İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Coğrafya’nın Kaderi ve Anadolu

İbn Haldun’un özellikle son dönemlerdeki meşhur sözü; “Coğrafya kaderdir.” Coğrafyaların pek tabî kaderi, ruhu vardır. Bir coğrafyada başka bir coğrafyada yaşadığın gibi yaşayamazsın. Evrilirsin, adapte olursun. Suyu, havası, sıcaklığı, jeopolitiği, stratejisi…

O yüzden yaşadığımız yeri, burada yaşayanları, nasıl bir medeniyet kurduğunu, ne zamana kadar yaşadığını, doğal sınırlarını, nasıl yıkıldığını, sınırlarının nasıl oluştuğunu bilmemiz gerekir.

Ülkemiz dünyada başka bir yere benzemeyen kadim Anadolu toprakları üzerindedir. İki büyük medeniyetin köprüsü olduğu yerde… Tarihin ilk imparatorluğu olan Hitit Medeniyeti’nin burada kurulması, Avrupa medeniyetlerinin buradan geçip Anadolu’nun kültürü ile Avrupa’da medeniyetlerini inşa etmesi, Yunanların Batı’dan gelip burayı işgal etmesi; Friglerin, Urartuların, Asurların, Lidyalıların, Likyalıların, Karyalıların, Ermenilerin, Gürcülerin, İskandinav ve Kafkas halklarınının dahi bu coğrafyaya gelip yerleşmesi; son olarak egemen güç olan Türklerin hakimiyeti ve daha nicesi. Anadolu tarihi demek bir anlamda “Uygarlık Tarihi” ve “Dünya Tarihi” demektir.

Dinler, medeniyetler değişse dahi, değişmeyen şey; Doğu’nun da Batı’nın da bu topraklarda gözünün olduğudur. Burası medeniyetler için bir hakimiyet mecrasıdır. Burada güçlü olan hayatta kalır, güçsüz olan ise ezilmeye mahkum kılınır. Büyük “Imperium Romanum” dahi yok bu coğrafyada son çırpınışlarını vermiş; bu coğrafyada değişmiş ve asimile olmuştur. Geriye hep bir parçasını bırakmıştır; gerek kültüründen, gerek genetiğinden.

Ama biz Anadolu diyip geçelim. Neydi Anatolia? Güneşin doğduğu yer demişler, oradan gelirmiş adı(!) Türkiye=Anadolu’dur. Bu coğrafyanın kaderi ve geçmişi iyi okunmalı ki, ülkenin de toplumun da gelecek tasavvuru ona göre kurgulanabilsin.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.