim Batı Anadolu’da da silahlı direniş Yunan işgali üzerine başlamıştır (Albayrak, s. 67). Yunan işgali Batı Anadolu’daki “düğümü” çözmüş, Birinci Balıkesir Kongresi’nden Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına kadar geçen süre zarfından Batı Anadolu’da on üç kongre daha toplanmıştır. Yukarıda zikrettiğimiz üzere daha çok Ermeni ve Yunan tehditlerine karşı bir reaksiyon olarak ortaya çıkan bu oluşumlar; İngiltere, Fransa ve İtalya gibi “düvel-i muazzama”yı gücendirmemeye gayret ediyordu. Hatta Alaşehir Kongresi Reisi, İngiliz General Milne’e gönderdiği 23 Ağustos 1919 tarihli mektubunda, İzmir’in Yunanlar değil, geçici bir süre için İngilizler tarafından işgal edilmesini rica ediyordu (Tanör, s. 36). Kongrelerin örgütlenmesinde işgal tehlikesinin yanında otorite boşluğunun da rol aldığını hatırlamakta fayda vardır.

       Kongrelerin birinci temel özelliği, harita üzerinde bölgesel görünmekle birlikte esasında milli bilince ve anavatan kavramına sahip olmalarıydı. Örneğin Ocak 1919’da toplanan Birinci Ardahan Kongresi’nde nihai hedef olarak “anavatanı kurtarmak” gösteriliyordu. Erzurum Kongresi ile aynı tarihlerde (Temmuz 1919) toplanan ve kendini “Milli Kongre” olarak lanse eden İkinci Balıkesir Kongresi’nde ise “vatanın kurtarılması”nın amaçlandığı ilan ediliyordu. Bu hususta Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğini yaptığı Erzurum Kongresi, “her türlü işgale karşı” olduğunu bildirmekle diğer kongrelerden kısmen ayrılıyor, antiemperyalist bir tavır ortaya koyuyordu (Tanör, s. 31-32, 37).

     Bülent Tanör’ün “Ulusal orta sınıf” olarak tanımladığı ve büyük oranda İttihat ve Terakki dönemindeki bir Türk orta sınıf (burjuva) yaratma gayretleri sonucunda güçlenebilmiş olan bu toplumsal katman, kongrelerin toplanmasında bir lokomotif görevi görmüştür. Avrupa’daki ihtilallere benzer şekilde, aşağıdan, yani toplumun içinden gelen hareketler olan bu kongreler, bulundukları bölgelerdeki otorite boşluğunda normal bir devletin üstleneceği vazifeleri yerine getirecek kadar teşkilatlanmışlardı. Demokratik seçimler, kongrelerin ihtiyacı olan meşruluğu sağlıyordu. Kongrelerde seçimler yapılıyor, mazbatalara ayrı bir önem veriliyor, kongre dışında temasta bulunacaklara tıpkı bir diplomatik belgeyi andıran “itimatnameler” veriliyor, kongrelerin ilkelerinin dışına çıkanlar azlediliyor, kanun yapılıyor, silahlı birliklere eşraftan kişiler atanıyor, vergi toplanıyor, asayiş sağlanmaya çalışılıyor ve “genel seferberlik” kararları alınıyordu (Tanör, s. 114-124, 138-139, 155; Albayrak, s. 110-148, 160-162, 166-167, 175-180).

       1918-1920 arasındaki iki yıllık dönemde kongrelerin kendi bölgelerinde yaptıkları seçimlerde (tüm kongre temsilcileri topladığında) yaklaşık olarak 600 “temsilci” seçilmişti, ki bugün beş yılda bir yapılan seçimlerde 600 milletvekili seçildiği göz önünde bulundurulduğunda, o dönem yaklaşık on milyon nüfusa sahip olan Anadolu’da (iki yıl için) yüksek bir temsiliyet elde edildiği göze çarpmaktadır (Tanör, s. 125-126). İstanbul’un herhangi bir otoritesinin kalmadığı bir ortamda bu denli örgütlenebilen oluşumların olması, Anadolu’nun “her şeyi kendi iradesi dışındaki güçlerden beklediği” şeklindeki teze biraz şüphe ile yaklaşmamızı sağlamaktadır (Bkz. Tanör, s. 127).

     Aynı zamanda bu oluşumlar (cemiyet veya kongreler) esasen silahlı mücadeleye girişseler de idarede sivil kalmaya da özen gösteriyor, merkezileşiyor ve adeta bir hükümet gibi davranıyorlardı. Örneğin Uşak’taki Hareket-i Milliye Redd-i İlhak Alaşehir Heyet-i Merkeziyesi, kendi bölgesinde yangın, çekirge afeti, göç, hırsızlık, yolsuzluk, zorbalık ve görev tazminatı gibi esasen İstanbul’u ilgilendiren toplumsal meseleleri çözmeye çalışıyor; Denizli Heyet-i Milliyesi de iaşe ve maliye, irşadiye ve istihbariye ve sağlık şubeleri olarak alt birimler kuruyor ve atamalar yapıyordu. Benzer yapılanmaları diğer bölgesel cemiyetlerde de görmek mümkündü (Tanör, s. 132-133). Demokratik usullere oldukça önem veren yerel kongreler, tüm gücü bir reise vermiyor ve Birinci Meclis’te yoğun tartışmalar yaratacak olan “Kuvvetler Ayrılığı” prensibiyle hareket ediyorlardı. Örneğin Birinci Nazilli Kongresi’nde Heyet-i Milliye’nin (ki bu kavramın bir benzerine Erzurum Kongresi’nde heyet-i temsiliye adıyla rastlıyoruz) seçimle iş başına gelmesi ve bu seçimin “gizli oy” usulü ile yapılması kararı alınıyordu (Tanör, s. 133-134). 1946 seçimlerinde bile “gizli oy” usulünün uygulandığı göz önüne alındığında, 1920’deki “yerel kongre iktidarlarının” bu konulardaki hassasiyeti anlaşılabilir. Her ne kadar silahlı direnişlerin bir parçası olsa da, yerel kongreler sivil idareye önem veriyor, kimi yerel kongreler silahlı birliklerin komutanlarının sivil halktan olması kuralını getiriyordu. Örneğin İkinci Balıkesir Kongresi’nde alınan kararların arasında silahlı birliklerin “başlarında eşraftan bir zat bulunacak” ibaresi yer alıyor, Alaşehir Kongresi’nde de aynı usul benimseniyordu (Tanör, s. 138).

      Fakat bu dağınık ve bölgesel tablo işgaller karşısında istenilen başarıları sağlamıyordu, zira kuva-i milliye yetersiz kalıyordu. Durumun farkında olan Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi’nde tüm cemiyetlerin tek bir çatı altında birleştiğini ilan etmesine rağmen kongreler faaliyetlerini sürdürüyor, hatta BMM açıldıktan sonra bile toplanmaya ve özerkliklerini korumaya devam ediyorlardı. Hatta Ankara’da toplanan BMM hakkında “Ankara Kongresi”, “Üçüncü Kongre” şeklinde bahsediyorlardı (Tanör, s. 327). Fakat kısa süre sonra, mücadelenin dağınık ve bölgesel değil, topyekun ve düzenli bir şekilde yapılması gerektiğini savunan Mustafa Kemal Paşa’nın ve BMM’nin idaresini tanıyacaklar ve topyekun mücadeleye dahil olarak tarihteki yerlerini alacaklardı.


Kaynakça

Gazeteler

Le Temps (24 Ocak 1919)

Kitaplar

AKBIYIK, Yaşar, Milli Mücadelede Güney Cephesi Maraş, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2015.

ALBAYRAK, Mustafa, Milli Mücadele Dönemi’nde Batı Anadolu Kongreleri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998.

ATAY, Falih Rıfkı, Atatürk’ün Hatıraları (1914-1919), Pozitif Yayınları, İstanbul, 2019.

ATATÜRK, Kemal, Nutuk, (Haz. Zeynep Korkmaz), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2017.

CEBESOY, Ali Fuat, Milli Mücadele Hatıraları, Temel Yayınları, İstanbul, 2017.

İNCE, Halil İbrahim, Milli Mücadele’de Kilis, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2015.

KALKAVANOĞLU, İlyas Sami, Milli Mücadele Hatıraları, Kaktüs Yayınları, İstanbul, 2011,

KARABEKİR, Kazım, İstiklal Harbimizin Esasları, Emre Yayınları, İstanbul, 1995.

ÖZÇELİK, İsmail, Milli Mücadele’de Güney Cephesi Urfa, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2003.

TANÖR, Bülent, Türkiye’de Kongre İktidarları, Yapıkredi Yayınları, İstanbul, 2016.

YAVUZ, Bige, Kurtuluş Savaşı Döneminde Türk-Fransız İlişkileri, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1994.

ZÜRCHER, Erik Jan, Milli Mücadelede İttihatçılık, İletişim Yayınları, İstanbul, 2003.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.