İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün İç Yüzü

 

19. yüzyıl ortalarında ABD işçi krizleriyle kaynayan bir kazan gibiydi. Köhneleşmiş kapitalist sistemin altında firavunvari politika takip ederek işçileri köle gibi kullanan ve karşılığında üç kuruş ( ortalama işçi haftalığı kadınlarda 1 dolar, erkekler 3 dolar) para veren kurumsal Amerika hak ettiği tepkiyi almaya başlamıştı.

      1830’lu yıllarda itibaren örgütlenmeye başlayan işçiler daha sonra militan bir gazete olan Awl’ı çıkarmaya başladılar. Awl’ın bir yazısında aynen şunlar yazıyordu;

“Toplumun üreten ve üretmeyen sınıflar olarak ayrılması ve değerin bu sınıflar arasında eşitsiz bir biçimde sağılması bizi bir başka ayrıma – sermaye ve emek ayrımına götürmektedir… Emek artık metalaşmıştır… Çıkarlar çatışması ve düşmanlık topluma girmiş; sermaye ve emek birbirine düşman iki kutup haline gelmiştir”.

     Bu yazılardan da anlaşılacağı üzere ABD sermaye ve emek olmak üzere iki ayrı kutba bölünmüş ve kuyruğunu yiyen bir yılan misali çıkmaza düşmüştü. Özellikle 1857 ekonomik krizi kundura imalatını durma noktasına getirdi ve Lynn’ki işçiler işlerini kaybettiler. Bu olaydan sonra işçiler örgütlenerek yirmi bin kişiyi kapsayan büyük bir greve gittiler.

      İşçi grevleri New York’a da sıçradı ve 8 Mart 1857 tarihinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında onlar da greve başladılar. Ancak bu olayla polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi yanarak can vermişti.

      Daha sonra bu üzücü olayı anmak üzere 8 Mart 1908’de düzenlenen eyleme 40.000 tekstil işçisi kadın katıldı. “Büyük kadın yürüyüşü” olarak anılan bu eylemde kadın işçiler, daha iyi çalışma koşulları, kadınlara oy hakkı ve çocuk emeğine son verilmesi gibi talepleri dile getirmişler fakat umdukları sonucu alamamışlardı.  Tam tersine ekonomik krizden dolayı ücretler epey düşmüş fabrikada kullanılan malların ücretleri bile işçilere kesilmeye başlanmış ve haftalık 75 saate varan mesai saatleri işçilere dayatılmıştı. İş güvenliğine önem verilmemesinden dolayı işçi kazaları tekrar tekrar yaşanmaya başlamıştı. Üstüne üstlük  grev hakları da kısıtlanmıştı.

Daha sonra 4 Aralık 1909 yılında 1000 kadar grevci kadının azmi bazı şartların kabul edilmesini sağlamışsa da Amerika’daki işçi krizleri son bulmamıştır. Triangle fabrikasında çıkan yangında giriş çıkışlarda ki görünür ihmallerden dolayı 14-25 yaş arasında değişen genç kadınlarla kız çocuklarından oluşan 129 kadın işçi yanarak can vermiştir. Bu olaydan sonra yangın kapılarını kilitleyen işverenlerin beraat etmesi ayrı sigortadan yangında kaybettiklerinden çok daha fazlasını alarak yeni bir fabrika kurması ayrı ABD’nin ataerkil kapitalizminin çürümüş zehirli sarmaşıklardan oluşan bir taç gibi tarihini süslemektedir.

      Emekçi kadınların bu kutlu mücadelesi boşa çıkmayacak ve Bolşevik Devrimi sırasında olan grevlerde Rus komünist kadınların da boy göstermesiyle Çar karşılık verir. Fakat bu hareket eylemleri daha da alevlendirmekten başka bir işe yaramaz 1917 yılında feminist Alexandra Kollontay öncülüğünde Uluslararası Kadın Gününde güçlü bir direniş başlatmışlardır. Çar’ın karşılık vermesiyle daha da büyüyen eylemler Şubat Devriminin başlangıcı olmuştur. Daha sonra Lenin 8 Mart 1922 yılından itibaren Uluslararası Kadın Günü olarak kutlanacağını ilan etmek zorunda kalır. Artık birçok ülkede kutlanılan 8 Mart kadınların kozmetikte indirim günü değil can veren işçi kadınların anma günüdür. 8 Mart günü cinsiyeti yüzünden haksızlığa uğrayan tek bir emekçi kadın kalmayana kadar tam anlamıyla kutlu sayılmayacaktır.

KAYNAKÇA

Miller, Sally M. “From Sweatshop Worker to Labor Leader: Theresa Malkiel, a Case Study.” American Jewish History, vol. 68, no. 2, 1978, 189–205

Howard Zinn, Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi; 1492’den Günümüze, Çev. Sevinç Sayan Özer, Ankara, 2018.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.