İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Birinci TBMM’de Muhalefete Bir Örnek: İkinci Grup

  1. Birinci Meclis’te Muhalefet Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

     30 Ekim 1918 tarihinde Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda imzalanan ve adını da bu limandan alan Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında silah bırakan Osmanlı Devleti, İtilaf Devletlerine tamamen teslim olmuş bir görünümdeydi. Fakat, özellikle de 15 Mayıs 1919’daki Yunan işgali sonrasında, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yerel diremiş örgütleri oluşturulmuş ve dağınık bir vaziyette de olsa yerel kongreler toplanmıştır[1]. Doğu Karadeniz’deki olayları bastırmakla görevlendirilen ve bu görev icabı Dokuzuncu Ordu Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal Paşa’nın sırasıyla Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas yolculuğu; ilk başlarda ülkenin diğer bölgelerinde kongreler toplayan, hatta yerel hükümetler dahi kuran bölgesel hareketlerden çok farklı değildi.

     Mustafa Kemal Paşa, yakın arkadaşlarıyla birlikte Amasya’da yayınladığı tamimde (Amasya Genelgesi) ortak bir milli mücadelenin sinyalini veriyor; akabinde, özünde tamamen bölgesel bir kongre olan Erzurum Kongresi’nin başkanı oluyordu. Burada kurulması kararlaştırılan Heyet-i Temsiliye, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ne giden yolda ilk basamağı oluşturuyordu. Erzurum Kongresi’nden kısa bir süre sonra toplanan Sivas Kongresi ise diğer yerel kongrelerin tek bir merkezde toplandığı ve mücadelenin ortak yürütülmesinin kararlaştırıldığı bir kongre olmak bakımından önemliydi.

     İstanbul’daki Osmanlı Mebusan Meclisi’nin, İtilaf Devletlerinin İstanbul’u işgalinden (16 Mart 1920) sonra kapatılması (11 Nisan 1920), 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelmiş ve maiyetini buraya yerleştirmiş olan Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde 23 Nisan 1920 Cuma günü Büyük Millet Meclisi’nin açılması ile sonuçlanmıştır. İlk başlarda Almanya’nın Fransa’yı yendiği Sedan Savaşı (1871) sırasında Fransızların başkenti Paris’ten Bordeaux’ya taşımalarına benzeyen bu hadise, Anadolu yaylalarında yeni bir devletin kurulacağının ilk sinyallerini verir gibiydi. Fakat bu yeni Meclis, esasında Meclis-i Mebusan’dan gelen ve daha sonra yeni seçimlerde seçilecek olan vekillerden oluşuyordu. Tarık Zafer Tunaya’nın “Cumhuriyet’in siyasi laboratuvarı” dediği[2] II. Meşrutiyet döneminin ilk yıllarında oldukça liberal bir çok partili siyasi hayatı teneffüs eden Osmanlı kamuoyu, doğal olarak kuvvetli fakat bir o kadar da kaotik bir muhalefet dönemi görme şansını da yakalamıştı. İşte bu kısa süreli tecrübeler üzerine kurulan Büyük Millet Meclisi, kafasındaki planları çok önceden tasarlamış olan, kuvvetli karizması ile her daim liderliğe oynayan ve bir bakıma primus interpares (eşitler arasında birinci) olarak da tanımlanabilecek olan Mustafa Kemal Paşa’nın liderliği altında çok sesli ve oldukça demokratik bir yapıya sahipti. Öyle ki, 1920 Nisan- 1923 Nisan aylarında görev yapan birinci Büyük Millet Meclisi’nde oylanan kanunların yalnızca %2,5’si oybirliği ile kabul edilmiştir. Oylanan kanunların %97,5’inde muhalefet söz konusudur[3]. Bu çok sesli Meclis Milli Mücadele’yi başarı ile yürütmüş, bunun yanında pek çok noktada “Meclis nasıl olur?” sorusunun cevabını en derinden veren bir görünüme sahip olmuştur. Doğaldır ki, bu Meclis’te de muhalefet hiç eksik olmamıştır. Öyle ki,  kimi zamanlar muhalefet karşısında oldukça zor duruma kalan Gazi, Meclis’i kapatmayı bile aklından geçirmiş ve İsmet (İnönü) Paşa’nın fikrini almıştır[4].

     İlk günden Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak seçilen Mustafa Kemal Paşa ve çevresi dışında farklı gruplar da mevcuttu. Bu grupların bazıları şu şekildedir: Tesanüt Grubu, İstiklal Grubu, Müdafaa-i Hukuk Zümresi, Halk Zümresi, Islahat Grubu, Yeşil Ordu. Gazi tarafından kendi çevresindekileri konsolide etmek ve kararları rahat almak amacıyla Meclis içerisinde kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk grubu en büyük grup olmakla birlikte, aşağıda zikredeceğimiz üzere çeşitli noktalarda kuvvetli bir muhalefet ortamı yaratan İkinci Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu da mevcuttur[5]. Biz, Birinci Meclis’te muhalefeti anlatmaya çalışırken bu iki grup üzerinden gideceğiz.

  1. İkinci Grup’un Kuruluşu

     Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa, başından beri Meclis’in büyük çoğunluğundan destek görmekle birlikte, Meclis’te kendisine yakın vekillerden bir grup oluşturarak bu grubu örgütlü bir düzen içine sokmayı düşünmüştü. Böyle bir grup sayesinde Meclis çoğunluğuna sürekli hakim olunacak, atılması planlanan adımlar bu grup kanalıyla belirlenecek ve çoğunluğun desteğiyle kolaylıkla gerçekleştirilebilecekti. Mustafa Kemal Paşa’nın düşüncesi kısa sürede hayata geçmiş ve kendisine yakın vekillerden oluşan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu 10 Mayıs 1921 tarihinde kurulmuştur[6]. Meclis’in önemli bir kısmını dışarıda bırakan böyle bir grubun kurulması bazı vekillerin tepkisine yol açmıştır. İleride İkinci Grup’un lideri olacak olan Erzurum Vekili Hüseyin Avni (Ulaş) Bey, Birinci Grup’un kurulmasından iki gün sonra, 12 Mayıs 1921’de bir önerge vermiştir. Önergesinde Hüseyin Bey, böyle bir grubun kurulmasının Meclis’te sanki bir muhalefet varmış gibi görüneceğini, bunun dış kamuoyunda zayıflık izlenimi yaratacağını söylemiş ve şöyle demiştir: “Yarın Anadolu’da Millet Meclisi’nde bu gayeye muhalif insan varmış diye başka bir şekilde zehap hasıl olur. Halbuki Meclis’te buna muhalif kimse yoktur. Bu gaye etrafında ben ve bütün arkadaşlarım bu ana kadar çalıştık. Cihan bilsin ki, Meclis’te buna muhalif kimse yoktur”. Hüseyin Avni Bey’e cevap veren (Birinci Grup’tan) Şeref Aykut Bey, bu grubun Meclis’teki herkese açık olduğunu söylemiştir[7]. Fakat bu grup bütün vekiller içinde bulunsun diye değil, “istenmeyenler içinde bulunmasın” diye kurulmuştu[8].

     Birinci grubun kurulduğu 1921 Mayıs’ından sonra yaklaşık bir yıl boyunca dağınık ve etkisiz bir şekilde fikirlerini savunmaya devam eden muhalif vekiller, 1922 Temmuz’unda İkinci Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’nu kurarak örgütlü bir hale gelmişlerdir. Muhaliflerin örgütlenmelerini bu kadar geciktirmeleri, Demirel’e göre, işgal koşulları altında ulusal birlik ve beraberliğe verdikleri önemden kaynaklanmaktadır. Ancak, iktidar grubunun bazı uygulamaları ve bu uygulamaların giderek dozunu arttırması diğer vekilleri örgütlenerek muhalefet etmeye itmiştir. İkinci Grubun lideri Erzurum Vekili Hüseyin Avni (Ulaş) Bey, 30 Nisan 1923’te İstanbul’da Tevhid-i Efkar gazetesine verdiği bir mülakatta, İkinci Grubun “kurulmak zorunda kaldığını” belirtmektedir. Onlara göre asıl sorun Meclis egemenliğinden “şahıs egemenliğine”, yani diktatörlüğe doğru gidilmesiydi. 1921 Anayasası ile hem hükümetin hem yasamanın hem de yürütmenin başı olan Mustafa Kemal Paşa’ya bir de Başkumandanlık Kanunu ile olağanüstü yetkiler verilmişti. Bununla da kalınmayarak Meclis’in kuruluşundan sonra uygulanan “bakanların vekiller arasından ayrı ayrı adaylardan seçilmeleri” usulü terkedilmiş, böylelikle vekillerin istedikleri adaylar değil, sadece Meclis Başkanı’nın aday gösterdiği kişiler bakan olmaya başlamıştı. Bu durum, yakın geçmişte Enver, Cemal ve Talat Paşaların kişisel yönetimlerini tecrübe eden ve büyük çoğunluğu İstanbul Meclis-i Mebusan’ında görev yapmış olan vekillerde endişelere yol açmıştır[9]. Tüm bu sebeplerden ötürü, Meclis yetkisinin, hukukun üstünlüğünün ve kuvvetler ayrılığının yok sayılarak gücün tek bir kişiye doğru kaydığı şeklindeki görüntü, örgütsüz durumdaki muhalefeti örgütlü bir hale sokmuştur, ya da öyle olmak durumunda bırakmıştır. Bu şartlar altında kurulan İkinci Grup’un kaderi daha baştan bellidir. Onlar, tercih ettikleri isimle “ikinci” olmayı baştan kabul etmektedirler. Zira iktidara gelmek için değil, belirli uygulamalara olan tepkilerini daha organize bir şekilde dile getirmek için bir araya gelmektedirler.

     Birinci Meclis’e dair bugüne kadar pek çalışma yapılmış değildir[10]. Bir diğer deyişle, yakın tarihimizin gölgede kalan konularından biri de Birinci Meclis dönemindeki muhalefettir ve bu konuda yapılan yorumlar genellikle tekrardan ileriye gidememektedir[11]. Resmi tarihin veya bu anlatıma yakın yazarların söylemine bakacak olursak; Atatürk döneminde liselerde okutulan 1931 tarihli resmi Tarih IV kitabında, Meclis’teki muhalefetin bütün Milli Mücadele boyunca zafere ihtimal vermedikleri, daha sonra da muhalefetleriyle Lozan’daki rakiplere cesaret verdikleri belirtilmektedir[12]. Enver Şapolyo’nın yazdıklarına bakarsak,  muhalif ikinci grubun çoğunluğu ulemadır, kısacası “gerici”dir: “Meclis Birinci Grup ve İkinci Grup adıyla ikiye ayrıldı. Birinci Grup Mustafa Kemal’in taraftarı radikaller, İkinci Grup da muhafazakar olup, ekseriyeti ulema sınıfı teşkil ediyordu[13]. Sabahattin Selek ise, biraz daha orta yolu bularak, yine İkinci Grubun ekseriyetinin din adamlarından oluştuğunu belirtmekte ve şöyle demektedir: “İkinci Grup’un, tüm olarak koyu saltanatçı ve hilafetçi bir anlayışta bulunduğunu kabul etmek pek mümkün değildir. Şüphesiz çoğunluk muhafazakâr ve gerici unsurlardan teşekkül etmişti. Fakat ikinci Grup üyeleri içinde fikir ve düşünceleri itibariyle Birinci Grup’ta yer alabilecek kimseler de vardı[14]. Tüm bu değerlendirmeler belirli bir görüş çerçevesinde şekillenen tekrarlardan ibaret olup, son dönemlerde yapılan çalışmalar İkinci Grup’un “gericilik”ten çok daha farklı bir muhalefet anlayışı olduğunu ortaya koymuştur.

  1. Birinci ve İkinci Grup’a Dair Bazı İstatistikler

     Birinci Meclis hakkında bazı istatistikler yayınlayan Ahmet Demirel, buradaki muhalefetin aslında anlatılandan biraz daha farklı bir nitelik taşıdığını belirtmektedir. Birinci Meclis’te 349’u yeni seçilen, 88’i Meclis-i Mebusan kökenli olmak üzere toplam 437 vekil bulunmaktadır. 100 vekilin Meclis üyeliği çeşitli sebeplerle son bulmuştur. Kısacası Birinci TBMM’yi 261’i yeni seçilen, 76’sı İstanbul’dan gelen toplam 337 vekil tamamlamıştır[15]. Birinci Meclis, iki ayrı seçimle gelen milletvekillerinden oluşmaktadır. Meclis’te Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mart 1920 tarihli tamimi uyarınca yeni seçilmiş üyelerin yanı sıra, 1919’da son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ına seçilen ve İstanbul’un işgalinden sonra Ankara’ya gelip TBMM’ye katılan vekiller da vardır. Toplam 437 vekilin 249’u yeni seçilmiş üyelerden oluşurken, Meclis-i Mebusan kökenli vekillerin sayısı 88’dir. Bir başka ifadeyle vekillerin %79.9u yenidir, %20.1’i de İstanbul’dan gelmiştir. Yeni seçilen vekil oranı Birinci Grup’ta %73.3, ikinci grupta %77.8’dir Osmanlı Mebusan Meclisi’nden gelen vekillerin oranı Birinci Grup’ta %26.7, ikinci grupta %22.2’dir. Bağımsız vekillerin ise %13.3ü Osmanlı Mebusan Meclisi kökenlidir[16].

     Vekillerin hepsi doğdukları yerleri temsil etmemektedirler. Bu bakımdan bir kıyaslama yapıldığında İkinci Grup vekillerinin(%73) Birinci Grup vekillerine(%60.9) göre daha yerel olduğu aşikardır. İlerleyen zamanlarda Meclis ile ilişkisi kesilen 82 mebus çıkarılırsa, kalan 355 mebusun yaş ortalaması 43,7’dir. Birinci grubun yaş ortalaması %43.3, ikinci grubun ise %40.2’dir. İkinci grubun çoğu (%54) 40 yaşının altında iken, bu oran Birinci Grup’ta %38.6’dır. Kısacası İkinci Grup, yani muhalefet, Birinci Grup’tan, yani iktidardan daha gençtir. Mebusların %25.4’ü bir yükseköğretim kurumunu bitirmiştir. Medrese mezunu olalar Birinci Grup’ta %17.3, ikinci grupta %14.3’tür. Birinci grubun %50,5’i, ikinci grubun yalnızca %38.1’i en az bir yabancı dil bilmektedir. Meclisin genelinde avukat, gazeteci, bankacı, doktor ve mühendis gibi profesyonel mesleklerin oranı %14; eşraf, çiftçi, toprak sahibi ve aşiret reisi oranı %18,9’dur. Din adamı ise %11.2’dir. Meslek dağılımları iki grup arasında eşit gibidir, fakat çiftçiler Birinci Grup’ta fazladır. Ticaret erbabı ise İkinci Grup’ta fazladır. En dikkat çekici istatistik ise, Birinci Grup’taki din adamı oranının “gerici” denilen İkinci Grup’un üç katı olmasıdır. Birinci Grup üyelerinin %9.9’u, İkinci Grup üyelerinin ise yalnızca %3.2’si din adamıdır[17]. Demirel’in yer verdiği bu istatistiklere göre İkinci Grup Birinci Grup’a göre daha gençtir, daha yereldir, tüccar ağırlıklıdır ve din adamı oranı daha düşüktür.

  1. İkinci Grup’un Muhalefet Ettiği Hususlar ve Bazı Kısa Örnekler

     Birinci Grup’un kurulmasından İkinci Grup’un kurulmasına kadar geçen bir yıllık süre zarfında Meclis’teki dağınık muhalefetin Birinci Grup ile girdiği tartışmaların çok büyük bir çoğunluğu Vekiller Heyeti’nin görev ve sorumlukları, Meclise ait yetkilerin kullanılış biçimi, Başkumandanlık Kanunu, vekil seçimlerinde aday gösterme yönteminin uygulanışı, Meclis Başkanlık Divanı’nın tarafsızlığı, İstiklal Mahkemeleri ve temel hak ve özgürlükler üzerinden gitmektedir[18]. “Gerçekte, tabiatta, dünyada, kuvvetlerin bölünmesi diye bir şey yoktur. Önemli olan idaredir. Hükümet, idareden daha az bağımsız ve daha az önemlidir” diyen ve ömrü boyunca kuvvetler birliği prensibini savunmuş olan[19] Mustafa Kemal Paşa, bu noktada muhalefet tarafından eleştiri ile karşılanmıştır[20]. Meclis ilk açıldığı zaman vekiller arasından ayrı ayrı bakan seçme usulü, Tokat Mebusu Nazım (Resmor) ve Kastamonu mebusu Abdülkadir Kemali (Öğütçü) Beyler gibi Mustafa Kemal Paşa’nın istemediği mebusların dahiliye ve adliye vekillerine seçilmeleri üzerine 4 Kasım 1920’de kaldırılmıştı. Getirilen yeni usule göre bakanlar yalnızca Meclis Başkanı’nın göstereceği adaylar arasından seçilebilecekti. Bu usul, yani seçilecek bakanları Meclis Başkanı’nın seçecek olmasını “Meclis’in yetkilerinin sınırlanması” olarak algılayan muhalif mebuslar ile Mustafa Kemal Paşa’nın grubu arasında şiddetli tartışmalar olmuştur. Muhalefetin çabası neticesinde bu usul 8 Temmuz 1922’de kaldırılmış ve eski usule, yani bakanların vekiller arasından aday gösterilip ayrı ayrı seçilmesi sistemine geri dönülmüştür[21].

     Başkomutanlık Kanunu’nun Meclis’te görüşüldüğü sırada, daha sonra İkinci Grup’un liderlerinden olacak olan Mersin Mebusu Salahattin Köseoğlu Bey, bu ünvanın isminin “Başkomutan” yerine “Başkomutan Vekili” olmasını istemiş,  Mustafa Kemal Paşa buna derhal karşı çıkmıştır. Muhaliflerden Sinop mebusu Hakkı Hami (Ulukan) Bey ise Meclis’in yetkilerinin bir şahıs özeline verilmesinin söz konusu olamayacağını söylemiştir. Başkumandanlık Kanunu muhalefetin 13 ret oyuna karşılık 169 oyla kabul edilmiştir. Fakat bu gizli oylamadır. Açık oylamaya geçildiğinde ise, muhalif oy vermenin dış kamuoyunda zayıflık olarak algılanabileceğini düşünen muhaliflerin tamamı Başkomutanlık Kanunu’na evet oyu vermiştir[22].

     Muhalif mebuslar hukukun üstünlüğünün sağlanması ve kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması konusunda da oldukça titiz davranmışlar, bunların eksikliğinin sorumluluğunu Vekiller Heyeti’ne yükleyerek sert eleştirilerde bulunmuşlardır. Hüseyin Avni Bey, Erzurum’da yayınlanan Albayrak gazetesinde yer alan bir makale sebebiyle, gazetenin yazarlarından Mithat Bey’in tutuklanması konusunu 13 Nisan 1921’de Meclis gündemine getirmiş ve bir gensoru vermiştir. Bu gensoruya karşılık Tunalı Hilmi Bey’in “Gensoru da ne oluyor, cephelerde kan ağlıyor” şeklinde tepkisi üzerine Hüseyin Avni Bey’in verdiği cevap,  muhalefetin savaş zamanında bile kişi hak ve hürriyetlerini ön planda tuttuğunu göstermesi açısından ufak bir örnektir: “Cepheleri tutacak, kanundur, adalettir![23].

     Aynı zamanda İkinci Grup, mevcut İstiklal Mahkemelerinden sonra yeni İstiklal Mahkemelerinin kurulması konusunda da oldukça gönülsüz davranmış ve yoğun bir muhalefette bulunmuştur. İktidar grubunun Amasya ve Batı Anadolu bölgesinde yeni İstiklal Mahkemeleri kurma girişimleri İkinci Grup’un muhalefeti ve engellemesi ile sonuçsuz kalmıştır. Bunun yanında İkinci Grup bazı kanun girişimlerinde de bulunmuştur. 12 Şubat 1923’te “kişi hak ve hürriyetlerini güvence altına alan” ve “tüm memurları kanuni sınırlar içerisinde davranmaya zorlayan” Hürriyet-i Şahsiye Kanun’u İkinci Grup’un oyları ile kabul edilmiştir[24].

     Tüm bunların yanında muhalefet, özellikle de İkinci Grup vekillerinin ağırlıkta olduğu özel bir komisyonun hazırladığı ve 24 Kasım 1921’de Meclis’e sundukları “Heyet-i Vekile’nin vazife ve mesuliyetine dair kanun teklifi” esasında Cumhuriyet’in ilanı sırasında Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis’te savunacağı “kabine sistemine geçişi” ön görüyordu. Bu kanun teklifini veren muhalefetin amacı, diğer örneklerde görüldüğü üzere, şahıs gücünü azaltarak kuvvetler ayrılığı temelinde Meclis’in gücünü arttırmak arzusundan ileri gelmekteydi[25].

  1. Sonuç Yerine

     Sonuç olarak, Birinci Meclis’te çeşitli muhalif gruplar bulunmakla birlikte, en kuvvetlileri olan İkinci Grup’un prensiplerinden ve bazı girişimlerinden kısaca bahsetmeye çalıştık. Bugüne kadar Birinci Meclis’te muhalefet ile ilgili en kapsamlı çalışma Ahmet Demirel tarafından yapılmıştır. Kendisi, İkinci Grup’un aslında Erzurum Kongresi’ndeki Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti mensuplarından oluştuğunu belirtmekte, fakat onların muhalefetinin şahıs diktatörlüğüne gidiş korkusu ve Meclis’in gücünün azalması olduğunu belirtmektedir.

      Ortaya koyulan pek çok örnek de göstermektedir ki, Birinci Meclis’teki asıl “kavga” gericilik-ilericilik değil, kuvvetler birliği ile kuvvetler ayrılığı prensipleri üzerinden gidiyordu. Enver Paşa’nın diktasını tecrübe etmiş olan vekiller, doğal olarak bundan çekiniyorlardı. “Başkomutanlık Kanunu” geçtiği sırada, Enver Paşa’nın da bir zamanlar “Başkomutan Vekili” olduğunu, şimdi Başkomutanlık sıfatının yeni bir Enver doğurabileceğini düşünüyorlardı. Birinci Meclis’in akıbetine gelirsek, Nisan 1923’te, Lozan görüşmelerinin sürdüğü bir sırada alınan seçim kararıyla Meclis seçime gitmiştir. Seçim sonucunda İkinci Grup’un tamamen tasfiye edildiği[26] bir İkinci Meclis oluşturulmuştur. Lozan Antlaşması bu Meclis’te onaylanmış, Cumhuriyet de bu Meclis’te ilan edilmiştir.


KAYNAKÇA

AKYOL, Taha, Atatürk’ün İhtilâl Hukuku, 1. Baskı, Doğan Kitap, İstanbul, 2012.

DEMİREL, Ahmet, Birinci Meclis’te Muhalefet, 1. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994.

DEMİREL, Meral, “Oybirlikli Demokrasi Açısından 1920-1945 arasında TBMM’deki Oylamalar”, Mete Tunçay’a Armağan, (Der. Mehmet Ö. Alkan), 1. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 2007.

GOLOĞLU, Mahmut, Cumhuriyet’e Doğru, Basnur Matbaası, Ankara, 1971.

GÜNEŞ, İhsan, Birinci TBMM’nin Düşünce Yapısı (1920-1923), 1. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1997.

İNÖNÜ, İsmet, Hatıralar, 2. Cilt, Bilgi Yayınları, Ankara, 1987.

SELEK, Sabahattin, Anadolu İhtilali, 2. Cilt, Kastaş Yayınları, İstanbul, 1987.

ŞAPOLYO, Enver Behnan, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, Rafet Zaimler Yayınevi, İstanbul, 1958.

TANÖR, Bülent, Türkiye’de Kongre İktidarları (1918-1920), 4. Baskı, Yapıkredi Yayınları, İstanbul, 2016.

Tarih IV, Devlet Matbaası, İstanbul, 1931.

TUNAYA, Tarık Zafer, “1876 Kanun-ı Esasîsi ve Türkiye’de Anayasa Geleneği”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, Cilt:1, İletişim Yayınları, İstanbul, 1985.

TUNÇAY, Mete, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931), Yurt Yayınları, Ankara, 1981.


ALINTILAR

[1] Bülent Tanör, Türkiye’de Kongre İktidarları (1918-1920), 4. Baskı, Yapıkredi Yayınları, İstanbul, 2016, s. 156-158; 168-169.

[2] Tarık Zafer Tunaya, “1876 Kanun-ı Esasîsi ve Türkiye’de Anayasa Geleneği”, Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi, Cilt:1, İletişim Yayınları, İstanbul, 1985, s. 34.

[3] Meral Demirel, “Oybirlikli Demokrasi Açısından 1920-1945 arasında TBMM’deki Oylamalar”, Mete Tunçay’a Armağan, (Der. Mehmet Ö. Alkan), 1. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 2007, s. 727.

[4] İsmet İnönü, Hatıralar, 2. Cilt, Bilgi Yayınları, Ankara, 1987, s. 107-108.

[5] İhsan Güneş, Birinci TBMM’nin Düşünce Yapısı (1920-1923), 1. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1997, s. 171-192

[6] Ahmet Demirel, Birinci Meclis’te Muhalefet, 1. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994, s. 212.

[7] Demirel, s. 218-219.

[8] Mahmut Goloğlu, Cumhuriyet’e Doğru, Basnur Matbaası, Ankara, 1971, s. 162.

[9] Demirel, 230-231.

[10] Birinci Meclis’te muhalefet üzerine yapılan iki kapsamlı çalışma, İhsan Güneş’in “Birinci TBMM’nin Düşünce Yapısı (1920-1923),  Ahmet Demirel’in “Birinci Meclis’te Muhalefet: İkinci Grup” ve yine Demirel’in “İlk Meclis’in Vekilleri” olarak gösterilebilir.

[11] Ahmet Demirel, Birinci Meclis’te Muhalefet, 1. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994, s. 13-24.

[12] Tarih IV, Devlet Matbaası, İstanbul, 1931, s. 137.

[13] Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, Rafet Zaimler Yayınevi, İstanbul, 1958, s. 416.

[14] Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, 2. Cilt, Kastaş Yayınları, İstanbul, 1987, s. 628.

[15] Demirel, s. 108.

[16] Demirel, s. 137-138.

[17] Demirel, s. 138-150.

[18] Demirel, s. 232-233.

[19] Taha Akyol, Atatürk’ün İhtilâl Hukuku, 1. Baskı, Doğan Kitap, İstanbul, 2012, s. 39-67.

[20] Demirel, s. 240-241.

[21] Demirel, s. 302-303.

[22] Demirel, s. 264-265.

[23] Demirel, s. 375.

[24] Demirel, s. 408-409.

[25] Demirel, s. 39-40.

[26] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931), Yurt Yayınları, Ankara, 1981, s. S. 53-57.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.